

Modern Family — 7. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
615 kelime
Seviye
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
gergin
Sahnedeçok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
yara
vücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
güzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
ilişki
Sahnedeiki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilk defa
Sahnedebir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
servet
bir kişinin kazandığı ya da sahip olduğu mal varlığı
She has a lot of money
Çok parası var
değerlendirmek
Sahnedebir durumu kendi lehine kullanmak
He took advantage of the opportunity
Fırsatı değerlendirdi
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You should take advantage of the library
Kütüphaneden yararlanmalısın
suistimal etmek
birini kendi çıkarı için haksızca kullanmak
Don't let them take advantage of you
Onların seni suistimal etmesine izin verme
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this chance
Bu şanstan yararlanmalısın
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this opportunity
Bu fırsattan yararlanmalısın
faydalanmak
bir şeyin iyi yönlerini kazanç sağlamak için kullanmak
I will take advantage of this opportunity
Bu fırsattan faydalanacağım
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
doğa
Sahnedefiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
bir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda olan
I have lots of books
Çok kitabım var
çok
büyük miktarda
I have lots of homework
Çok ödevim var
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya hafif bir duygu belirtmek için kullanılır
My goodness, it is cold today
Aman tanrım, bugün hava çok soğuk
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
aferin
Sahnedeövgü veya teşvik amacıyla kullanılan bir ifade
You won the race! Way to go!
Yarışı kazandın! Aferin!
izlenecek yol
bir şeyi yapmak için seçilen yöntem veya tercih
This strategy is the best way to go
Bu strateji izlenecek en iyi yoldur
aferin
birine iyi iş çıkardığını söylemek için kullanılan söz
You passed the test way to go
Sınavı geçtin aferin
kadife çiçeği
Sahnedeturuncu veya sarı renkli bir çiçek türü
The garden is full of bright marigolds
Bahçe parlak kadife çiçekleriyle dolu
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
elbette
Sahnedeevet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
farklı bir şekilde
Sahnedeaynı şekilde değil, başka bir biçimde
We think differently
Farklı düşünüyoruz
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
tırmanma parkuru
Sahnedeçocukların tırmanarak oynadığı oyun alanı
The kids play on the jungle gym
Çocuklar tırmanma parkurunda oynuyor
tırmanma iskeleti
Sahnedeoyun parklarında tırmanmak için kullanılan yapı
She climbed the jungle gym
O tırmanma iskeletine tırmandı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
düşürmek
bir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
taze hava
Sahnedetemiz ve ferah hava
I need some fresh air
Biraz taze havaya ihtiyacım var
çok farklı
Sahnedebir şeyin diğerinden tamamen farklı olması
This hotel is a far cry from the one we stayed at last year
Bu otel geçen yıl kaldığımızdan çok farklı
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
belirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
inişli çıkışlı dönem
Sahnededuygusal açıdan ani değişiklikler içeren durum
Her life has been a total roller coaster lately
Hayatı son zamanlarda tam bir inişli çıkışlı dönemden geçiyor
hız treni
lunaparklarda bulunan, dik inişleri ve dönüşleri olan hızlı tren
I love riding the roller coaster
Hız trenine binmeyi seviyorum
dalgalanmak
çok hızlı ve öngörülemez şekilde değişmek
Their emotions roller coaster every day
Duyguları her gün dalgalanıp duruyor
hız treni
eğlence parklarında bulunan dik inişleri olan hızlı bir raylı sistem
The roller coaster was very fast
Hız treni çok hızlıydı
inişli çıkışlı dönem
birçok ani değişikliğin yaşandığı durum
My emotions felt like a roller coaster
Duygularım inişli çıkışlı bir dönem gibiydi
şeker
Sahnedeşekerle yapılan küçük ve tatlı yiyecek
Do you want some candy?
Biraz şeker ister misin?
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
saygı
Sahnedehayranlık veya değer verme duygusu
I have high regard for her work
Onun işine büyük saygı duyuyorum
görmek
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I regard this as a success
Bunu bir başarı olarak görüyorum
bakım
bir konunun belirli bir yönü veya ayrıntısı
In this regard, you are right.
Bu bakımda haklısın.
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili olmak veya bir şeye dair olmak
This rule regards all students
Bu kural tüm öğrencileri ilgilendiriyor
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
yük
Sahnedeağır bir ağırlık veya sorumluluk
It is a heavy burden
Bu ağır bir yüktür
tezgah
Sahnedeyemek hazırlanan veya hizmet verilen düz yüzey
Put the keys on the counter
Anahtarları tezgaha koy
sayıcı
nesneleri sayan kişi
He is a fast counter
O hızlı bir sayıcıdır
karşı çıkmak
bir fikre veya argümana ters bir görüş belirtmek
She decided to counter his claim
Onun iddiasına karşı çıkmaya karar verdi
sayaç
sayıları sayan veya gösteren bir cihaz
The electric counter shows how much energy we use
Elektrik sayacı ne kadar enerji kullandığımızı gösteriyor
öğretim kadrosu
Sahnedeüniversite veya okuldaki öğretmenler ve personel
The faculty is meeting today
Öğretim kadrosu bugün toplanıyor
yetenek
zihnin veya vücudun doğal gücü
He lost his faculty of speech
Konuşma yeteneğini kaybetti
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
yaptırmak
birini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
giydirmek
Sahnedebirine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
giysi
vücudu örtmeye yarayan parça
He bought a new piece of clothing
O yeni bir kıyafet aldı
bölme
Sahnedeeşyaları koymak için kullanılan küçük açık alan
Put your backpack in your cubby
Sırt çantanı bölmene koy
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
dev
Sahnedeçok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
devasa
aşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
dev gibi
çok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
folyo
Sahnedemetalden yapılmış çok ince tabaka
Wrap the food in foil
Yemeği folyoya sar
engellemek
bir şeyin gerçekleşmesini önlemek
The police foiled the robbery attempt
Polis soygun girişimini engelledi
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
smokin
Sahnederesmi etkinliklerde giyilen siyah takım elbise
He wore a tux to the wedding
Düğüne smokin giydi
rastlamak
Sahnedebirine tesadüfen rastlamak
I bumped into an old friend at the mall
Alışveriş merkezinde eski bir arkadaşıma rastladım
işe yaramak
Sahnedeiyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
dar
Sahnedeiki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The schedule is very tight
Program çok dar
dar
vücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
zorlu
başa çıkması güç olan
We are in a tight situation
Zorlu bir durumdayız
sıkı
yerinde sağlam bir şekilde tutulan
The lid of the jar is tight
Kavanozun kapağı sıkı
vakit geçirmek
Sahnederahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
ressam
Sahnedeboya ile resim yapan kişi
He is a famous painter
O ünlü bir ressamdır
boyacı
binaları veya yüzeyleri boyayan kişi
The painter is working on the wall
Boyacı duvarda çalışıyor
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
kahve
Sahnedekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
sınıf
Sahnedeokulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
alt
Sahnedebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
havasız
Sahnedesıcak ve rahatsız edici hava
The room is very stuffy
Oda çok havasız
tutucu
eski moda ve aşırı ciddi olan
He is a very stuffy person
O çok tutucu bir insandır
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
bilerek
Sahnedekazara değil, isteyerek
He did it on purpose
Bunu bilerek yaptı
amaç
bir şeyin yapılma nedeni
His purpose is to help everyone
Onun amacı herkese yardım etmektir
kasten
kazara değil bilinçli olarak yapılmış
He broke the cup on purpose
Bardağı kasten kırdı
kasten
bir şeyi planlayarak yapmak
He broke the glass on purpose
Bardağı kasten kırdı
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
his
Sahnedebir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
mantık
açık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
muhteşem
Sahnedeçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun