

Modern Family — 11. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
565 kelime
Seviye
uykulu
Sahnedeuyuma ihtiyacı hisseden
I feel sleepy
Uykulu hissediyorum
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
düşmek
Sahnedebir yüzeyden veya nesneden ayrılıp yere inmek
The picture fell off the wall
Resim duvardan düştü
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
ima etmek
Sahnedebir şeyi doğrudan söylemeden dolaylı yoldan belirtmek
Are you insinuating that I lied?
Yalan söylediğimi mi ima ediyorsun?
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeden hissettirmek
He insinuated that I was lying
Yalan söylediğimi ima etti
yaya
Sahnedeyolda yürüyen kişi
The pedestrian crossed the street
Yaya karşıya geçti
sıradan
ilgi çekici veya özel olmayan
The movie had a pedestrian plot
Filmin sıradan bir konusu vardı
açık renkli
Sahnedekoyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
esas
Sahnedebir şeyin en önemli kısmı olan
He has a basic knowledge of the topic
Konu hakkında esas bir bilgiye sahip
temel
karmaşık veya ileri düzeyde olmayan
It is a basic idea
Bu temel bir fikir
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
ebeveynlik
Sahnedeçocuk yetiştirme eylemi
Parenting can be difficult
Ebeveynlik zor olabilir
Ebeveynlik
çocuk yetiştirme süreci
Parenting is a difficult but rewarding job
Ebeveynlik zor ama ödüllendirici bir iştir
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
bağlı
Sahnedeiple veya başka bir şeyle sıkıca tutturulmuş
The prisoner was bound in chains
Mahkum zincirlerle bağlanmıştı
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
kesin
gerçekleşmesi neredeyse kaçınılmaz olan
It is bound to rain today
Bugün yağmur yağması kesin
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
biblo
Sahnededeğersiz küçük süs eşyası
She bought some tchotchkes at the market
Pazardan birkaç biblo aldı
betimlemek
Sahnedebirini veya bir şeyi belirli bir şekilde göstermek veya tanımlamak
The movie portrays him as a hero
Film onu bir kahraman olarak betimliyor
züppe
Sahnedekendini diğerlerinden üstün gören kişi
He is such a snob
O tam bir züppe
suçlamak
Sahnedebirini bir sorundan sorumlu tutmak
Do not point the finger at me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
lise
Sahnedeöğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
lise
ergenlerin eğitim gördüğü okul
She is a high-school student
O bir lise öğrencisi
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
sokağa çıkma yasağı
Sahnedebelirli bir saate kadar evde olma zorunluluğu
The city has a midnight curfew
Şehirde gece yarısı sokağa çıkma yasağı var
yeniden çekmek
Sahnedebir sahneyi veya filmi tekrar kayda almak
They had to reshoot the final scene
Son sahneyi yeniden çekmek zorunda kaldılar
yeniden çekmek
bir sahneyi veya filmi tekrar kaydetmek
They had to reshoot the final scene
Final sahnesini yeniden çekmek zorunda kaldılar
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
yönetmenlikle ilgili
Sahnedebir filmi veya tiyatro oyununu yönetme ile bağlantılı
His directorial style is unique
Yönetmenlik tarzı çok benzersiz
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
gerçekten
sahiden ve şaka yapmadan
I seriously want to help
Gerçekten yardım etmek istiyorum
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
kuşkucu
Sahnedeinsanların sadece kendi çıkarları için hareket ettiğine inanan
She is cynical about love
Aşk konusunda kuşkucu
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
gidip getirmek
Sahnedebir şeyi gidip geri getirmek
Can you fetch the ball?
Topu getirir misin?
etmek
belirli bir fiyata satılmak
This antique will fetch a high price
Bu antika yüksek bir fiyata satılacak
rozet
Sahnedekim olduğunuzu göstermek için taktığınız küçük bir işaret
He wears a name badge
O, bir isim rozeti takıyor
güney
Sahnedekuzeyin karşıtı olan yön
The birds fly south in winter
Kuşlar kışın güneye uçar
bozulmak
bir durumun ters gitmesi veya kötüye gitmesi
The business deal went south
İş anlaşması bozuldu
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
bilim insanı
Sahnedebilimsel çalışmalar yapan kişi
The scientist analyzed the data carefully
Bilim insanı verileri dikkatlice analiz etti
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
İngiliz
SahnedeBirleşik Krallık ile ilgili veya orada yaşayan
He is British
O İngiliz
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ad
bir kişiyi ya da şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
I know her name
Onun adını biliyorum
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
amaca ulaşmak
Sahnedehedeflenen sonuca varmak
It took time but we finally got there
Zaman aldı ama sonunda amaca ulaştık
varmak
bir yere veya varış noktasına ulaşmak
We will get there by noon
Öğlene kadar oraya varacağız
ilerleme kaydetmek
bir hedefe doğru yol almak veya gelişme göstermek
We are slowly getting there with our project
Projemizde yavaş yavaş ilerleme kaydediyoruz
duygu
Sahnedesevgi, öfke veya üzüntü gibi güçlü bir his
Love is a strong emotion
Sevgi güçlü bir duygudur
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
nötrino
Sahnedeelektriksel yükü olmayan küçük parçacık
Neutrinos pass through matter
Nötrinolar maddelerin içinden geçer
iddia etmek
Sahnedebir şeyi kesin ve güçlü bir şekilde söylemek
He asserted his innocence
Masum olduğunu iddia etti
içgüdü
Sahnededüşünmeden bir şeyi bilmenin doğal yolu
Birds build nests by instinct
Kuşlar içgüdüyle yuva yapar
suçlu
Sahnedebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
Sahnedebir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
suçlu
yasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
park
Sahnedeağaçların ve çimlerin olduğu kamusal alan
I go to the park
Parka giderim
park etmek
bir aracı bir yere bırakmak
Park the car here
Arabayı buraya park et
kurulmak
bir yere rahatça yerleşip oturmak
You can park yourself on the couch
Koltuğa kurulabilirsin
değerlendirme
Sahnedebir şeyin değerinin veya niteliğinin resmi olarak belirlenmesi
She received a positive performance appraisal
Olumlu bir performans değerlendirmesi aldı
vazgeçmek
Sahnededenemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
ümidini kesmek
birinin gelişeceğine veya bir şeyin başarılı olacağına dair umudunu yitirmek
Do not give up on your dreams
Hayallerinden ümidini kesme
ümidi kesmek
birine veya bir şeye yardım etme ya da onu değiştirme çabasına son vermek
I will not give up on you
Senden ümidi kesmeyeceğim
vazgeçmemek
birini desteklemeye devam etmek ve ona yardım etmekten vazgeçmemek
I will not give up on my friend
Arkadaşımdan vazgeçmeyeceğim
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
sular
denizin ya da gölün bir bölümü
These waters are calm
Bu sular sakin
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
elinden gelenin en iyisi
gösterebileceğin en yüksek çaba
I did my best
Elimden gelenin en iyisini yaptım
araştırma
Sahnedegerçekleri ortaya çıkarmak için yapılan sistematik inceleme
She is doing research on cancer
Kanser üzerine araştırma yapıyor
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
Sahnedebaşlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
şaheser
Sahnedeçok başarılı olan sanat eseri veya çalışma
This painting is a masterpiece
Bu tablo bir şaheserdir
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
eski usul
Sahnedeeski yöntemleri veya tarzları takip eden
He has an old school style
Onun eski usul bir tarzı var
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir yorum eklemek için kullanılır
Anyways, I must go now
Neyse, artık gitmem lazım
kanepe
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun yumuşak koltuk
I sat on the couch
Kanepeye oturdum
ifade etmek
bir düşünceyi belirli bir biçimde dile getirmek
The request was couched in polite terms
İstek nazik bir dille ifade edilmişti
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
heykel
Sahnedetaş veya metalden yapılmış insan veya hayvan modeli
The statue is made of marble
Heykel mermerden yapılmıştır
kaos
Sahnedetam bir kargaşa ve karışıklık durumu
The city was in total chaos
Şehir tam bir kaos içindeydi
parmak
Sahnedeelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
Sahnedebirini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
arkadaş edinmek
Sahnedebiriyle arkadaşlık kurmaya başlamak
I want to make friends
Arkadaş edinmek istiyorum
arkadaş edinmek
diğer insanlarla dostça ilişkiler kurmak
It is easy to make friends at school
Okulda arkadaş edinmek kolaydır
bunalmış
Sahnedeçok fazla şeyle başa çıkamayacak kadar yorgun veya stresli hissetmek
She felt overwhelmed by the amount of work
İş yükünün fazlalığından bunalmış hissetti
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevgili
sevdiğin kişi
My love is waiting for me
Sevgilim beni bekliyor