

Modern Family — Season 8 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
599 kelime
Seviye
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
Sahnedemutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kıkırdamak
bir şey komik olduğunda alçak sesle gülmek
She laughs quietly
Sessizce kıkırdıyor
gülmek
komik bir şey karşısında sesli tepki vermek
They laugh at the joke
Şakaya gülüyorlar
acil durum
Sahnedebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
İngiliz
SahnedeBirleşik Krallık ile ilgili veya orada yaşayan
He is British
O İngiliz
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
çiçek
Sahnedebir bitkinin renkli kısmı
This flower is red
Bu çiçek kırmızı
çiçek
bitkinin tohum oluşturan renkli kısmı
I gave her a beautiful flower
Ona güzel bir çiçek verdim
kaput
Sahnedebir arabanın motorunu örten metal kapak
Open the car hood
Araba kaputunu aç
kapüşon
bir giysinin başı örten kısmı
Pull up your hood
Kapüşonunu çek
mahalle
insanların yaşadığı yerel bir bölge
He grew up in a rough hood
Sert bir mahallede büyüdü
durum soneki
bir ismin durumunu veya halini belirten sonek
Childhood describes the state of being a child
Childhood kelimesi çocuk olma durumunu tanımlar
havalı olmayan
Sahnedesosyal olarak kabul görmeyen veya iyi olmayan
It is uncool to cheat in a game
Oyunda hile yapmak hiç havalı değil
havasız
modası geçmiş veya popüler olmayan
Wearing socks with sandals is uncool
Sandaletle çorap giymek havasızdır
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
çılgınca
Sahnedeçok aptalca veya mantıksız olan
That is an insane idea
Bu çılgınca bir fikir
vatan
Sahnededoğulan ülke
I love my homeland
Vatanımı seviyorum
sushi
Sahnedesirke ile tatlandırılmış pirinç ve çiğ balık veya diğer malzemelerle yapılan Japon yemeği
Sushi is a healthy meal
Sushi sağlıklı bir yemektir
sushi
balık veya sebzeli soğuk pirinçten yapılan bir Japon yemeği
I like eating sushi
Sushi yemeyi severim
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
oynamak
Sahnedebir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
Batı Yakası Hikayesi
rakip sokak çeteleri hakkında ünlü bir Amerikan müzikali
I watched West Side Story last night
Dün gece Batı Yakası Hikayesi'ni izledim
öpüşmek
romantik bir şekilde öpüşmek
They started to make out
Öpüşmeye başladılar
yapmak
bir şeyi bir maddeden üretmek veya oluşturmak
The desk is made out of oak
Masa meşe ağacından yapılmış
göstermek
birini olduğundan farklı veya belirli bir şekilde yansıtmak
They made him out to be a hero
Onu bir kahraman olarak gösterdiler
çözmek
bir şeyin ne olduğunu veya ne anlama geldiğini anlamak
I cannot make out the sign
Tabelayı çözemiyorum
düzenlemek
bir belgeyi veya çeki alacaklı adına göre doldurmak
Please make out the check to the landlord
Lütfen çeki ev sahibine düzenleyin
geri dönmek
bir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
çekmece
Sahnedemasa veya dolaplarda bulunan çekilerek açılan bölme
Put the keys in the drawer
Anahtarları çekmeceye koy
çizer
resim yapan kimse
He is a talented drawer
O yetenekli bir çizer
çekmece
mobilyaların içindeki kayar bölme
Put your socks in the drawer
Çoraplarını çekmeceye koy
zayıflatmak
Sahnedebirini veya bir şeyi daha az güçlü hale getirmek
He tried to undermine my efforts
Çabalarımı zayıflatmaya çalıştı
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
kayak
Sahnedekar üzerinde kaymak için kullanılan uzun ve dar araç
I have new skis
Yeni kayaklarım var
kayak yapmak
kayaklar yardımıyla kar üzerinde hareket etmek
I like to ski
Kayak yapmayı severim
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
neden
hangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
şaka
Sahnedeinsanları güldürmek için yapılan şey
It was just a silly gag
Bu sadece aptalca bir şakaydı
öğürmek
kusma hissi yaşamak
The smell made me gag
Koku beni öğürttü
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
They tried to gag the witness
Tanığı susturmaya çalıştılar
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
engelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
sessizce girmek
bir yere sessizce ve gizlice girmek
I tried to slip in quietly
Sessizce girmeye çalıştım
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
mükemmel
Sahnedebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
kusursuz
hiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
gergin
Sahnedegergin ve huzursuz hissetmek
She felt tense before the interview
Mülakattan önce gergin hissetti
zaman
eylemin ne zaman yapıldığını belirten fiil biçimi
The verb is in the past tense
Fiil geçmiş zamandadır
kasmak
vücudun bir bölümünü veya bir kası sertleştirmek
He tensed his muscles before the lift
Kaldırmadan önce kaslarını kastı
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
aman
Sahnedebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
konser
Sahnedecanlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
konser
izleyiciler önünde yapılan müzik gösterisi
I bought tickets for the concert
Konser için bilet aldım
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
sıradan
her zamanki gibi olan
This is a regular day
Bu sıradan bir gün
erimek
Sahnedeısı nedeniyle katı halden sıvı hale geçmek
The ice is melting
Buz eriyor
yumuşatmak
birinin duygularını etkileyerek onu hassaslaştırmak
Her smile melted my heart
Gülümsemesi kalbimi yumuşattı
gerçekten
gerçek ve doğru olan
Are you for real?
Gerçekten mi?
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
ağlamaklı
Sahnedegözleri yaşlarla dolu olan
She said goodbye with a tearful face
Ağlamaklı bir yüzle veda etti
numara
Sahnedesihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
hile
birini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
sırtından vurmak
güvenen birine ihanet etmek
He was a close friend but he stabbed me in the back
Yakın arkadaştı ama beni sırtımdan vurdu
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
suçlu
Sahnedebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
Sahnedebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
toplum
Sahnedebirlikte yaşayan insan grubu
We live in a multicultural society
Çok kültürlü bir toplumda yaşıyoruz
dernek
ortak ilgi veya hedefleri olan insan grubu
She is a member of a historical society
O bir tarih derneğinin üyesi
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
herkes
Sahnedeher bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
herkes
tüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
aşırıya kaçmak
Sahnedezararlı olabilecek derecede fazlasıyla tüketmek
He tends to overindulge during the holidays
Tatillerde aşırıya kaçma eğilimindedir
boyunu aşmak
üstesinden gelemeyeceği kadar zor bir durumda olmak
He realized he was in over his head
Boyunu aşan bir işe giriştiğini fark etti
önlemek
Sahnedebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
sözleşme
Sahnederesmi yazılı anlaşma
She signed the contract
Sözleşmeyi imzaladı
yakalanmak
bir hastalığa yakalanmak
He contracted a virus
Bir virüse yakalandı
büzülmek
bir maddenin hacminin küçülmesi
Metals contract when they cool down
Metaller soğuyunca büzülür
sözleşme yapmak
bir işi yaptırmak için yasal anlaşma yapmak
The firm will contract the architect
Firma mimar ile sözleşme yapacak
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
uygun şekilde
Sahnedebir duruma göre yerinde ve doğru olan
Please dress appropriately for the interview
Lütfen mülakat için uygun şekilde giyinin
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
dağıtmak
bir şeyi herkese vermek
The teacher handed out the papers
Öğretmen kağıtları dağıttı
şüpheli
Sahnedebir şeylerin yanlış olduğunu veya birinin dürüst olmadığını hissetme durumu
He looked very suspicious
Çok şüpheli görünüyordu
şüpheli
bir şeyin yanlış veya yasa dışı olduğunu düşündüren
He saw a suspicious car near the house
Evin yakınında şüpheli bir araba gördü
takılmak
belli bir amaç olmadan bir yerde vakit geçirmek
They like to hang around the mall
Alışveriş merkezinde takılmayı severler
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
tek ayak üzerinde zıplamak
Sahnedetek ayak üzerinde zıplayarak ilerlemek
He can hop on one foot
Tek ayak üzerinde zıplayabilir
şerbetçiotu
bira yapımında kullanılan bir bitki
People use hops to flavor beer
İnsanlar birayı tatlandırmak için şerbetçiotu kullanır
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
ayrılmak
bir yerden ayrılmak veya gitmek
He went off to work
İşe gitti
çalmak
alarm gibi cihazların ses çıkarmaya başlaması
The alarm went off at six
Alarm saat altıda çaldı
sert çıkışmak
birine öfkeyle bağırmak veya şikayet etmek
He went off on me for being late
Geç kaldığım için bana sert çıktı
aniden gitmek
bir yerden çabucak veya haber vermeden ayrılmak
She went off without saying goodbye
Veda etmeden aniden gitti
kontrolden çıkmak
aniden kontrolü kaybedip taşkınlık yapmak
He went off when he heard the news
Haberleri duyunca kontrolden çıktı
hilekar
Sahnededürüst veya adil olmayan
He is a crooked politician
O hilekar bir politikacıdır
eğri
düz olmayan veya seviyesiz
The picture on the wall is crooked
Duvardaki resim eğri
yamuk
şekli bozulmuş veya bükülmüş
He has a crooked nose
Onun yamuk bir burnu var
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum