

The Good Place — Season 1 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
601 kelime
Seviye
sos
Sahnedeyemekle birlikte servis edilen koyu kıvamlı sıvı
I like tomato sauce
Domates sosunu severim
içki
alkol için kullanılan argo bir terim
He hits the sauce every night
Her gece içkiye vuruyor
sos
yemeklere lezzet katmak için eklenen yoğun sıvı
Add some sauce to the meat
Ete biraz sos ekle
yemek sosu
tabağın üzerine dökülen yoğun kıvamlı sıvı
Pour the sauce over the salad
Sosu salatanın üzerine dök
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
sorun
Sahnedeendişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
düzenlemek
bir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
yakalamak
Sahnedebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
önleyici
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini önlemek için önceden yapılan
He took preemptive measures
Önleyici tedbirler aldı
televizyon
Sahnedeprogramlar ve filmler gösteren cihaz
We watch TV every evening
Her akşam televizyon izleriz
televizyon
yayın sinyallerini alan ve hareketli görüntüler gösteren cihaz
I bought a new TV
Yeni bir televizyon aldım
televizyon
hareketli görüntü ve ses ileten sistem
I saw it on TV
Onu televizyonda gördüm
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
kazanmak
Sahnedebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
kara tahta
Sahnedetebeşirle üzerine yazı yazılan siyah veya yeşil tahta
The teacher wrote on the chalkboard
Öğretmen kara tahtaya yazdı
ilginç bir şekilde
Sahnedeilgi çekici bir biçimde
Interestingly, she agreed with me
İlginç bir şekilde, bana katıldı
makale
Sahnedegazete veya dergide yayınlanan yazı
I read an interesting article
İlginç bir makale okudum
parça
belirli bir türdeki tek bir nesne
He bought an article of clothing
Bir kıyafet parçası satın aldı
madde
yasal bir belgenin veya kanunun ayrı bir bölümü
The first article is very important
İlk madde çok önemlidir
mumya
Sahnedebez ve kimyasallarla korunmuş ölü beden
They found an ancient mummy in Egypt
Mısır'da antik bir mumya buldular
tartışma
Sahnedefikir ayrılığı nedeniyle öfkeyle konuşma eylemi
They are arguing about money
Para hakkında tartışıyorlar
dikkat çekici
Sahnededikkat çekici derecede iyi veya sıra dışı
She has a remarkable memory
Onun dikkat çekici bir hafızası var
becerikli
Sahnedebir şeyi iyi yapma yeteneğine sahip
He is a skilled worker
O becerikli bir işçi
becerikli
bir şeyi iyi yapma yeteneğine sahip
He is a skilled carpenter
O becerikli bir marangozdur
deneyimli
bir işi yapacak bilgi ve yeteneğe sahip
She is a skilled professional
O deneyimli bir profesyonel
yetenekli
bir şeyi çok iyi yapma becerisine sahip
The artist is very skilled
Sanatçı çok yetenekli
yoğurt
Sahnedesüt ve bakterilerle yapılan koyu kıvamlı bir gıda
I like eating yogurt for breakfast
Kahvaltıda yoğurt yemeyi severim
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
lavabo
Sahnedeyıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
çökmek
bir yüzeyin altına veya içine inmek
The sun began to sink
Güneş batmaya başladı
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
kazak
Sahnedeüst vücut için giyilen sıcak tutan kıyafet
I wear a sweater in winter
Kışın kazak giyerim
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
dolu
içi boş olmayan veya alabileceği kadar çok şeyi barındıran
The glass is full of water
Bardak su ile dolu
etkilemek
Sahnedebiri veya bir şey üzerinde etki bırakmak
Peers can influence your choices
Akranlar seçimlerinizi etkileyebilir
etki
bir kişi veya şeyin diğeri üzerinde bıraktığı sonuç
She has a good influence on him
Onun üzerinde iyi bir etkisi var
etki
başkalarının kararlarını veya davranışlarını etkileme yeteneği
She has a lot of influence over him
Onun üzerinde çok fazla etkisi var
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
iyi haber
sevindirici bir bilgi
I have some good news for you
Senin için iyi bir haberim var
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
Sahnedeiyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
kavramsal
Sahnedegerçeklerden ziyade fikirlerle ilgili olan
This is a conceptual framework
Bu kavramsal bir çerçevedir
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
havadan sudan konuşmak
önemli olmayan konular hakkında yapılan kısa sohbet
We spent a few minutes making small talk
Birkaç dakika havadan sudan konuştuk
havadan sudan konuşma
önemsiz konularda yapılan nezaket konuşması
I had to make small talk with my boss
Patronumla havadan sudan konuşmak zorunda kaldım
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
çalıntı
Sahnedeizinsiz olarak alınan
My bike was stolen
Bisikletim çalındı
çalıntı
yasa dışı yollarla alınmış eşya
The police found the stolen items
Polis çalıntı eşyaları buldu
bodyboard yapmak
okyanus dalgalarında küçük bir tahta üzerinde kaymak
I love to boogie board
Bodyboard yapmayı severim
bodyboard
dalgalarda küçük bir tahta üzerinde kayılan su sporu
Boogie board is a fun sport
Bodyboard eğlenceli bir spordur
bodyboard
dalgalarda kaymak için kullanılan kısa tahta
I bought a new boogie board
Yeni bir bodyboard aldım
düşüş
Sahnedebir şeydeki ani ve küçük düşüş
There was a dip in sales
Satışlarda bir düşüş vardı
batırmak
bir şeyi kısa süreliğine bir sıvının içine sokmak
Dip the bread in the oil
Ekmeği yağa batır
Of
şaşkınlık hayal kırıklığı veya hafif bir rahatsızlık ifade etmek için kullanılan gayriresmi ünlem
Dip I missed the bus
Of otobüsü kaçırdım
alçalmak
kısa süreliğine aniden aşağı inmek
The temperature will dip tonight
Hava sıcaklığı bu gece düşecek
mikroskop
Sahnedeküçük nesneleri görmek için kullanılan bir araç
I use a microscope in science class
Fen dersinde mikroskop kullanıyorum
senkronize
Sahnedeaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
temel
Sahnedekarmaşık veya ileri düzeyde olmayan
It is a basic idea
Bu temel bir fikir
esas
bir şeyin en önemli kısmı olan
He has a basic knowledge of the topic
Konu hakkında esas bir bilgiye sahip
temel
bir sistemin veya konunun başlangıç seviyesi olan
I need to learn the basic principles
Temel ilkeleri öğrenmem gerekiyor
uyum
Sahnedebarışçıl bir anlaşma veya iş birliği durumu
They live in perfect harmony
Mükemmel bir uyum içinde yaşıyorlar
armoni
müzikal notaların beraber söylendiği hoş birleşim
The choir sang in perfect harmony
Koro mükemmel bir armoniyle şarkı söyledi
uyum
müzik notalarının yarattığı hoş birliktelik
There is a lovely harmony in this song
Bu şarkıda hoş bir uyum var
fısıldamak
Sahnedeçok alçak sesle konuşmak
She whispered a secret to me
Bana bir sır fısıldadı
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There was a whisper of smoke in the air
Havada çok hafif bir duman vardı
fısıltı
çok kısık sesle konuşurken çıkarılan ses
She spoke in a whisper
O fısıltıyla konuştu
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
kazmak
Sahnedetoprağı kazarak yerini değiştirmek
He likes to dig in the garden
Bahçede kazmayı sever
sevmek
bir şeyi beğenmek veya ondan keyif almak
I really dig your style
Tarzını gerçekten çok sevdim
karıştırmak
bir şeyi bulmak için eşyaları karıştırmak
I had to dig through my bag for the keys
Anahtarları bulmak için çantamı karıştırmak zorunda kaldım
iğneleme
eleştirel veya alaycı söz
That was a cheap dig at me
Bana yönelik ucuz bir iğnelemeydi
kategori
Sahnedebenzer özelliklere sahip şeylerin oluşturduğu grup
Which category does this book belong to?
Bu kitap hangi kategoriye giriyor?
kavram
Sahnedegenel bir fikir veya anlayış
It is a complex concept
Bu karmaşık bir kavram
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
beklenmek
Sahnedebir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
beklemek
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
tutum
Sahnedebir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konum
bir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
ücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
biraz
Sahnedekısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
parça
bir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
uzman
Sahnedebir konuda çok bilgi veya beceriye sahip kişi
She is an expert in this field
O bu alanda bir uzmandır
halka
Sahnedebaşlangıcı veya sonu olmayan yuvarlak şekil
The string forms a loop
İp bir halka oluşturuyor
bilgi ağı
bilgi paylaşan kişilerin oluşturduğu grup
Please keep me in the loop
Lütfen beni gelişmelerden haberdar et
dahil etmek
birini bir gruba veya konuşmaya eklemek
Please loop me in on the project
Lütfen beni projeye dahil et
döngü
sürekli olarak tekrarlanan bir dizi
The song is playing on a loop
Şarkı sürekli döngüde çalıyor
teorik
Sahnedegerçek durumlardan ziyade fikirlerle ilgili olan
This is a theoretical problem
Bu teorik bir problem
emlak
Sahnedebirine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
mülk
birine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
özellik
bir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
külfet
Sahnedeadaletsiz veya istenmeyen bir talep
I hope my visit is not an imposition
Umarım ziyaretim size bir külfet olmaz
kürek çekmek
Sahnedebir tekneyi küreklerle sürmek
He likes to row the boat
Kayığı kürekle sürmeyi sever
sıra
insan veya nesnelerin oluşturduğu yan yana dizi
Please sit in the front row
Lütfen ön sırada oturun
kavga
gürültülü tartışma
They had a big row
Büyük bir kavga ettiler
öğle yemeği
Sahnedegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
acı
Sahnedebüyük fiziksel veya duygusal acı
The war caused a lot of suffering
Savaş çok fazla acıya neden oldu
acı çekmek
fiziksel veya zihinsel ızdırap duymak
They are suffering from the heat
Sıcaktan dolayı acı çekiyorlar
ızdırap
yoğun acı veya sıkıntı hissi
The war caused great suffering
Savaş büyük ızdıraba neden oldu
artırmak
Sahnedebir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
büyütmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
sağlığa yararlı
Sahnedefiziksel sağlığa faydalı olan
Eat healthy food to stay fit
Formda kalmak için sağlıklı yiyecekler ye
sağlıklı
fiziksel olarak iyi durumda olan
He is a healthy boy
O sağlıklı bir çocuk
sağlıklı
güçlü ve başarılı durumda olan
The business is healthy
İşletme sağlıklı durumda
feci şekilde
Sahnedebüyük hasara veya başarısızlığa neden olacak şekilde
The plan failed catastrophically
Plan feci şekilde başarısız oldu
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
seçimde verilen karar
I cast my vote
Oyumu kullandım
oy
seçim veya toplantıda bir tercih yapma eylemi
She cast her vote in the election
Seçimde oyunu kullandı
sevinç çığlığı atmak
Sahnedeheyecandan yüksek sesle bağırmak
He let out a whoop of joy
Sevinçten bir çığlık attı
kıyamet
Sahnedegenellikle bir felaketle gelen dünyanın sonu
He believes in doomsday
O, kıyamet gününe inanıyor
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
sayesinde
birinin veya bir şeyin yardımıyla
Thanks to your help I finished it
Senin yardımın sayesinde bunu bitirdim
nedeniyle
bir şeyin sebep olmasıyla
The flight was delayed thanks to the rain
Yağmur nedeniyle uçuş ertelendi
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
ödül
Sahnedehaz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
davranmak
birine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
gürleme
Sahnedeyüksek ve derin bir ses
I heard a loud boom
Yüksek bir gürleme duydum
patlama
ani ve heyecan verici gelişme
There was an economic boom
Ekonomik bir patlama yaşandı
hızla büyümek
hızla artmak veya başarılı hale gelmek
The local economy is booming
Yerel ekonomi hızla büyüyor
gümbürtü
aniden duyulan yüksek ve derin ses
We heard a loud boom
Yüksek bir gümbürtü duyduk
yan dairede
yan binada veya odada olan
My friend lives next door
Arkadaşım yan dairede yaşıyor
yandaki
hemen yanında bulunan
My friend lives next door.
Arkadaşım yanda oturuyor.
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
tadına bakmak için az miktarda yemek veya içmek
Please taste this soup
Lütfen bu çorbayı tat
tatmak
yemeğin veya içeceğin kalitesini anlamak için az miktarda almak
I want to taste the soup
Çorbayı tatmak istiyorum
idare eder
kabul edilebilir veya yeterli
The food was okay
Yemek idare ederdi
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
Okay, I will go
Tamam, gideceğim