

Modern Family — 8. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
621 kelime
Seviye
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
belirti
bir şeyin var olduğunu gösteren işaret
Dark clouds are a sign of rain
Koyu bulutlar yağmurun belirtisidir
puf sesi
Sahnedeaniden çıkan yumuşak ses
The rabbit disappeared with a few poofs
Tavşan birkaç puf sesiyle kayboldu
aniden kaybolmak
bir şeyin aniden ortadan yok olması
The magician poofs away
Sihirbaz aniden yok olur
ikincisi
Sahnedebir listedeki ikinci maddeyi tanıtmak için kullanılır
Second of all, I am too tired
İkincisi, çok yorgunum
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
indirim
Sahnedeürünlerin indirimli fiyatlarla satıldığı etkinlik
The store is having a big sale
Mağazada büyük bir indirim var
satış
malların para karşılığında verilmesi eylemi
The store made a big sale
Mağaza büyük bir satış yaptı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I supposed it was true
Bunun doğru olduğunu varsaydım
gereken
yapılması zorunlu veya beklenilen
You are supposed to arrive on time
Zamanında gelmen gerekiyor
varsayılan
doğru veya olası olduğu düşünülen
It is a supposed fact
Bu varsayılan bir gerçektir
arabayla geri dönmek
Sahnedebir araçla geri gitmek
I will drive back home
Arabayla eve geri döneceğim
geri püskürtmek
birini zorla geri gitmeye mecbur bırakmak
The soldiers drove back the invaders
Askerler istilacıları geri püskürttü
yıkım
Sahnedeani ve yoğun bir hayal kırıklığı veya üzüntü hissi
Losing the game was a real kick in the gut
Maçı kaybetmek tam bir yıkımdı
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
otel
gezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ad
bir kişiyi ya da şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
I know her name
Onun adını biliyorum
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
çiçek demeti
Sahnedeküçük bir çiçek demeti
She held a posy of daisies
Papatyalardan oluşan küçük bir çiçek demeti tutuyordu
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
paketlemek
Sahnedebir şeyin etrafını kaplamak
I need to wrap the gift
Hediyeyi paketlemem gerekiyor
bitiş
bir film veya etkinliğin sona ermesi
That is a wrap for today
Bugünlük bu kadar, bitti
kavramak
bir konuyu veya durumu anlamak
I cannot wrap my mind around this
Bunu bir türlü kavrayamıyorum
dürüm
içine malzeme sarılmış yassı ekmek
I ate a chicken wrap for lunch
Öğle yemeği için tavuklu dürüm yedim
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
harita
Sahnedebir alanı veya bilgileri gösteren çizim
I need a map
Bir haritaya ihtiyacım var
harita
yerlerin nerede olduğunu gösteren çizim
Look at the map
Haritaya bak
eşlemek
bir şeyi diğeriyle bağlantılandırmak
You need to map these values to the correct items
Bu değerleri doğru öğelerle eşlemeniz gerekiyor
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
fırlatmak
Sahnedebir şeyi kuvvetle havaya atmak
He hurled the ball
Topu fırlattı
kusmak
midedekileri dışarı atmak
He felt like he would hurl
Kusacakmış gibi hissetti
taciz etmek
Sahnedebirini sürekli rahatsız etmek veya ona saldırmak
He tried to harass her
Onu taciz etmeye çalıştı
yüzleşmek
Sahnedebiriyle zorlayıcı bir şekilde karşı karşıya gelmek
I decided to confront him about the lie
Yalanı hakkında onunla yüzleşmeye karar verdim
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesajlaşmak
telefondan yazılı ileti göndermek
I will text you later
Sana daha sonra mesaj atacağım
yavaşça kaybolmak
Sahnedeyavaş yavaş uzaklaşmak veya yok olmak
Time seems to slip away
Zaman uçup gidiyor gibi görünüyor
sıvışmak
fark edilmeden sessizce bir yerden ayrılmak
He managed to slip away from the meeting
Toplantıdan sessizce sıvışmayı başardı
sessizce uzaklaşmak
kimseye görünmeden sessizce gitmek
We decided to slip away early from the party
Partiden erkenden sessizce uzaklaşmaya karar verdik
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
yüklemek
Sahnedebir şeyi bir kaba veya cihaza koymak
Please load the dishwasher
Lütfen bulaşık makinesini doldurun
yığın
bir şeyin büyük miktarı
I have a load of work
Çok fazla işim var
meni
boşalma sırasında salgılanan sperm içeren sıvı
The doctor examined the load
Doktor meni örneğini inceledi
yük
birinin üstlenmesi gereken görev veya sorumluluk
This project is a heavy load for the team
Bu proje ekip için ağır bir yük
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
şömine
Sahnedeısınmak için odun yakılan yer
We sat by the fireplace
Şöminenin yanında oturduk
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
kız arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan kişi
She is my girlfriend
O benim kız arkadaşım
pantolon
Sahnedevücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
küçük düşürmek
birinin pantolonunu şaka olsun diye indirip onu utandırmak
He decided to pants his friend to embarrass him
Arkadaşını utandırmak için pantolonunu indirdi
pantolon
bacakları örten bir giysi türü
I bought new blue pants
Yeni mavi bir pantolon aldım
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
tuhaf
Sahnedeçok sıra dışı veya garip
That is a bizarre story
Bu tuhaf bir hikaye
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
öldürmek
Sahnedebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
cinayet
birini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
saplantılı takipçi
Sahnedebirini gizlice ve saplantılı bir şekilde takip eden kişi
The stalker followed her
Saplantılı takipçi onu takip etti
Takipçi
birini gizlice veya istenmeyen bir şekilde izleyen kişi
The woman was scared of the stalker
Kadın takipçiden korkuyordu
üzerinde bulundurmak
Sahnedebir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
ruh
Sahnedebir kişinin zihninin veya duygularının niteliği
He has a team spirit
Takım ruhuna sahip
ruh
bir insanın fiziksel olmayan kısmı
The human spirit is strong
İnsan ruhu güçlüdür
kaçırmak
birini veya bir şeyi gizlice başka yere götürmek
The spy was spirited away
Casus gizlice kaçırıldı
alkollü içki
güçlü bir alkollü içecek türü
He ordered a strong spirit
Sert bir alkollü içki sipariş etti
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapatmak
bir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
ilişki
Sahnedeiki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
başı dönen
Sahnedekişinin kendisinin veya çevresinin döndüğünü hissetmesi
I feel dizzy
Başım dönüyor
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
yakın
Sahnedeuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
bol paça
Sahnedeyukarıdan aşağıya doğru geniş olan pantolon tarzı
She likes wearing wide leg trousers
Bol paça pantolon giymeyi seviyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
sular
denizin ya da gölün bir bölümü
These waters are calm
Bu sular sakin
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
öğretmen
Sahnededers veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
yerleşimci
Sahnedeyeni bir yere yerleşen kişi
The early settlers built houses here
İlk yerleşimciler buraya evler inşa ettiler
yerleşimci
yeni bir bölgeye kalıcı olarak yaşamaya giden kimse
The early settlers built houses near the river
İlk yerleşimciler nehrin yakınına evler inşa ettiler
öncelikle
Sahnedebir konuya başlarken kullanılan ifade
First off I want to thank you
Öncelikle sana teşekkür etmek istiyorum
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
buluşmak
Sahnedebir proje üzerinde çalışmak için biriyle bir araya gelmek
Let us hook up tomorrow to finish the report
Raporu bitirmek için yarın buluşalım
tek gecelik ilişki yaşamak
Sahnedebiriyle geçici cinsel birliktelik yaşamak
They decided to hook up at the party
Partide tek gecelik ilişki yaşamaya karar verdiler
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
sönüp gitmek
Sahnedezayıf veya başarısız bir şekilde sona ermek
Their plans fizzled out
Planları sönüp gitti
ruh hali
Sahnedebelirli bir zamandaki ruhsal durum
She is in a bad mood today
Bugün ruh hali kötü
havasında
bir şeyi yapma veya ona sahip olma isteği
I am in the mood for pizza
Pizza yeme havasındayım
ruh hali
bir kişinin belirli bir andaki hissetme durumu
She is in a good mood today
Bugün iyi bir ruh halinde
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler