

Modern Family — 7. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
658 kelime
Seviye
örnek tip
Sahnedeher zaman kurallara uyan ve çok iyi olmaya çalışan biri
She is a goody two shoes at school
O okulda tam bir örnek tip
uslu çocuk
sürekli kurallara uyan ve çok iyi görünmeye çalışan kimse
Stop acting like a goody two shoes
Uslu çocuk gibi davranmayı bırak
fazla uslu kimse
kurallara uyduğu için kendini başkalarından üstün gören kişi
He is acting like a goody two-shoes
Fazla uslu kimse gibi davranıyor
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
içermek
Sahnedebir grubun veya setin parçası olarak bulundurmak
The price includes breakfast
Fiyata kahvaltı dahildir
içermek
bir grubun veya bütünün parçası olarak bulundurmak
The book includes many pictures
Kitap birçok resim içerir
sarı
Sahnedegüneş veya limon gibi parlak bir renk
The sun is yellow
Güneş sarıdır
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
çörek
Sahnedeküçük ve yuvarlak ekmek
I ate a cinnamon bun
Tarçınlı çörek yedim
popo
Sahnedevücudun arka kısmındaki etli bölge
He fell and hurt his bun
Düştü ve poposunu incitti
topuz
saçın döndürülerek yapıldığı yuvarlak şekil
She wears her hair in a bun
Saçını topuz yapıyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
They arrive at the hotel
Otele varıyorlar
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar durumdayken ayaklanmak
I need to get up to reach the book
Kitaba ulaşmak için ayağa kalkmam gerekiyor
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
uyandırmak
birini uykudan kaldırmak
Please get the children up early
Lütfen çocukları erkenden uyandır
kalkıp gitmek
bir yerden uzaklaşmak
I have to get up and leave now
Şimdi kalkıp gitmem gerekiyor
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma
He is willing to help
O yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan büyük ve yumuşak minder
I bought a new mattress
Yeni bir yatak aldım
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
basketbol
Sahnedebir top ve pota ile oynanan oyun
I like playing basketball
Basketbol oynamayı severim
enayi
Sahnedekolayca kandırılabilen kişi
Don't be such a sucker
Bu kadar enayi olma
uğraşmak
Sahnedebir şeyi zaman içinde elde etmeye çalışmak
He is working for his goals
Hedefleri için uğraşıyor
çalışmak
bir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
çalışmak
birinin işinde görev yapmak
I work for a big company
Büyük bir şirket için çalışıyorum
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
partiler
Sahnedeinsanların eğlenmek veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlikler
I love going to parties
Partilere gitmeyi severim
grup
birlikte bir şeyler yapan insan topluluğu
We are meeting with the other parties today
Bugün diğer gruplarla buluşuyoruz
buğulu
Sahnedeince bir tabaka ile kaplı
Her eyes were filmy with tears
Gözleri yaşlardan dolayı buğuluydu
tül gibi
çok hafif, ince ve neredeyse şeffaf olan
She wore a filmy dress
O tül gibi bir elbise giymişti
eşek tekmesi
Sahnededört ayak üzerindeyken bacağı arkaya doğru itme egzersizi
Perform three sets of donkey kicks
Üç set eşek tekmesi hareketi yap
çifte
eşeğin arka ayaklarıyla attığı sert tekme
The donkey gave a donkey kick
Eşek çifte attı
olgunlaşmamış
Sahnedeyaşına göre çocukça davranan
He is very immature for his age
Yaşına göre çok olgunlaşmamış
nakavt etmek
Sahnedebirini bayıltmak veya devam edemez hale getirmek
The boxer knocked out his opponent in the first round
Boksör rakibini ilk rauntta nakavt etti
çabucak hazırlamak
bir şeyi hızla ve kolayca ortaya çıkarmak
She knocked out the report in an hour
Raporu bir saatte çabucak hazırladı
vurarak çıkarmak
sertçe vurarak bir şeyi bulunduğu yerden dışarı atmak
The accident knocked out his tooth
Kaza onun dişini yerinden çıkardı
çabucak bitirmek
bir işi hızlı ve başarılı bir şekilde tamamlamak
I can knock out this report in an hour
Bu raporu bir saatte çabucak bitirebilirim
çarpıcı
çok etkileyici veya çekici olan
She looked a real knock-out at the party
Partide gerçekten çok çarpıcı görünüyordu
ortadan kaldırmak
bir şeyi yok etmek veya bulunduğu yerden çıkarmak
The new law knocked out the old tax exemption
Yeni yasa eski vergi muafiyetini ortadan kaldırdı
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
ders
Sahnedeeğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
bir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
ders
birinin bir şey öğrettiği zaman dilimi
I have a math lesson today
Bugün matematik dersim var
malzeme
Sahnedeözellikle yemeklerde bir karışımın parçası olan şey
This is the main ingredient
Bu ana malzemedir
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
olumsuz
Sahnedeolumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
olumsuz
kötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
iyi olmayan veya zararlı olan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
bir yer
Sahnedebelirli olmayan bir yer
I want to go someplace quiet
Sessiz bir yere gitmek istiyorum
sadece
Sahnedesadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
açılır tavan
Sahnedeotomobilin açılabilen tavan kısmı
Open the sunroof
Açılır tavanı aç
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
biber
Sahnedeyemeklerde kullanılan içi boş sebze
I bought some peppers
Biraz biber aldım
yetiştirmek
Sahnedebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
reaktör
Sahnedenükleer reaksiyon oluşturan makine
The nuclear reactor provides electricity
Nükleer reaktör elektrik sağlar
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
ev sahipliği yapmak
Sahnedebir etkinliği düzenlemek ve yürütmek
Turkey will host the meeting
Türkiye toplantıya ev sahipliği yapacak
ev sahibi
misafirleri bir etkinliğe davet eden kişi
The host was very kind
Ev sahibi çok nazikti
ordu
büyük bir asker grubu
A host of soldiers stood on the hill
Tepede büyük bir asker ordusu duruyordu
ev sahibi
bir etkinlikte konukları ağırlayan ve düzenleyen kişi
He is the host of the party
Partinin ev sahibi o
golf
Sahnedetopun deliklere sokulduğu bir spor
He plays golf on weekends
O hafta sonları golf oynar
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
sahte iyi
Sahnedeçok iyi biriymiş gibi davranan kişi
Stop being such a goody goody
Bu kadar sahte iyi davranmayı bırak
yaltakçı
otoriteyi memnun etmek için aşırı çabalayan kişi
She is a goody goody in class
Sınıfta tam bir yaltakçı
uslu çocuk
her zaman kurallara uyarak otoriteyi memnun etmeye çalışan kimse
Don't be such a goody goody
Bu kadar uslu çocuk olma
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
iyileşmek
Sahnededaha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
almak
bir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
edinmek
bir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
fark etmek
bir şeyi farkına varmak ya da duymak
I picked up a faint sound
Hafif bir ses duydum
artmak
daha güçlü ya da daha fazla hale gelmek
Sales picked up this month
Satışlar bu ay arttı
dik dik bakmak
Sahnedebirine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
hazır
Sahnedebaşlamaya veya devam etmeye hazır
I have my bags, so I'm good to go
Çantalarım yanımda, yani hazırım
dikkat
Sahnedetetikte olmak için yapılan uyarı
Heads up! The ball is coming
Dikkat! Top geliyor
ön bilgi
dikkat etmesi için verilen kısa bilgi
Give me a heads up
Bana önceden haber ver
önceden haber
bir durum hakkında önceden verilen kısa uyarı veya bilgi
I wanted to give you a heads up about the deadline
Seni son teslim tarihi konusunda önceden uyarmak istedim
önceden haber
birine bir şey hakkında önceden bilgi vermek
I gave him a heads up about the deadline
Ona son tarih hakkında önceden haber verdim
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
biraz
Sahnedeküçük bir derecede
I am slightly tired
Biraz yorgunum
ranza
Sahnedeüst üste yerleştirilmiş yatak
I sleep in a bunk beds
Ranzada uyurum
menteşe
Sahnedebir kapıyı çerçevesine bağlayan hareketli parça
The door hinge is squeaking
Kapı menteşesi gıcırdıyor
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
deli
normal şekilde düşünemeyen veya davranamayan
He seemed mad
Deli gibi görünüyordu
baharatlı
Sahnedekeskin ve acı bir tada sahip olan
This soup is too spicy
Bu çorba çok baharatlı
pazar
Sahnedeinsanların mal veya hizmet alıp sattığı yer veya sistem
I go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderim
pazarlamak
bir ürün veya hizmeti tanıtmak veya reklamını yapmak
They market their products online
Ürünlerini internet üzerinden pazarlıyorlar
piyasa
tüketicilerin bir ürüne veya hizmete olan talebi
There is a big market for organic food
Organik yiyecekler için büyük bir piyasa var
satışa hazır
alınmaya veya satılmaya hazır olan
This product is ready for the market
Bu ürün satışa hazır
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
arkada bırakmak
Sahnedebir şeyi yanına almadan ayrılmak
I left my bag behind
Çantamı arkada bıraktım
geride bırakmak
bir şeyi veya birini ardında bırakmak ya da vazgeçmek
Please do not leave your bag behind
Lütfen çantanızı geride bırakmayın
geride bırakmak
bir yere giderken bir şeyi yanlışlıkla yanına almamak
I left my bag behind at the cafe
Çantamı kafede geride bıraktım
geride bırakmak
bir yerden giderken bir şeyi orada kalmasını sağlamak
I left behind my phone
Telefonumu geride bıraktım
gelenek
Sahnedeuzun süredir devam eden uygulama veya alışkanlık
It is a family tradition
Bu bir aile geleneğidir