

Off Campus — 1. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
546 kelime
Seviye
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
kız arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan kişi
She is my girlfriend
O benim kız arkadaşım
budalalar
Sahnedeaptalca veya garip davranan kimseler
Those guys are such dorks
O adamlar tam birer budala
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
doğmuş
Sahnededünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmak
dünyaya gelmek
The baby was born yesterday
Bebek dün doğdu
ortaya çıkmak
var olmaya başlamak
A new idea was born
Yeni bir fikir ortaya çıktı
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
görmezden gelmek
Sahnedebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
görmezden gelmek
Sahnedebirine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
Sahnedebir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
son kez
Sahnedediğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
bar
Sahnedeiçecek servis edilen yer
I met my friend at a bar
Arkadaşımla bir barda buluştum
dizeler
müzik veya şiirdeki ölçüler veya bölümler
He wrote some great bars
Harika dizeler yazdı
kalıp
bir şeyin uzun ve dar parçaları
I ate a bar of chocolate
Bir kalıp çikolata yedim
parmaklıklar
suçluların tutulduğu yer
He spent years behind bars
Yıllarını parmaklıklar ardında geçirdi
sızlanmak
Sahnedememnuniyetsizliği veya mutsuzluğu ifade etmek
He is always moaning about his job
İşinden sürekli sızlanıyor
inlemek
acı veya haz nedeniyle alçak sesle ses çıkarmak
He let out a low moan of pain
Acıyla alçak bir inilti çıkardı
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
bozulmamış
Sahnedekırılmamış veya hasar görmemiş
The glass remained intact
Bardak sağlam kaldı
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
açık artırma
Sahnedeürünlerin en yüksek teklifi verene satıldığı halka açık satış
The painting was sold at an auction
Tablo bir açık artırmada satıldı
açık artırma
Sahnedeinsanların bir şeyleri satın almak için teklif verdiği etkinlik
I will bid at the auction tomorrow
Yarın açık artırmada teklif vereceğim
açık artırma
eşyaların en yüksek teklifi verene satıldığı satış etkinliği
He bought the painting at an auction
Tabloyu bir açık artırmada satın aldı
bağış
Sahnedebir kişiye veya gruba yardım etmek için verilen şey
She made a donation to the hospital
Hastaneye bir bağış yaptı
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
insanlar
Sahnedegenel olarak insanlar veya bireyler
People are social beings
İnsanlar sosyal varlıklardır
halk
Sahnedeortak ilgi alanlarını veya değerleri paylaşan insan grubu
They are a peaceful people
Onlar barışçıl bir halktır
personel
bir kuruluşun çalışanları veya temsilcileri
The people at this bank are helpful
Bu bankadaki personel yardımcı oluyor
insanlar
genel olarak insanlardan oluşan topluluk
People need water
İnsanların suya ihtiyacı vardır
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
aman
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
başarılar
Sahnedebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
daha kötü
daha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
bir tane
tek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
sefer
belirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
herhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
harcamak
Sahnedebir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
harcamak
Sahnedebir işe zaman veya çaba vermek
She put in a lot of work on this project
Bu projeye çok emek harcadı
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
başvurmak
bir şeyi değerlendirilmesi için resmi olarak sunmak
I put in an application for the job
İş için başvuru yaptım
yerleştirmek
bir şeyi bir yere takmak veya koymak
They will put in a new heater
Yeni bir ısıtıcı yerleştirecekler
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hemen
Sahnedetam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
yemin etmek
Sahnedebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
komşu
Sahnedeyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
pus
Sahnedehavadaki yoğun toz veya duman bulutu
A thick haze covered the city
Şehri yoğun bir pus kapladı
eziyet etmek
bir gruba yeni katılan kişilere kötü şakalar yaparak eziyet etmek
They decided to haze the new students
Yeni öğrencilere eziyet etmeye karar verdiler
eziyet etmek
birine zor veya hoş olmayan şeyler yapmaya zorlama
They haze the new members every year
Her yıl yeni üyelere eziyet ediyorlar
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
piyano
Sahnedesiyah ve beyaz tuşları olan büyük bir müzik aleti
I can play the piano
Piyano çalabiliyorum
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
The evidence established the truth
Kanıtlar gerçeği kanıtladı
kurmak
bir şeyi kurmak veya meydana getirmek
They want to establish a new company
Yeni bir şirket kurmak istiyorlar
yönelmek
Sahnedebirine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
bilmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi sahibi olmak
He knows the answer
O cevabı biliyor
önem taşımak
bir şeyin değerinin veya etkisinin olması
It knows little here
Burada pek bir önemi yok
tanımak
birini veya bir şeyi görüp ayırt edebilmek
She knows her teacher
Öğretmenini tanıyor
bilmek
bir şeyi yapma yeteneğine veya bilgisine sahip olmak
He knows how to swim well
O iyi yüzmeyi bilir
bilmek
zihinde bilgi veya beceriye sahip olmak
She knows the answer
O cevabı biliyor
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
She knows the answer
O cevabı biliyor
bencil
Sahnedesadece kendini düşünen
he is too self centered
o çok bencil
benmerkezci
sadece kendisini düşünen
He is very self centered
O çok benmerkezci
bencil
sadece kendisini düşünen ve başkalarını önemsemeyen kişi
He is very self centered
O çok bencil
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
sorumluluk almak
Sahnedebir sorumluluğu üstlenmek veya harekete geçmek
Someone needs to step up
Birinin sorumluluk alması gerekiyor
yaklaşmak
birine veya bir şeye daha yakın olmak için hareket etmek
He stepped up to the line
Çizgiye doğru yaklaştı
sorumluluk almak
bir sorunu çözmek veya bir duruma müdahale etmek için inisiyatif almak
He decided to step up and lead the team
O sorumluluk almaya ve takımı yönetmeye karar verdi
artırmak
bir şeyi artırmak veya geliştirmek
We need to step up our efforts
Çabalarımızı artırmamız gerekiyor
tek gecelik ilişki yaşamak
Sahnedebiriyle geçici cinsel birliktelik yaşamak
They decided to hook up at the party
Partide tek gecelik ilişki yaşamaya karar verdiler
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
buluşmak
bir proje üzerinde çalışmak için biriyle bir araya gelmek
Let us hook up tomorrow to finish the report
Raporu bitirmek için yarın buluşalım
ikonik
Sahnedeçok tanınan ve simge haline gelmiş
The Eiffel Tower is an iconic landmark
Eyfel Kulesi ikonik bir simgedir
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
baştan başlamak
Sahnedeen baştan tekrar başlamak
I want to start over
Baştan başlamak istiyorum
yeniden başlamak
bir işi en başından tekrar yapmaya başlamak
I had to start over after the mistake
Hatadan sonra yeniden başlamak zorunda kaldım
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
beyler
Sahnedeerkekler için kullanılan gayriresmi bir kelime
Hey fellas, what's up?
Selam beyler, naber?
niyetlenmek
Sahnedebir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
seçmek
bir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
unuttu
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
He forgot his keys
Anahtarlarını unuttu
unuttu
bir şeyi hatırlamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
unutmak
aklından çıkarmak veya hatırlamamak
I forgot my keys at home
Anahtarlarımı evde unuttum
rehabilitasyon
Sahnedeuyuşturucu veya alkol bağımlılığından kurtulmaya yardımcı olan tedavi süreci
He went to rehab for his drinking problem
İçki problemi için rehabilitasyona gitti
yenilemek
bir binayı tamir edip iyileştirmek
They decided to rehab the old house
Eski evi yenilemeye karar verdiler
spor çantası
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan silindir şeklinde büyük çanta
I packed my clothes in a duffle bag
Kıyafetlerimi spor çantasına koydum
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
bağış yapmak
Sahnedeözellikle yardım amacıyla bir şeyi ücretsiz vermek
I want to donate some money
Biraz para bağışlamak istiyorum
bağışlamak
karşılık beklemeden bir kişiye veya kuruma para ya da eşya vermek
They donate money to the hospital
Hastaneye para bağışlıyorlar
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
tamir etmek
Sahnedebozuk bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix it?
Onu tamir edebilir misin?
ayarlamak
bir şey için gerekli düzenlemeleri yapmak
I will fix the meeting time
Toplantı saatini ayarlayacağım
tamir etmek
bozuk bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
I will fix it tomorrow
Yarın onu tamir edeceğim
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
biliyor musun
Sahnededinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
danışmak
Sahnedebirine fikrini sormak
I will run it by my boss first
Önce patronuma danışacağım
hokey
Sahnedebuz üzerinde sopa ve diskle oynanan bir takım sporu
They play hockey in winter
Kışın hokey oynarlar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
ara ara
Sahnedesürekli olmayan, zaman zaman gerçekleşen
It rained on and off all day
Tüm gün ara ara yağmur yağdı
aralıklı
bazen gerçekleşen ama sürekli olmayan
It rained on and off all day
Gün boyu aralıklı olarak yağmur yağdı
eve gitmek
Sahnedeyaşadığın yere dönmek
I want to go home now
Şimdi eve gitmek istiyorum
geceyi geçirmek
Sahnedebir gece boyunca bir yerde kalmak
We will spend the night at our friend's house
Arkadaşımızın evinde geceyi geçireceğiz
üzerine koymak
Sahnedebir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
açmak
bir cihazı veya kontrolü çalışır duruma getirmek
I put on the heater when it is cold
Hava soğuk olduğunda ısıtıcıyı açarım
eklemek
birini bir listeye veya anlaşmaya dahil etmek
Please put my name on the list
Lütfen adımı listeye ekle
kilo almak
vücut ağırlığının artması
I put on weight during the holidays
Tatil boyunca kilo aldım
çalmak
müzik veya kayıt başlatmak
I put on some jazz music
Biraz caz müziği çaldım
değer biçmek
bir şeye önem seviyesi atamak
They put a high value on honesty
Dürüstlüğe büyük değer biçiyorlar
giymek
kıyafet veya ayakkabı gibi şeyleri vücuda takmak
Put on your coat before going out
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
sürmek
vücudun bir bölgesine krem veya makyaj yaymak
She puts on lotion
O krem sürer
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
She puts on a coat
O bir palto giyer
sahnelemek
bir tiyatro oyunu veya gösteri sunmak
They put on a show
Onlar bir gösteri sahnelediler
düzenlemek
halka açık bir etkinlik organize etmek
They put on a charity event
Bir yardım etkinliği düzenlediler
sergilemek
bir performansı izleyicilere göstermek
He put on a great performance
Harika bir performans sergiledi
takmak
gözlük gibi bir aksesuarı kullanmaya başlamak
Put on your glasses
Gözlüklerini tak
açmak
bir cihazda ses veya görüntü başlatmak
Put on some music
Biraz müzik aç
işletmek
birine şaka yoluyla takılmak
Don't put me on
Beni işletme
koymak
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yerleştirmek
Put your book on the table
Kitabını masanın üzerine koy
görevlendirmek
birine iş veya sorumluluk vermek
They put him on the project
Onu projede görevlendirdiler
kandırmak
birini doğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışmak
Are you putting me on
Beni kandırıyor musun
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
ince
Sahnedebelirgin olmayan veya fark edilmesi zor olan
There is a subtle difference between the two
İkisi arasında ince bir fark var