

Modern Family — Season 10 Episode 8
Kelimeler ve anlamları
582 kelime
Seviye
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
çaylak
Sahnedebir konuda yeni olan kişi
I am a newbie at this game
Bu oyunda çaylağım
içini dökmek
özel duyguları veya sırları biriyle paylaşmak
He opened up to his friend
Arkadaşına içini döktü
açmak
kapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
açmak
bir işletme kurmak
They opened up a new shop
Yeni bir dükkan açtılar
maruz bırakmak
bir şeyi veya kişiyi bir duruma karşı savunmasız veya erişilebilir hale getirmek
His behavior opens him up to criticism
Davranışları onu eleştiriye açık hale getiriyor
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
bastırmak
Sahnedebir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
basın
haber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
suçlamada bulunmak
birini resmen yasal olarak suçlamak
They decided to press charges against him
Ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdiler
acil
hemen ilgilenilmesi gereken
This is a press deadline
Bu acil bir son teslim tarihi
evlenmek
Sahnedebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
eşi olan
He is married
O evli
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
destekçi
Sahnedebir şeyi destekleyen veya tanıtan kimse
He is a strong booster of the local arts scene
O yerel sanat ortamının güçlü bir destekçisidir
takviye
bir şeyi daha iyi veya daha güçlü hale getiren şey
This vitamin acts as a booster
Bu vitamin takviye görevi görüyor
pençeletmek
bir ayakkabının alt tabanını yenilemek
I need to get my boots resoled
Botlarımı pençeletmem gerekiyor
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
He worked hard to succeed
Başarmak için çok çalıştı
yerine geçmek
birinin görevini veya yerini devralmak
He will succeed his father as CEO
Babasının yerine CEO olarak o geçecek
futbol
Sahnedeiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
yığın
Sahnedeüst üste konulmuş şeyler grubu
There is a pile of books on the table
Masanın üzerinde bir kitap yığını var
yığmak
nesneleri üst üste koyarak birikinti oluşturmak
He piled the books on the desk
Kitapları masanın üstüne yığdı
banyo
Sahnedevücudun küvette yıkanması eylemi
I take a bath every day
Her gün banyo yaparım
banyo
yıkanmak için kullanılan yer veya küvet
The bath is large
Banyo büyük
banyo
kuşların yıkanması için kullanılan su kabı
The birds played in the bath all day
Kuşlar bütün gün banyoda oynadı
yıkamak
birini veya bir şeyi su ile temizlemek
Please bath the baby gently
Lütfen bebeği nazikçe yıka
web sitesi
Sahnedeinternette bilgi içeren sayfa veya sayfalar topluluğu
Visit our website for more information
Daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edin
web sitesi
internette belirli bir konu veya kişi hakkında bilgi içeren sayfalar bütünü
I visited the company website
Şirketin web sitesini ziyaret ettim
web sitesi
internette bilgi veya hizmet sunan yer
I found this information on a website
Bu bilgiyi bir web sitesinde buldum
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
gölge
Sahnedeışığın engellenmesiyle oluşan karanlık alan
The tree casts a long shadow
Ağaç uzun bir gölge oluşturur
far
göz kapaklarına sürülen renkli toz makyaj malzemesi
She is wearing blue eye shadow
Mavi göz farı sürüyor
takip etmek
birinin yaptığı işi öğrenmek için onu yakından izlemek
I will shadow the manager to learn the job
İşi öğrenmek için müdürü takip edeceğim
raydan çıkmak
Sahnedebir trenin rayların dışına çıkması
The train derailed near the station
Tren istasyonun yakınında raydan çıktı
raydan çıkarmak
bir planın veya sürecin ilerleyişini bozmak veya durdurmak
The unexpected news derailed our plans
Beklenmedik haber planlarımızı raydan çıkardı
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
kutluyor
Sahnedeözel bir gün için bir şey yapmak
We are celebrating her birthday
Onun doğum gününü kutluyoruz
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yetersiz çalışan
iş yerinde beklenen performansı sergileyemeyen kişi
The manager was unhappy with the underperformer
Müdür yetersiz çalışandan memnun değildi
öğretmen
Sahnededers veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
Hip hip hurra
sevinç veya onay belirtmek için kullanılan bir ünlem
Hip hip hooray for our team
Takımımız için hip hip hurra
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
keyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
atletizm
Sahnedekoşu atlama ve atma gibi güç veya hız gerektiren sporlar
She participates in school athletics
Okuldaki atletizm etkinliklerine katılıyor
sportif
spor yapmada veya fiziksel aktivitelerde başarılı olan
He is very athletic
O çok sportiftir
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
değer
Sahnedebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
etkilemek
Sahnedebirinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
etkilemek
birinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
yönerge
Sahnedeuyulması gereken öneri veya kural
Please follow the safety guidelines
Lütfen güvenlik yönergelerine uyun
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
birine karşı talepkar veya katı olan
My teacher is very tough
Öğretmenim çok serttir
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
yanlışlıkla
Sahnedeistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
aynı fikirde olmak
Sahnedeaynı görüşe veya karara sahip olmak
I agree with your decision
Kararına katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
onaylamak
aynı şekilde düşündüğünü söylemek
He agreed with me
Beni onayladı
katılmak
aynı görüşe sahip olmak
Do you agree
Katılıyor musun
zemin
Sahnedebir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
gücenme
Sahnedebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
sütyen
Sahnedegöğüsleri destekleyen bir iç çamaşırı
She bought a new bra
Yeni bir sütyen aldı
moda
Sahnedekıyafet veya davranışlardaki popüler eğilim
This style is in fashion now
Bu tarz şu an moda
şekillendirmek
bir şeyi belli bir biçime sokmak
He fashioned a tool from a stone
Taştan bir alet yaptı
aşırmak
Sahnedebirine ait olanı yasadışı yollarla ele geçirmek
He tried to poach the company's best clients
Şirketin en iyi müşterilerini aşırmaya çalıştı
poşe yapmak
yiyecekleri az miktarda sıvıda yavaşça pişirmek
I like poached eggs for breakfast
Kahvaltıda poşe yumurta severim
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta sonu tatili
SahnedeCuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
hafta sonu
cumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
oyy
Sahnedesevimli veya dokunaklı bir şey karşısında söylenen ünlem
Aww, look at the baby
Oyy, bebeğe bak
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
beyefendi
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik terim
This gentleman is waiting
Bu beyefendi bekliyor
beyefendi
nazik ve görgülü erkek
He is a real gentleman
O gerçek bir beyefendi
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
maaş
Sahnedeiş karşılığında alınan düzenli ücret
He has a high salary
Maaşı yüksek
maaş
bir iş karşılığında kazanılan para
She earns a high salary
O yüksek bir maaş alıyor
aylık
düzenli aralıklarla ödenen para
The salary is paid on time
Maaş zamanında ödeniyor
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
burger
Sahnedeiçinde köfte olan bir sandviç
I ate a burger for lunch
Öğle yemeği için burger yedim
hamburger
ekmek arasında sunulan yuvarlak et parçası
The burger is too salty
Hamburger çok tuzlu
burger köftesi
et veya sebzeden yapılmış yassı yuvarlak köfte
Grill the burger for five minutes
Burger köftesini beş dakika pişir
hamburger
ekmek içinde et veya sebzeden oluşan yuvarlak yiyecek
He likes fish burgers
Balık hamburgerini sever
yumruklama
Sahnedebirine veya bir şeye sürekli olarak vurma eylemi
The boxer won the match with a relentless pummeling
Boksör maçı amansız bir yumruklama ile kazandı
mizah anlayışı
komik olma veya insanları güldürme yeteneği
She has a great sense of humor
Harika bir mizah anlayışı var
lolipop
Sahnedeçubuk üzerindeki şekerleme
I have a red lollipop
Benim kırmızı bir lolipopum var
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
cinsiyet
Sahnedeerkek veya kadın olma durumu
Gender equality is important
Cinsiyet eşitliği önemlidir
cinsiyet
bir türün erkek veya dişi ayrımı
What is the gender of the bird
Kuşun cinsiyeti nedir
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
kutsamak
SahnedeTanrı'dan birini korumasını veya ona yardım etmesini istemek
God bless you
Tanrı seni kutsasın
şanslı hissetmek
kendini çok şanslı veya minnettar hissetmek
I feel blessed to have such a great family
Harika bir aileye sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum
kutsamak
birini zarardan korumak için kutsamak
May God bless you and keep you safe
Tanrı seni kutsasın ve güvende tutsun
kutsamak
birine mutluluk veya iyilik vermek
Her kindness blesses those around her
Onun nezaketi çevresindekileri mutlu eder
evlat edinmek
Sahnedebir çocuğu yasal olarak kendi çocuğu olarak kabul etmek
They decided to adopt a child
Bir çocuk evlat edinmeye karar verdiler
benimsemek
yeni bir tutum veya inancı kabullenmek
They adopted a new approach
Yeni bir yaklaşım benimsediler