

The Good Place — Season 1 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
831 kelime
Seviye
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
tek
Sahnedebaşka şeylerden ayrı olan
Each part is individual
Her parça ayrıdır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
birey
tek bir insan
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual needs space
Her bireyin alana ihtiyacı vardır
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
monolog
Sahnedebir kişinin yaptığı uzun konuşma
The actor delivered a long monologue
Oyuncu uzun bir monolog sundu
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
elektronik sigara kullanmak
Sahnedeelektronik sigara ile içim yapmak
Many people vape now
Pek çok insan artık elektronik sigara kullanıyor
elektronik sigara
sıvı ısıtarak buhar üreten cihaz
This vape is rechargeable
Bu elektronik sigara şarj edilebilir
buhar çekmek
cihazdan çıkan buharı içine çekmek
He likes to vape
O buhar çekmeyi seviyor
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
harcamak
bir şeye zaman veya emek vermek
She put in a lot of work
Çok emek verdi
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
başvuruda bulunmak
resmi bir yazılı talepte bulunmak
She put in a request for more time
Daha fazla zaman için başvuruda bulundu
söze karışmak
bir tartışmaya görüş veya yorum eklemek
She put in a suggestion during the meeting
Toplantı sırasında bir öneride bulundu
içermek
Sahnedebir şeyin içinde başka bir şeyin bulunması
The box contains books
Kutu kitap içeriyor
kontrol altına almak
bir şeyi belirli bir alan içinde tutmak
The firemen tried to contain the fire
İtfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalıştı
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
sahibi
Sahnedebir şeye sahip olan kişi
Who is the owner of this car?
Bu arabanın sahibi kim?
sahip
bir şeye sahip olan kimse
He is the owner of the company
Şirketin sahibi o
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I am utterly exhausted
Tamamen bitkinim
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
orta
Sahnedeiki uç nokta arasında olan
I want a medium coffee
Orta boy bir kahve istiyorum
araç
bir şeyi yapma yolu
Television is a powerful medium of communication
Televizyon güçlü bir iletişim aracıdır
medyum
ölülerin ruhlarıyla iletişim kurduğunu iddia eden kişi
The medium claimed to speak to ghosts
Medyum hayaletlerle konuştuğunu iddia etti
esrarkeş
Sahnedesık sık uyuşturucu madde kullanan kimse
He is a known stoner
O tanınmış bir esrarkeştir
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
pislik
kötü birine söylenen kaba bir söz
He is such an ash hole
O tam bir pislik
terbiyesiz
çok kaba veya kötü niyetli kimse
Do not be an ash hole
Terbiyesiz olma
sürme
Sahnedebir taşıtı kontrol etmek ve hareket ettirmek
I am driving a car
Araba sürüyorum
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya veya belli bir şekilde hissetmeye itmek
He is driving me crazy
Beni deli ediyor
kazandırmak
bir işletmenin para kazanmasını sağlamak
This strategy is driving profit
Bu strateji kâr sağlıyor
sütyen
Sahnedegöğüsleri destekleyen bir iç çamaşırı
She bought a new bra
Yeni bir sütyen aldı
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
beklemek
kısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
küçük bir parça
Sahnedebir bütünün küçük bir parçası
Only a fraction of the students passed
Öğrencilerin sadece küçük bir kısmı geçti
berbat
Sahnedekalitesiz veya çok kötü
This is a crummy hotel
Bu berbat bir otel
sandviç
Sahnedeiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
yaygın
Sahnedesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
Sahnedebileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
ped
Sahnedekonfor veya destek için kullanılan yumuşak ve düz nesne
Use a shoulder pad
Omuz pedi kullan
mekan
birinin yaşadığı yer, genellikle gayriresmi kullanılır
Let's go back to my pad
Benim mekana geri dönelim
not defteri
yazmak için kullanılan bir grup kağıt sayfası
I wrote it on a pad
Onu bir not defterine yazdım
şişirmek
bir şeyin miktarını fazladan ekleyerek artırmak
He tried to pad the invoice
Faturayı şişirmeye çalıştı
gizlice takip etmek
Sahnedebirini gizlice veya takıntılı bir şekilde takip etmek
He began to stalk her
Onu gizlice takip etmeye başladı
sap
bir bitkinin ana gövdesi
The celery stalk is green
Kereviz sapı yeşildir
başlatmak
Sahnedebir şeye başlangıç yapmak
They will launch the new product tomorrow
Yeni ürünü yarın piyasaya sürecekler
fırlatmak
bir şeyi güç kullanarak bir yere göndermek
They will launch the rocket today
Bugün roketi fırlatacaklar
atmak
bir şeyi havaya doğru şiddetle göndermek
He tried to launch the javelin
Cirit atmayı denedi
fırlatmak
bir uzay aracını veya roketi uzaya göndermek
They will launch the rocket tomorrow
Roketi yarın fırlatacaklar
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
çalmak
Sahnedebir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
kısa
Sahnedekısa süren
It was a brief meeting
Kısa bir toplantıydı
bilgilendirmek
birine önemli bilgileri vermek
The boss briefed the team
Patron ekibi bilgilendirdi
özet
kısa yazılı rapor veya özet
I read the brief before the meeting
Toplantıdan önce özeti okudum
külot
dar kesim erkek iç çamaşırı
He bought a new pair of briefs
Yeni bir külot aldı
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
toplam
Sahnedebütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
adlandırmak
bir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
ortaya çıkmak
bir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
skor
Sahnedebir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
puan almak
bir oyun veya sınavdan puan almak
He scored 90 on the test
Sınavdan 90 aldı
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
tarım arazisi
Sahnedeçiftçilik için kullanılan arazi
The family owns a lot of farmland
Ailenin çok fazla tarım arazisi var
tuzak soru
birini yanıltmak veya kandırmak için tasarlanmış soru
Is this a trick question
Bu bir tuzak soru mu
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
patlamamış
Sahnedehenüz patlamamış olan
The soldiers found an unexploded bomb
Askerler patlamamış bir bomba buldu
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
barmen
Sahnedebarda içki servisi yapan görevli
The bartender served us some drinks
Barmen bize içki servisi yaptı
barmen
barlarda içki servis eden kişi
The bartender made a cocktail
Barmen bir kokteyl hazırladı
erken
Sahnedebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
başlangıca yakın olan
In the early morning it is cold
Sabahın erken saatlerinde hava soğuktur
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
-e kadar
listedeki belirli bir şeye kadar olan her şeyi kapsayan
We planned everything down to the last detail
Her şeyi en son detaya kadar planladık
-a inmek
daha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
He walked down to the beach
Sahile indi
düşürmek
bir şeyi belirli bir miktar veya seviyeye gelene kadar azaltmak
They cut the price down to five dollars
Fiyatı beş dolara düşürdüler
istekli olmak
bir şeyi yapmaya hazır ve hevesli olmak
Are you down to go to the cinema
Sinemaya gitmeye istekli misin
kadar
bir şeyin ulaştığı son nokta
The water was down to my knees
Su dizlerime kadar geliyordu
sorumluluğunda
birinin görevinde veya yetkisinde olmak
The final decision is down to the manager
Nihai karar yöneticinin sorumluluğunda
şşş sesi
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
sponsor
Sahnedebir etkinliği veya faaliyeti desteklemek için para veren kişi veya kuruluş
The company is a sponsor of the team
Şirket takımın bir sponsoru
sponsor olmak
bir etkinliğe veya faaliyete maddi destek sağlamak
The company will sponsor the local marathon
Şirket yerel maratona sponsor olacak
şerefe
Sahnedeiçki içmeden önce söylenen söz
They said cheers and drank
Şerefe dediler ve içtiler
neşelendirmek
birini daha mutlu hissettirmek
I tried to cheer her up
Onu neşelendirmeye çalıştım
tezahürat yapmak
destek veya sevinçle bağırmak
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
içeri gel
bir yere girmek için yapılan davet
Please come on in
Lütfen içeri gel
bitmiş
Sahnedebaşarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
kızarmış ekmek
ısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
kadeh kaldırmak
birini onurlandırmak için içki içmek
Let's make a toast
Hadi kadeh kaldıralım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
madıkça
Sahnedebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
hoş karşılanan
Sahnedememnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
yasaklamak
Sahnedebir şeye izin vermemek
The law prohibits smoking
Yasa sigara içmeyi yasaklar
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
haklar
Sahnedeyasal veya ahlaki olarak sahip olunan yetkiler
Everyone has human rights
Herkesin insan hakları vardır
haklar
insanların yasal veya ahlaki olarak sahip olduğu veya yapabildiği şeyler
Everyone has basic human rights
Herkesin temel insan hakları vardır
yasal hak
bir şeye sahip olma veya yapma konusunda yasal iddia
You have the right to remain silent
Sessiz kalma hakkınız var
yetkiler
bir şeyi yapabilmek için verilen yasal veya ahlaki izin
They have rights to edit the files
Dosyaları düzenleme yetkileri var
arayış
Sahnedebir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışma eylemi
The pursuit of happiness is important
Mutluluk arayışı önemlidir
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tatsız
tadı olmayan
The soup has no flavor
Bu çorbanın tadı yok
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
karıştırmak
Sahnedefarklı şeyleri bir araya getirmek
Mix the flour and eggs
Unu ve yumurtaları karıştır
karışım
Sahnedefarklı maddelerin birleşimi
This cake mix is easy to use
Bu kek karışımının kullanımı kolay
karışım
farklı şeylerin veya şarkıların bir arada olduğu grup
I like this mix of songs
Bu şarkı karışımını seviyorum
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
inşa etmek
Sahnedebir şeyi yapmak veya inşa etmek
They construct a new bridge
Yeni bir köprü inşa ediyorlar
kurgu
farklı parçaların bir araya getirilmesiyle oluşan fikir
This social construct influences our behavior
Bu toplumsal kurgu davranışımızı etkiliyor
senkronize
Sahnedeaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
gerçekleşmek
hayallerin veya dileklerin gerçek olması
My dream came true
Hayalim gerçek oldu
gerçek olmak
bir tahminin veya öngörünün doğru çıkması
Her prediction came true
Tahmini gerçek oldu
gerçekleşmek
bir beklentinin veya hayalin gerçeğe dönüşmesi
His dream finally came true
Hayali sonunda gerçekleşti
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
sevmek
bir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
bakmak
birinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?