

The Good Place — Season 1 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
586 kelime
Seviye
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
işe yaramaz
faydalı veya iyi olmayan
This old phone is no good
Bu eski telefon işe yaramaz
kötü biri
faydasız veya güvenilmez kimse
He is a no good person
O kötü biri
işe yaramaz
iyi veya yararlı olmayan
This tool is no good
Bu alet işe yaramaz
değersiz
hiçbir değeri veya faydası olmayan
This old item is no good
Bu eski eşya değersiz
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
maaş
Sahnedeçalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
grip
Sahnedeateş ve öksürükle seyreden yaygın bir hastalık
I have the flu
Grip oldum
meşhur bir şekilde
Sahnedeherkesçe bilinen bir biçimde
He is famously stubborn
Meşhur bir şekilde inatçıdır
gayet iyi
çok iyi bir biçimde
They get along famously
Gayet iyi anlaşıyorlar
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
tamam
Sahnedeall right ifadesinin kısa ve gayriresmi hali
Aight, let's go
Tamam, hadi gidelim
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I sent a request for more information
Daha fazla bilgi için bir talep gönderdim
talep etmek
bir şeyi veya birinden bir şey yapmasını istemek
I requested a copy of the report
Raporun bir kopyasını talep ettim
rica etmek
birinden bir şey yapmasını istemek
You should request more time
Daha fazla zaman rica etmelisin
istek
bir şeyin yapılması için yapılan başvuru
This was a simple request
Bu basit bir istekti
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
ayrılmak
Sahnedebir yerden gitmek
I am leaving now
Şimdi ayrılıyorum
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde bırakmak
I am leaving the door open
Kapıyı açık bırakıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
etik
Sahnededoğru ve yanlış hakkında bir kural
He has a strong sense of personal ethic
Güçlü bir kişisel etik anlayışına sahip
hizmet etmek
bir masadaki kişilere yiyecek ve içecek getirmek
He waits on customers in the cafe
Kafede müşterilere hizmet ediyor
sekreter
Sahnedeofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
bakan
bir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
konferans
Sahnedeinsanların bir konuyu tartıştığı resmi etkinlik
I am attending a conference tomorrow
Yarın bir konferansa katılıyorum
konferans
resmi bir konuda fikir alışverişi yapılan toplantı
The experts held a conference to discuss the findings
Uzmanlar bulguları tartışmak için bir konferans düzenledi
yakalamak
Sahnedebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
mahvetmek
Sahnedebir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
üflemek
Sahnedeağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
tek başına
Sahnedebaşka kimse olmadan
He traveled solo
Tek başına seyahat etti
elektrik çarpması
Sahnedevücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
ani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
acemiler
Sahnedebir konuda yeni olan kişiler
This book is for dummies
Bu kitap acemiler içindir
manken
insan şeklindeki cansız model
The shop window has many dummies
Mağaza vitrininde birçok manken var
aptallar
zeki olmayan insanlar
He treats them like dummies
Onlara aptal gibi davranıyor
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
aşağıda
daha alçakta veya uzakta bulunan bir yer
The station is down there
İstasyon aşağıda
ilaç
Sahnedehastalıkları iyileştirmek için kullanılan madde
Take your medicine every day
İlacını her gün al
tıp
hastalıkların ve yaralanmaların tedavisiyle ilgilenen bilim
He studies medicine at university
Üniversitede tıp okuyor
ilaç
hastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
I take medicine for my headache
Baş ağrım için ilaç alıyorum
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
hukuk fakültesi
hukuk eğitimi verilen üniversite bölümü
She wants to go to law school after graduating
Mezun olduktan sonra hukuk fakültesine gitmek istiyor
aptal
Sahnedezekası düşük olan
That was a dumb mistake
Bu aptalca bir hataydı
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
aptal
zeki olmayan veya iyi düşünemeyen
It was a dumb mistake to make
Yapılması aptalca bir hataydı
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
tatbikat
Sahnedeacil durumlar için yapılan uygulama çalışması
We have a fire drill today
Bugün yangın tatbikatımız var
matkap
delik açmak için kullanılan alet
He used a drill to make a hole
Delik açmak için matkap kullandı
sorguya çekmek
birine art arda çok soru sormak
The teacher drilled the students with questions
Öğretmen öğrencileri sorularla sorguya çekti
delmek
bir alet kullanarak bir nesnede delik açmak
He will drill a hole in the wall
Duvara bir delik açacak
uyum sağlamak
bir grubun parçası olarak kabul edildiğini hissetmek
He wants to fit in at school
Okula uyum sağlamak istiyor
sığmak
bir alana girecek kadar küçük olmak
The sofa does not fit in the room
Kanepe odaya sığmıyor
müzakere etmek
Sahnedebir anlaşmaya varmak için görüşmek
They are negotiating a new contract
Yeni bir sözleşme için müzakere ediyorlar
müzakere etmek
anlaşmaya varmak amacıyla karşılıklı konuşmak
They need to negotiate the price
Fiyatı müzakere etmeleri gerekiyor
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
boşanma
Sahnedeevliliğin yasal olarak sona ermesi
They decided to get a divorce
Boşanmaya karar verdiler
boşanmak
bir evliliği yasal olarak sona erdirmek
She wants to divorce him
Ondan boşanmak istiyor
boşanma
evliliğin hukuki olarak bitişi
The divorce took two years
Boşanma iki yıl sürdü
boşanmış kadın
yasal olarak eşinden ayrılmış kadın
She is a divorce who lives happily
O mutlu bir şekilde yaşayan boşanmış bir kadın
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
makale
Sahnedebir konu hakkında yazılmış kısa yazı
I have to write an essay for school
Okul için bir makale yazmam gerekiyor
öğütmek
Sahnedebir şeyi çok küçük parçalara ayırmak
I grind the coffee beans
Kahve çekirdeklerini öğütürüm
rutin
zor veya sıkıcı bir görev
The daily grind is tiring
Günlük rutin yorucu
dans etmek
müzik eşliğinde vücudu hareket ettirmek
They started to grind at the party
Partide dans etmeye başladılar
öğütülmüş toz
sert bir maddenin çok küçük parçaları
The coffee has a fine grind
Kahvenin ince bir öğütümü var
tutucu
Sahnedebir nesneyi tutmaya yarayan araç
Put the pen in the holder
Kalemi tutucuya koy
kalmak
bir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
vazgeçmek
sahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
ait olmak
Sahnededoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
baby shower
bebek doğmadan önce düzenlenen kutlama
We are having a baby shower next week
Gelecek hafta bir baby shower yapacağız
biyolojik ebeveyn
bir kişinin biyolojik annesi veya babası
She finally met her birth parent
Sonunda biyolojik ebeveyniyle tanıştı
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
çılgın parti
Sahnedeçok hareketli ve büyük parti
It was a total rager
Tam bir çılgın partiydi
derin yağda kızarmış
bol sıcak yağda kızartılmış
I love deep fried chicken
Derin yağda kızarmış tavuğu severim
yağda kızarmış
bol miktarda yağ içinde pişirilmiş
They served deep fried chicken for dinner
Akşam yemeği için yağda kızarmış tavuk servis ettiler
derin yağda kızarmış
bol miktarda kızgın yağ içinde pişmiş
We ate deep fried chicken for dinner
Akşam yemeği için derin yağda kızarmış tavuk yedik
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
yatıştırmak
Sahnedebirinin öfkesini dindirmek
She tried to placate the angry customer
Öfkeli müşteriyi yatıştırmaya çalıştı
başarısız kişi
Sahnedebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kaybeden
kazanamayan kişi
He is the loser of the game
Oyunun kaybedeni o
kaybeden
sürekli başarısız olan veya yenilen kimse
He felt like a loser after the game
Maçtan sonra kendini bir kaybeden gibi hissetti
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
sümüklü böcek
Sahnedekabuğu olmayan salyangoz benzeri küçük yumuşak hayvan
There is a slug on the leaf
Yaprağın üzerinde bir sümüklü böcek var
tek dikişte içmek
bir şeyi birkaç büyük yudumla hızlıca içmek
He slugged the drink
İçeceği tek dikişte içti
kurşun
tüfekten atılan metal parça
The shotgun fired a heavy slug
Av tüfeği ağır bir kurşun attı
sevişmek
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
They porked all night
Bütün gece seviştiler
domuz eti
domuzdan elde edilen et
I do not eat pork
Domuz eti yemem
sevişmek
biriyle cinsel ilişkiye girmek
He bragged that he had porked her
Onunla seviştiğiyle övündü
dedikodu yapmak
Sahnedebaşkaları hakkında özel haber veya dedikodu paylaşmak
We gathered to dish about the latest news
En son haberler hakkında dedikodu yapmak için toplandık
yemek
hazırlanmış bir yemek veya öğün
This dish tastes great
Bu yemek harika tadıyor
tabak
yemek servis etmek veya yemek yemek için kullanılan düz kap
Please put the dish on the table
Lütfen tabağı masaya koy
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
İrlandalı
Sahnedeİrlanda ülkesi ile ilgili olan
He is Irish
O, İrlandalıdır
İrlandaca
İrlanda'da konuşulan dil
He speaks Irish fluently
O akıcı bir şekilde İrlandaca konuşuyor
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
mademki
bir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
beni yanlış anlamak
birini yanlış şekilde anlamak
Don't get me wrong, I like the car
Beni yanlış anlama, arabayı seviyorum
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı