

Modern Family — 8. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
595 kelime
Seviye
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
kalan
Sahnedeyapılması veya tamamlanması gereken şey
There are two weeks to go before the exam
Sınava iki hafta kaldı
paket
bir restorandan alıp başka yerde yemek için
Two coffees to go please
İki kahve paket olsun lütfen
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
kase
Sahnedeyemek için kullanılan yuvarlak ve derin kap
I have a bowl of soup
Bir kase çorbam var
yuvarlamak
bowling gibi bir oyunda topu yuvarlamak
He bowls the ball slowly
Topu yavaşça yuvarlıyor
turnuva
ödüllü bir yarışma veya müsabaka
They played in the big bowl
Büyük turnuvada oynadılar
top atmak
krikette vurucuya top göndermek
He learned how to bowl
Top atmayı öğrendi
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
kapmak
hızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
mahvetmek
bir şeye büyük zarar vermek
The rain ruined our plans
Yağmur planlarımızı mahvetti
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
konser
Sahnedecanlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
ortaklaşa
başkalarıyla koordineli bir şekilde
They worked in concert to save the park
Parkı kurtarmak için ortaklaşa çalıştılar
kostüm
Sahnedebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
günümüzde
Sahnedeşimdiki zamanda
Nowadays, many people work from home
Günümüzde birçok insan evden çalışıyor
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
kelepir
Sahnedeçok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
adalet
Sahnededürüst ve haklı olma durumu
Everyone deserves justice
Herkes adalet hak eder
hak
hak edilen cezanın verilmesi
Justice was served
Hak yerini buldu
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tatlı patates
Sahnedetatlı ve turuncu renkli bir kök sebze
I love sweet potatoes
Tatlı patatesleri severim
tatlı patates
nişastalı turuncu bir kök sebze
I bought a sweet potato
Bir tatlı patates satın aldım
boyun
Sahnedebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
şeker
Sahnedeşekerle yapılan küçük ve tatlı yiyecek
Do you want some candy?
Biraz şeker ister misin?
insafsız
Sahnedeçok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
Sahnede12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
son zamanlardaki
Sahnedekısa bir süre önce gerçekleşmiş olan
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
yeni
kısa bir süre önce gerçekleşmiş veya yapılmış
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
aramak
Sahnedebir şeyi veya birini bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
sakal
Sahnedeerkeklerin çenesinde ve yanaklarında çıkan kıllar
He has a long beard
Onun uzun bir sakalı var
paravan
birinin gerçek kimliğini veya ilişkisini gizleyen kişi
He used his friend as a beard to hide his true relationship
Gerçek ilişkisini gizlemek için arkadaşını paravan olarak kullandı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
çaldı
Sahnedebaşkasına ait bir şeyi izinsiz almak
He stole my phone
Telefonumu çaldı
şal
omuzlara veya boyna sarılan uzun şal
She wore a silk stole with her dress
Elbisesiyle birlikte ipek bir şal taktı
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi gelmek
Sahnedebir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
konuşma
Sahnedebir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
taraf
Sahnedebir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
bitmek
sona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ad
bir kişiyi ya da şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
I know her name
Onun adını biliyorum
buz küpü
Sahnedeiçecekleri soğutmak için kullanılan donmuş küçük su bloğu
I put an ice cube in my water
Suyuma bir buz küpü koydum
buz küpü
donmuş sudan oluşan küçük blok
I put an ice cube in my drink
İçeceğime bir buz küpü koydum
buz küpü
donmuş küçük su parçası
I put an ice cube in my drink
İçeceğime bir buz küpü koydum
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
aşağılanma
Sahnedeçok küçük düşme veya utanç hissi
He felt a sense of humiliation
Bir aşağılanma hissi duydu
suçlu
Sahnedebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
Sahnedebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
suçlu
yasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
Bayan
Sahnedeevli kadınlar için isimden önce kullanılan unvan
Mrs. Smith is my teacher
Bayan Smith benim öğretmenim
pelerin
Sahnedeomuzların üzerine giyilen bir giysi
The superhero wears a red cape
Süper kahraman kırmızı bir pelerin takıyor
burun
denize doğru uzanan dar kara parçası
The ship sailed around the cape
Gemi burnun etrafından dolaştı
ayrılmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya gitmek
He went off to work
İşe gitti
sert çıkışmak
birine öfkeyle bağırmak veya şikayet etmek
He went off on me for being late
Geç kaldığım için bana sert çıktı
sapmak
belirlenmiş bir plandan veya yoldan uzaklaşmak
We decided to go off the plan
Plandan sapmaya karar verdik
gürültü çıkarmak
ani ve yüksek sesler oluşturmak
The fireworks went off loudly
Havai fişekler yüksek sesle gürültü çıkardı
patlamak
aniden yüksek bir ses çıkarmak
The alarm will go off soon
Alarm yakında patlayacak
kontrol etmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin iyi olup olmadığını görmek için bakmak
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
bakmak
birinin veya bir şeyin iyi olduğundan emin olmak
I check on my plants every day
Her gün bitkilerime bakarım
kontrol etmek
birinin iyi olup olmadığını anlamak için ziyaret etmek
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
kontrol etmek
birinin iyi olup olmadığını anlamak için ona bakmak
I will check on the baby
Bebeği kontrol edeceğim
gözlemek
bir şeyin durumunu anlamak için onu incelemek
I check on the progress of the project
Projenin ilerleyişini gözlüyorum
unuttu
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
He forgot his keys
Anahtarlarını unuttu
unuttu
bir şeyi hatırlamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
utandırıcı
Sahnedebirinin kendini çekingen veya rahatsız hissetmesine neden olan
It was an embarrassing moment for me
Benim için utandırıcı bir andı
utanç verici
birini mahcup veya huzursuz hissettiren durum
It was an embarrassing moment
Bu utanç verici bir andı
mahcup
kendini çekingen veya huzursuz hissetme hali
I felt embarrassing when I tripped
Takılıp düştüğümde mahcup hissettim
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
elma
Sahnedekırmızı veya yeşil kabuklu yaygın bir meyve
I eat an apple every day
Her gün bir elma yerim
elma
New York şehri için kullanılan bir lakap
New York is called the Big Apple
New York'a Büyük Elma denir
dükkan
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the apple to buy some milk
Süt almak için dükkana gidiyorum
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
ayak
Sahnedebacağın uç kısmındaki vücut bölümü
My left foot hurts
Sol ayağım ağrıyor
alt kısım
bir şeyin en alt veya son kısmı
He sat at the foot of the bed
Yatağın ayakucunda oturdu
fut
12 inç'e eşit olan ölçü birimi
The ceiling is ten feet high
Tavan on fut yüksekliğinde
iyi başlangıç
bir işe olumlu bir şekilde başlamak
They got off on the right foot
İşe iyi bir başlangıç yaptılar
karaoke
Sahnedekaydedilmiş müzik eşliğinde şarkı söyleme eğlencesi
We went to a karaoke bar last night
Dün gece bir karaoke bara gittik
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
yedi
Sahnedeyiyecekleri ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
ilaç
Sahnedehastalıkları iyileştirmek için kullanılan madde
Take your medicine every day
İlacını her gün al
tıp
hastalıkların ve yaralanmaların tedavisiyle ilgilenen bilim
He studies medicine at university
Üniversitede tıp okuyor
ilaç
hastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
I take medicine for my headache
Baş ağrım için ilaç alıyorum
parti vermek
Sahnedebir eğlence düzenlemek
She wants to throw a party this weekend
Bu hafta sonu bir parti vermek istiyor
parti vermek
sosyal bir etkinlik düzenlemek ve ona ev sahipliği yapmak
We will throw a party for her birthday
Onun doğum günü için bir parti vereceğiz
parti vermek
bir sosyal etkinlik düzenlemek
We will throw a party tonight
Bu gece bir parti vereceğiz
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
varmak
belirli bir yere giden yol veya rota olmak
This path leads to the beach
Bu yol plaja varır
yol açmak
bir yere gitmeyi sağlayan geçit oluşturmak
This door leads to the garden
Bu kapı bahçeye yol açar
atlatmak
Sahnedebir hastalık veya sorunu aşmak
It took him a week to get over the flu
Gripi atlatması bir haftasını aldı
geçmek
Sahnedebir yere gitmek veya varmak
Can you get over here quickly
Hızlıca buraya gelebilir misin
aşmak
fiziksel bir engelin üzerinden geçmek veya tırmanmak
He had to get over the wall
Duvarı aşması gerekiyordu
kandırmak
birini aldatmak veya yanıltmak
He tried to get over on me
Beni kandırmaya çalıştı
gelecek
Sahnedeşimdiden sonraki zaman dilimi
No one knows what will happen in the future
Gelecekte ne olacağını kimse bilmez
gelecek
şu andan sonra gerçekleşecek olan
We need to think about future generations
Gelecek nesilleri düşünmemiz gerekiyor
gelecek
gelecek olan zaman
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
değer
Sahnedemaddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
yeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
yıkıcı
Sahnedebüyük bir üzüntü veya şok yaratan
The news was devastating
Haberler yıkıcıydı
övmek
Sahnedebiri veya bir şey hakkında olumlu konuşmak
He talked up the city to his friends
Arkadaşlarına şehri övdü
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him up to the project
Onu projeye ikna ettim
övmek
bir şeyi popüler kılmak için hakkında olumlu konuşmak
She talked up the new movie to her friends
Yeni filmi arkadaşlarına övdü
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
Sahnedebirini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
davet etmek
birinden bir yere gitmesini veya bir şey yapmasını istemek
I will invite Sara to dinner
Sara'yı akşam yemeğine davet edeceğim
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
titremek
Sahnedehızla ileri geri hareket etmek
The phone started to vibrate
Telefon titremeye başladı
titreşim
bir cihazı titreten ayar
Put your phone on vibrate
Telefonunu titreşime al
titremek
hızla ileri geri hareket etmek
My phone began to vibrate
Telefonum titremeye başladı
kaldırım
Sahnedeyol kenarında insanların yürümesi için yapılmış beton yol
Walk on the sidewalk
Kaldırımda yürü
kaldırım
yol kenarındaki yürüyüş yolu
The sidewalk is narrow
Kaldırım dar
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
pirinç
Sahnedeyemeklerde kullanılan bir tahıl türü
I like to eat rice
Pirinç yemeyi severim
kuyruk
Sahnedebir şeyin arka kısmı
The dog wagged its tail
Köpek kuyruğunu salladı
yazı
madeni paranın tura olmayan tarafı
Heads or tails
Yazı mı tura mı
takipçi
birini gizlice izleyen kimse
The spy tried to lose his tail
Casus onu takip eden kişiyi atlatmaya çalıştı
hızlı gitmek
özellikle acele ederek süratle hareket etmek
He tailed it to the station
İstasyona hızlıca gitti
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
dinamik
Sahnedeenerji ve hareketlilik dolu olan
She is a dynamic person
O dinamik bir insan
dinamik
insanların veya şeylerin birbirini etkileme biçimi
The team has a great dynamic
Ekibin harika bir dinamiği var
öfke
Sahnedeçok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
kızdırmak
birini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı