

Modern Family — 6. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
601 kelime
Seviye
iplik sayısı
Sahnedekumaşın bir inçkaresindeki iplik adedi
These sheets have a high thread count
Bu çarşafların iplik sayısı yüksek
sadece
Sahnedesadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
baltalamak
Sahnedebir planı veya girişimi kasten bozmak
He tried to sabotage her career
Onun kariyerini baltalamaya çalıştı
sabote etmek
bir şeyi kasten bozmak veya tahrip etmek
They tried to sabotage the bridge
Köprüyü sabote etmeye çalıştılar
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
fırın
Sahnedeyiyecek pişirmek veya ısıtmak için kullanılan cihaz
Put the cake in the oven
Keki fırına koy
kaldırmak
Sahnedebir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
arabayla bırakmak
bir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek
yıkmak
Sahnedebir binayı veya yapıyı tamamen yıkmak
They will tear down the old building
Eski binayı yıkacaklar
kötülemek
birini veya bir şeyi olumsuz sözlerle aşağılamak
They tried to tear him down in front of everyone
Herkesin önünde onu kötülemeye çalıştılar
yerden yere vurmak
birini veya bir şeyi çok sert bir şekilde eleştirmek
The critics tore down his latest book
Eleştirmenler onun son kitabını yerden yere vurdu
yıkmak
bir yapıyı veya nesneyi parçalayarak yok etmek
They decided to tear down the old factory
Eski fabrikayı yıkmaya karar verdiler
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
eski sevgili
Sahnededaha önce romantik bir partner olduğu kadın
I still talk to my ex girlfriend
Eski kız arkadaşımla hâlâ konuşuyorum
gözaltı
Sahnedebir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
bir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
mahkeme tarafından karara bağlanan bir konu
They are fighting for custody of their child
Çocuklarının velayeti için savaşıyorlar
dik dik bakmak
Sahnedebirine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
öpüşme
Sahnedesevgi veya şefkat gösterme eylemi
Kissing is a gesture of love
Öpüşmek bir sevgi göstergesidir
öpüşme
sevgi veya şefkat göstergesi olarak dudakları birine değdirme
Kissing is a way to express love
Öpüşme sevgiyi ifade etmenin bir yoludur
öpüşme
iki kişinin dudaklarını birbirine değdirme eylemi
They shared a sweet kissing moment
Tatlı bir öpüşme anı paylaştılar
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
etkilemek
birini belirli bir şekilde davranmaya yöneltmek
His friends got into him to behave badly
Arkadaşları onu kötü davranmaya yöneltti
alkole başlamak
alkol içmeye başlamak
He got into drinking at college
Üniversitedeyken alkol içmeye başladı
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bekleniyor
Sahnedeolması veya varması beklenen
The train is due at 5 PM
Trenin saat 17.00'de gelmesi bekleniyor
tam olarak
tam olarak belirli bir yöne doğru
The wind is blowing due north
Rüzgar tam kuzeyden esiyor
aidat
üyelik ücreti olarak borçlu olunan para
I need to pay my monthly dues
Aylık aidatlarımı ödemem gerekiyor
merak etmek
Sahnedebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
harika
şaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
bilgelik
Sahnededeneyimlerden yola çıkarak doğru kararlar verme yeteneği
He is a man of great wisdom
O, büyük bir bilgeliğe sahip bir adamdır
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
terfi
Sahnededaha yüksek bir işe veya rütbeye yükselme
He got a promotion at work
İş yerinde terfi aldı
tanıtım
bir ürün veya etkinlik hakkında insanları bilgilendirme çalışması
The store is running a promotion for new customers
Mağaza yeni müşteriler için bir tanıtım yapıyor
terfi
daha yüksek veya daha önemli bir işe geçiş
She got a promotion last week
Geçen hafta terfi aldı
moloz
Sahnedetaş tuğla veya beton kırıkları
They cleared the rubble after the fire
Yangından sonra molozları temizlediler
enkaz
yıkılan bir binadan arta kalan taş veya tuğla parçaları
The rescuers searched through the rubble
Kurtarma ekipleri enkazı aradı
moloz
kırılmış taş veya beton parçaları
The workers cleared the rubble
İşçiler molozları temizledi
işaret dili kullanıcısı
Sahnedeişaret dili ile iletişim kuran kimse
She is a signer
O bir işaret dili kullanıcısı
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
gevşek
Sahnedesıkıca tutturulmamış olan
The screw is loose
Vida gevşek
serbest bırakmak
bir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
gevşek
tam olmayan veya dikkatsiz
His definition is a bit loose
Onun tanımı biraz gevşek
gevşek
gergin olmayan rahat hal
He is feeling loose after the yoga class
Yoga dersinden sonra kendini gevşek hissediyor
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
yanak
Sahnedeyüzün yan tarafındaki yumuşak kısım
She kissed him on the cheek
Onu yanağından öptü
kalça yanağı
kalçanın yan tarafındaki etli bölüm
He fell on his right cheek
Sağ kalçasının üzerine düştü
saygısızlık
kaba veya saygısızca konuşma
Do not give me any cheek
Bana saygısızlık etme
tuğla
Sahnedeyapı yapmak için kullanılan sert blok
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
zarif
Sahnedeşık ve etkileyici bir görünüme sahip olan
She looks very elegant
Çok zarif görünüyor
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
film
Sahnedehareketli görüntülerden oluşan sinema yapıtı
I watched a great film
Harika bir film izledim
filme çekmek
kamera ile hareketli görüntüleri kaydetmek
They are filming a movie
Bir film çekiyorlar
film
fotoğraf çekmek için kullanılan ışığa duyarlı maddeyle kaplı ince esnek şerit
I need to buy a new roll of film
Yeni bir rulo film almam gerekiyor
tabaka
bir yüzey üzerindeki çok ince madde kaplaması
There was a thin film of oil on the water
Suyun üzerinde ince bir yağ tabakası vardı
netleştirmek
Sahnedebir şeyi daha anlaşılır hale getirmek
Please clarify your statement
Lütfen ifadenizi netleştirin
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
mutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesajlaşmak
telefondan yazılı ileti göndermek
I will text you later
Sana daha sonra mesaj atacağım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
pratik yapmak
Sahnededaha iyi olmak için bir şeyi düzenli olarak yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
zayıflık
Sahnedegüçsüz olma durumu
She felt a sudden weakness
Ani bir zayıflık hissetti
zaaf
bir şeye karşı koyamadığınız aşırı düşkünlük
I have a weakness for chocolate
Çikolataya karşı bir zaafım var
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
bağ kurmak
Sahnedeortak bir deneyim veya his uyandırmak
This story resonates with my own life
Bu hikaye kendi hayatımla bağ kuruyor
hitap etmek
birinin duygularına güçlü bir şekilde dokunmak
His speech resonated with the audience
Konuşması dinleyicilere hitap etti
etkilemek
birinin güçlü bir duygu hissetmesini sağlamak
Her story really resonated with me
Onun hikayesi beni gerçekten etkiledi
tarif etmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
ayak izi
Sahnedeayağın bıraktığı iz
I saw a footprint in the sand
Kumda bir ayak izi gördüm
ayak izi
bir kişinin veya kuruluşun çevre üzerindeki etkisi
We should reduce our carbon footprint
Karbon ayak izimizi azaltmalıyız
birden fazla
Sahnedebirden fazla olan
There are multiple options
Birden fazla seçenek var
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
yolmak
Sahnedeparmaklarla hızla çekip çıkarmak
She plucked her eyebrows
Kaşlarını yoldu
koparmak
bir şeyi hızla çekerek yerinden çıkarmak
He plucked a flower from the garden
Bahçeden bir çiçek kopardı
cesaret
bir şeyi yapacak yüreklilik veya kararlılık
She had the pluck to stand up to them
Onlara karşı duracak cesareti vardı
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
kulp
Sahnedebir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şey değil
I found nothing
Hiçbir şey bulamadım
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
kadarıyla
Sahnedebir şeyin geçerli olduğu derece
He is responsible only insofar as he signed the contract
Sadece sözleşmeyi imzaladığı kadarıyla sorumludur
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
faktör
Sahnedebir sonucu etkileyen unsur
Price is an important factor
Fiyat önemli bir faktördür
çarpanlarına ayırmak
bir sayıyı veya ifadeyi çarpım şeklinde yazmak
You need to factor the equation
Denklemi çarpanlarına ayırman gerekiyor
hesaba katmak
bir plan veya düşünce sürecine bir şeyi dahil etmek
We must factor in the travel time
Yolculuk süresini hesaba katmalıyız
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı