

Modern Family — 9. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
560 kelime
Seviye
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
mini
Sahnedeboyut olarak çok küçük
I have a mini car
Mini bir arabam var
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
çekici
Sahnedecinsel olarak çekici olan
She looks foxy in that dress
O elbisenin içinde çok çekici görünüyor
kurnaz
zekice veya çabuk kavrayan
He is a foxy businessman
O kurnaz bir iş adamı
kurnaz
insanları kandırma konusunda zeki olan
He used a foxy trick to win
Kazanmak için kurnaz bir hile kullandı
sevgililer günü kutlaması
Sahnedebirine sevgiyi ifade etmek için ayrılan gün
Happy Valentines
Sevgililer Günün kutlu olsun
sevgililer günü tatili
Sahnedesevginin ifade edildiği özel gün
I bought a gift for Valentines
Sevgililer Günü için bir hediye aldım
sevgililer günü kartları
SahnedeSevgililer Gününde sevilen birine verilen kart
She received many valentines today
Bugün birçok sevgililer günü kartı aldı
sevgililer günü
14 Şubat'ta aşıklar için olan özel gün
Valentine's Day is on February 14
Sevgililer Günü 14 Şubat'tadır
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
aşık olmak
Sahnedebirine karşı romantik duygular beslemeye başlamak
They fell in love at first sight
İlk görüşte aşık oldular
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
geçen gün
Sahnedebirkaç gün önce
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
geçen gün
çok eski olmayan bir zaman
I saw him the other day
Onu geçen gün gördüm
otoban
Sahnedehızlı araç seyahati için büyük yol
We took the freeway to the city
Şehre gitmek için otobanı kullandık
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
Katolik
SahnedeRoma Katolik Kilisesi ile ilgili
She is Catholic
O Katolik
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
çok çirkin
Sahnedebakılması rahatsız edici derecede çirkin
That dress is hideous
O elbise çok çirkin
yerinden etmek
Sahnedebirini bulunduğu konumdan çıkarmak veya değiştirmek
I was bumped from the flight
Uçuştan çıkarıldım
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişkiye girmek
They bumped
Cinsel ilişkiye girdiler
çarpmak
bir şeye vurmak veya çarpmak
I bumped into the table
Masaya çarptım
şişlik
bir yüzeydeki küçük kabarık alan
He has a bump on his head
Başında bir şişlik var
yerinden etmek
birini bulunduğu pozisyondan çıkarmak
They bumped me from the flight
Havayolu beni uçuştan çıkardı
artış
miktarda veya seviyede ani yükseliş
We need a salary bump
Maaş artışına ihtiyacımız var
tok ses
müzikte derin ve ağır bas sesi
I can hear the bass bump
Basın tok sesini duyabiliyorum
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
telefon
arama yapmak ve mesaj göndermek için kullanılan cihaz
I use my phone every day
Telefonumu her gün kullanırım
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
Sahnedebir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
origami
Sahnedekağıt katlama sanatının Japonca adı
I love making origami
Origami yapmayı seviyorum
kağıt katlama sanatı
kağıtları katlayarak çeşitli şekiller oluşturma sanatı
Origami creates beautiful shapes
Origami güzel şekiller oluşturur
altı
Sahnede6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
ayrıca
Sahnedeek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ritim
Sahnedesesin veya hareketin düzenli akışı
He spoke with a gentle cadence
Nazik bir ritimle konuştu
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
ısırık
Sahnedebir hayvanın dişlerinden kaynaklanan yara
He has a dog bite on his leg
Bacağında bir köpek ısırığı var
lokma
hızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
ısırmak
dişlerle bir şeyi kavramak
The dog wants to bite the toy
Köpek oyuncağı ısırmak istiyor
kesit
bir konuşmanın veya gösterinin kısa bir bölümü
I heard a sound bite on the news
Haberlerde bir ses kesiti duydum
hazırlanmak
Sahnedebir şey için hazır hale gelmek
Get ready for school
Okul için hazırlan
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
bitmek bilmeden
Sahnedehiç durmadan
She talked endlessly
Bitmek bilmeden konuştu
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
onun yerine
alternatif bir seçenek olarak
There was no coffee, so I drank tea instead
Kahve yoktu, bu yüzden onun yerine çay içtim
yerine
bir şeyin veya birinin yerine
I chose tea instead of coffee
Kahve yerine çay seçtim
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
kaçmak
Sahnedetehlikeden kurtulmak için uzaklaşmak
They had to flee the city
Şehirden kaçmak zorunda kaldılar
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
gömmek
bir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ıh ıh
Sahnedehayır demenin gayriresmi yolu
Do you want more? Uh uh
Daha ister misin? Ih ıh
hayır
hayır demek için kullanılan ses
He went uh-uh when I offered him some food
Ona yemek teklif ettiğimde hayır anlamında bir ses çıkardı
beyni durmuş
Sahnededüşünemez veya tepki veremez durumda olmak
I feel brain dead after this exam
Bu sınavdan sonra beynim durmuş gibi hissediyorum
beyinsiz
Sahnedeçok aptal veya zekadan yoksun
That idea is brain dead
O fikir çok beyinsiz
beyin ölümü gerçekleşmiş
beyin fonksiyonlarının tamamen durmuş olması
The patient was declared brain dead
Hastanın beyin ölümünün gerçekleştiği ilan edildi
kademe
Sahnedebir ölçekteki derece veya adım
Turn the volume up one notch
Sesi bir kademe artır
çentik atmak
bir şeye küçük bir kesik veya işaret yapmak
He notched the wood to mark the spot
Noktayı işaretlemek için tahtaya çentik attı
daha seksi
Sahnedefiziksel olarak daha çekici veya cazibeli
She looks sexier in that dress
O elbiseyle daha seksi görünüyor
çok
Sahnedeçok anlamında kullanılan gayriresmi kelime
That's mucho better
Bu çok daha iyi
bari
Sahnedeyapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
iyi görünümlü
Sahnedebakması hoş olan
She is very good looking
O çok iyi görünümlü
yakışıklı
dış görünüşü göze hoş gelen
He is a very good looking person
O çok yakışıklı bir insan
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
saçma
Sahnedeinandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
çok şükür
Sahnederahatlama veya minnettarlık ifadesi
Thank god you are safe
Güvende olduğun için çok şükür
şükretmek
kötü bir şey yaşanmadığı için mutlu hissetmek
I thank God that we are safe
Sağ salim olduğumuz için şükrediyorum
çok şükür
bir durumdan mutlu olunduğunda söylenen ifade
Thank God we are here
Çok şükür buradayız
altında
Sahnedebir şeyin tam altında
The cat is underneath the table
Kedi masanın altında
alt
bir şeyin altında kalan kısım
I looked underneath the car
Arabanın altına baktım
her ihtimale karşı
Sahnedeolası bir duruma karşı önlem olarak
Take an umbrella just in case
Her ihtimale karşı bir şemsiye al
her ihtimale karşı
olası bir duruma hazırlıklı olmak için yapılan şey
I took an umbrella just in case
Her ihtimale karşı yanıma bir şemsiye aldım
ünlü isimleri zikretmek
Sahnedebaşkalarını etkilemek için tanınmış kişileri tanıdığını belirtme eylemi
He is always name dropping to seem important
Önemli görünmek için her zaman ünlü isimleri zikrediyor
ünlü isimleri zikretme
başkalarını etkilemek için tanıdığı ünlü kişilerden bahsetme
He is known for name dropping
O ünlü isimleri zikretmesiyle tanınır
kız
Sahnedekadın veya kız için kullanılan gayriresmi bir kelime
She is a great gal
O harika bir kız
erimiş
Sahnedeısı ile sıvı hale gelmiş
The molten metal was poured into the mold
Erimiş metal kalıba döküldü
büyük olay
Sahnedeçok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
pek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
gelincik
Sahnedeparlak kırmızı veya turuncu renkli yabani bir çiçek
The field is full of red poppies
Tarla kırmızı gelinciklerle dolu
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
eski usul
Sahnedeeski yöntemleri veya tarzları takip eden
He has an old school style
Onun eski usul bir tarzı var
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
ilk defa
Sahnedebir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
canavar
Sahnedeargo kullanımda etkileyici veya mükemmel olan şey
Check out this bad boy
Şu canavara bir bak
asi çocuk
kuralları çiğneyen davranışlar sergileyen erkek
She likes the bad boy
O asi çocuklardan hoşlanıyor
hafif
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olan
He called her slutty
Ona hafif dedi
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
belirli
Sahnedeaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
belirli
net bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
saç
Sahnedeinsanın başında bulunan saçlar
She has a beautiful head of hair
Güzel saçları var
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
saç kesimi
Sahnedesaçın kesilme ve şekillendirilme biçimi
I need a haircut
Saçlarımı kestirmem gerekiyor
değer kesintisi
bir varlığın veya yatırımın değerinde yapılan indirim
The bondholders had to accept a haircut
Tahvil sahipleri bir değer kesintisini kabul etmek zorunda kaldı
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
başlangıç olarak
Sahnedeher şeyden önce
To begin with we need a plan
Başlangıç olarak bir plan yapmalıyız
başlamak
bir eyleme ilk adımı atmak
Let us begin with the first chapter
İlk bölümle başlayalım