

Modern Family — Season 6 Episode 8
Kelimeler ve anlamları
624 kelime
Seviye
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
beğeni
Sahnedebir şeye veya birine duyulan sevgi veya ilgi
She has a liking for sweets
Tatlılara karşı bir beğenisi var
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
uygulama
Sahnedetelefon veya bilgisayarda kullanılan program
I downloaded a new app
Yeni bir uygulama indirdim
uygulama
telefon veya bilgisayarda kullanılan bir program
I downloaded a new app
Yeni bir uygulama indirdim
son dakika
bir etkinlikten veya son tarihten hemen önce
I sent the email at the last minute
E-postayı son dakikada gönderdim
son anda
çok geç kalmadan hemen önce
He arrived at the last minute
Son anda vardı
son dakika
yapılabilecek en son zamanda
We had a last minute change of plans
Son dakika plan değişikliği yaşadık
son anda
mümkün olan en son sürede
She finished her work at the last minute
İşini son anda bitirdi
son dakika
olabilecek en son zamanda gerçekleşen
He made a last minute decision
Son dakika kararı verdi
çanta
Sahnedeeşyaları taşımak için kullanılan esnek kap
I have a blue bag
Mavi bir çantam var
yakalamak
bir şeyi yakalamak veya ele geçirmek
He bagged a deer
Bir geyik yakaladı
kapmak
bir şeyi elde etmeyi başarmak
She bagged a promotion
Bir terfi kaptı
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturup dinlenmek
rahatlamak için bir yere oturmak
Please sit down and relax
Lütfen oturun ve rahatlayın
oturmak
oturma pozisyonuna geçmek
Sit down on the chair
Sandalyeye otur
görüşme
resmi veya planlı bir tartışma
We need a sit down to talk about the project
Bu konuyu konuşmak için bir görüşmeye ihtiyacımız var
bu arada
Sahnedeilgili bir yorum eklemek için kullanılır
Incidentally, I saw your brother yesterday
Bu arada, dün kardeşini gördüm
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
sulu
Sahnedeiçeriğinde gereğinden fazla su bulunan
The soup is too watery
Çorba çok sulu
sıcaklık
Sahnedeyüksek sıcaklık
The summer heat is strong
Yaz sıcaklığı güçlüdür
silah
ateşli silah
He was carrying heat
Silah taşıyordu
kızgınlık
dişi hayvanın çiftleşmeye hazır olduğu dönem
The cat is in heat
Kedi kızgınlık döneminde
büyük hesaplaşma
1995 yapımı bir Amerikan suç filmi
Have you seen the movie Heat
Büyük Hesaplaşma filmini izledin mi
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
mükemmellik
Sahnedekusursuz olma durumu
She strives for perfection
O mükemmellik için çabalar
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
yağlamak
Sahnedebir şeyin rahat hareket etmesini sağlamak için üzerine yağ sürmek
He needs to oil the door hinge
Kapı menteşesini yağlaması gerekiyor
yağ
bitki veya hayvanlardan elde edilen kaygan sıvı
I use olive oil for cooking
Yemek pişirmek için zeytinyağı kullanırım
petrol
yer altında bulunan koyu sıvı yakıt
The price of oil is rising
Petrol fiyatları yükseliyor
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
hedef
Sahnedeulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
gülümsemek
mutlu bir yüz ifadesi yapmak
She is smiling
O gülümseyiyor
ee
Sahnededüşünürken yapılan duraksama sesi
Uh, I don't know
Ee, bilmiyorum
şey
cümleye başlarken veya dikkat çekmek için kullanılan sözcük
Uh, can you help me
Şey, bana yardım eder misiniz
hayır
hayır demenin gayriresmi yolu
Uh, I do not want to go
Hayır, gitmek istemiyorum
kesintisiz
hiç ara vermeden
The train ran non stop
Tren hiç durmadan gitti
aktarmasız
hiçbir yerde durmadan yapılan yolculuk
This train is a non-stop service
Bu tren aktarmasız bir sefer
mısır gevreği
Sahnedetahıllardan yapılan ve genellikle sütle yenen kahvaltılık yiyecek
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda mısır gevreği yerim
kahvaltılık gevrek
tahıllardan yapılan bir kahvaltı yiyeceği
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda gevrek yerim
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
çamaşır
Sahnedeyıkanması gereken veya yıkanmış giysiler
I need to fold the laundry
Çamaşırları katlamam gerekiyor
kirli çamaşırlar
yıkanması gereken kirli giysiler
Put your laundry in the basket
Kirli çamaşırlarını sepete koy
İngiliz
SahnedeBirleşik Krallık ile ilgili veya orada yaşayan
He is British
O İngiliz
üstüne geçirmek
bir kıyafeti kolayca giymek
I will slip into my pajamas
Pijamalarımı giyeceğim
sessizce girmek
bir yere belli etmeden sessizce girmek
She managed to slip into the room
Odaya sessizce girmeyi başardı
girmek
yavaşça belirli bir duruma veya hale geçmek
She slipped into a deep sleep
Derin bir uykuya daldı
hindi
SahnedeŞükran Günü veya Noel'de sıkça yenen büyük bir kuş
We ate turkey for dinner
Akşam yemeği için hindi yedik
hindi
Sahnedeeti için yetiştirilen büyük bir kuş
The farmer raises turkeys
Çiftçi hindiler yetiştiriyor
Türkiye
Avrupa ve Asya kıtalarında toprağı bulunan bir ülke
I want to visit Turkey next summer
Gelecek yaz Türkiye'yi ziyaret etmek istiyorum
çileden çıkmak
aniden çok sinirlenmek veya heyecanlanmak
My dad will flip out if he sees the mess
Babam bu dağınıklığı görürse çileden çıkacak
çıldırmak
aniden çok sinirlenmek veya kontrolünü kaybetmek
She will flip out when she sees the mess
Dağınıklığı görünce çıldıracak
sıkıştırmak
Sahnedebir şeyin kenarını başka bir şeyin içine yerleştirmek
He tucked his shirt into his pants
Gömleğini pantolonunun içine soktu
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
şort
diz üstünde biten pantolon
I wear shorts in summer
Yazın şort giyerim
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az zaman alan
The meeting was very short
Toplantı çok kısaydı
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
brownie
Sahnedeküçük bir çikolatalı kek
I love eating brownies
Brownie yemeyi severim
sattı
Sahnedepara karşılığında bir şeyi vermek
He sold his old car
Eski arabasını sattı
ikna olmak
bir şeyi kabul etmeye veya inanmaya ikna olmak
I am sold on this idea
Bu fikre ikna oldum
bayrak
bir işaret olarak kullanılan desenli kumaş parçası
They waved the flag
Bayrağı salladılar
uzun lafın kısası
ayrıntılara girmeden kısaca özetlemek gerekirse
Long story short, I lost my keys
Uzun lafın kısası, anahtarlarımı kaybettim
anlık istek
Sahnedebir şeyi yapma yönündeki ani istek
He bought the car on a whim
Arabayı anlık bir istekle aldı
binmek
Sahnedebir ata veya araca binip gitmek
I ride a horse
Ata binerim
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
baskı yapmak
birini eleştirmek veya rahatsız etmek
My boss likes to ride me about my speed
Patronum hızım konusunda bana baskı yapmayı sever
yolculuk
bir araçla yapılan seyahat
I enjoyed the car ride
Araba yolculuğundan keyif aldım
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
güvenmeyen
Sahnedebaşkalarına güvenmeye istekli olmayan
He is untrusting of strangers
Yabancılara güvenmez
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
selam
Sahnedekarşılama veya iyi dilekler belirten söz veya işaret
He sent a friendly greeting
Dostça bir selam gönderdi
karşılama
birine merhaba deme veya birini kabul etme eylemi
Their greeting was very warm
Karşılamaları çok sıcaktı
selamlama
biriyle karşılaştığınızda söylenen veya yapılan dostça ifade
They exchanged a friendly greeting
Dostça bir selamlama alışverişinde bulundular
selam
birini karşılamak veya selamlamak için yazılan kısa not
She sent a holiday greeting
Bir bayram selamı gönderdi
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
dahil
bir şeye dahil olmak
He is too up in this
Buna çok fazla dahil oldu
yukarısında
bir mekanın üst kısımlarında veya yüksek bir noktasında bulunma durumu
The cat is up in the tree
Kedi ağacın tepesinde
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
merak uyandırıcı
Sahnedeöğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
sürükleyici
dikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
sakinleşmek
Sahnedehareket etmeyi bırakıp durulmak
The children finally settled
Çocuklar sonunda sakinleşti
durulmuş
çökmüş veya sakinleşmiş
The dust settled quickly
Toz hızla çöktü
sabitlenmek
hareket etmeyi bırakıp dengeye gelmek
The structure finally settled
Yapı sonunda sabitlendi
yerleşmek
yeni bir yere taşınıp yaşamaya başlamak
They settled in a new house
Onlar yeni bir eve yerleşti
dalmak
bir yere aniden veya hızla girmek
He plunged into the cold water
Soğuk suya daldı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
panço
Sahnedeyağmurda kuru kalmanızı sağlayan bir kıyafet
I wore a poncho in the rain
Yağmurda panço giydim
kurtulmak
bir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
dökmek
Sahnedebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
dökmek
bir sıvıyı kaptan başka bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
dökmek
bir şeyi bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
doldurmak
Sahnedebir kabın içini doldurmak
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
şirin ve eski
Sahnedeçekici bir şekilde eski moda veya alışılmadık
The village is very quaint
Köy çok şirin ve eski
boyun
Sahnedebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
takı
Sahnedevücuda takılan süs eşyaları
She loves wearing jewelry
O, takı takmayı sever
takı
yüzük veya kolye gibi vücuda takılan süs eşyaları
She wears beautiful jewelry every day
O her gün güzel takılar takar
top
Sahnedesavaşlarda kullanılan büyük silah
The soldier fired the cannon
Asker topu ateşledi
top
tekerlekli veya sabit bir platform üzerindeki büyük ağır silah
The army fired the cannon
Ordu topu ateşledi
boş vakit
Sahnedeçalışılmayan serbest zaman
I read books in my leisure time
Boş vakitlerimde kitap okurum
dizgin
Sahnedeatları yönlendirmek için kullanılan kayışlar veya bir durumu kontrol etme gücü
She pulled on the reins to stop the horse
Atı durdurmak için dizginleri çekti
koyu
Sahnedeaçık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karamsar
Sahnedemutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
ışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık