

The Good Place — Season 2 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
602 kelime
Seviye
tüp
Sahnedesıvı veya gazın akabileceği uzun, içi boş nesne
Water flows through the tube
Su tüpün içinden akar
metro
şehir içi yeraltı demir yolu sistemi
I took the tube to work today
Bugün işe gitmek için metroya bindim
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
pizza
Sahnedepeynir ve malzemelerle yapılan yuvarlak İtalyan yemeği
I love eating pizza
Pizza yemeyi severim
duygusal olarak
Sahnededuygularla ilgili olarak
She is emotionally strong
O duygusal olarak güçlüdür
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
çöp
Sahnedeistenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
çöp
atılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
sonuç
Sahnedebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
farkında
Sahnedebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
ah
Sahnedeşaşkınlığı veya ani kavrayışı ifade eden ses
Oh I see what you mean
Ah ne demek istediğini anlıyorum
yani
cümle içinde duraksama ifadesi
I went there oh you know yesterday
Oraya gittim yani hani dün
sıfır
sıfır rakamı
My code ends in oh six
Kodum sıfır altı ile bitiyor
ah
bir şey ters gittiğinde çıkarılan ses
Oh I lost my keys
Ah anahtarlarımı kaybettim
gerçeklik
Sahnedenesnelerin olduğu gibi olma durumu
He returned to reality
Gerçekliğe geri döndü
gerçek
var olan veya doğru olan şey
This is a harsh reality
Bu acı bir gerçek
eski koca
önceden evli olup sonradan boşanmış erkek
She calls her ex husband
Eski kocasını arıyor
eski eş
evli olduğu kişiden boşanmış olan erkek
He is my ex husband
O benim eski eşim
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
stres
Sahnedeendişeli veya baskı altında hissetme durumu
Work causes me a lot of stress
İş bana çok stres yaşatıyor
vurgulamak
bir şeye özel önem vermek
I want to stress this point
Bu noktayı vurgulamak istiyorum
gerilme
bir nesne üzerine uygulanan kuvvet
The bridge cannot take too much stress
Köprü çok fazla gerilmeye dayanamaz
stres
endişe veya baskı duygusu
I feel a lot of stress at work
İşte çok stres hissediyorum
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
spor çantası
eşya taşımak için kullanılan esnek çanta
I packed my clothes in a duffel bag
Kıyafetlerimi bir spor çantasına yerleştirdim
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the door to open it
Açmak için kapıyı çek
nüfuz
insanlar üzerindeki özel güç veya etki
He has a lot of pull with the boss
Patron üzerinde çok nüfuzu var
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
yüzey
Sahnedebir şeyin dış veya üst kısmı
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
ortaya çıkmak
görünür hale gelmek veya bilinmeye başlamak
The truth finally surfaced
Gerçek sonunda ortaya çıktı
yüzeye çıkarmak
bir şeyi bir sıvının en üst kısmına getirmek
They surfaced the sunken boat
Batan tekneyi yüzeye çıkardılar
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
namaste
Sahnedeellerin birleştirilmesiyle yapılan saygılı bir Hint selamlaması
Namaste, how are you?
Namaste, nasılsınız?
yalandan acı çekmek
gerçekte olmayan bir acıyı yaşıyormuş gibi davranmak
He was fake tortured to get out of class
Dersten kaçmak için yalandan acı çekiyordu
rol gereği acı çekmek
performans sırasında acı çekiyor numarası yapmak
The actor is fake tortured in the movie scene
Oyuncu film sahnesinde rol gereği acı çekiyor
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
doğru
Sahnedetam olarak doğru veya gerçek
The information is accurate
Bilgiler doğru
süslemek
Sahnedebir şeyi daha güzel veya ilginç kılmak için detay eklemek
She embellished the story with funny details
Hikayesini komik detaylarla süsledi
sigara içmek
Sahnedeyanan bir şeyin dumanını solumak
He does not smoke
O sigara içmez
duman
yanan maddelerin oluşturduğu görünür gaz
There is a lot of smoke
Çok fazla duman var
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
çok çekici
çok çekici veya güzel görünen kimse (argo)
She is a total smoke
O çok çekici biri
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
sahil
Sahnededenizin yanındaki kara parçası
We walked along the coast
Sahil boyunca yürüdük
bu arada
yeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
iyonlaştırmak
Sahnedeatom veya molekülleri elektrik yüklü parçacıklara dönüştürmek
X-rays can ionize atoms in the air
X-ışınları havadaki atomları iyonlaştırabilir
iyonlaştırmak
bir maddeye elektrik yükü kazandırmak
This machine will ionize the air
Bu makine havayı iyonlaştıracak
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
mademki
bir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
çiçekli
Sahnedeçiçeklerle ilgili olan veya çiçeklerden oluşan
She wore a floral dress
Çiçekli bir elbise giydi
çadır
Sahnedekumaş ve direklerden yapılan taşınabilir barınak
We slept in a tent
Bir çadırda uyuduk
çadır gibi örtmek
bir şeyi çadır veya benzeri bir yapı ile kapatmak
The spider tented the leaves with its web
Örümcek yaprakları ağıyla çadır gibi örttü
uçan
Sahnedehavada hareket eden
I saw a flying bird
Uçan bir kuş gördüm
dalgalandırmak
bir şeyi havada hareket ettirerek göstermek
They are flying the flag
Bayrağı dalgalandırıyorlar
uçurmak
bir hava taşıtını kontrol etmek
The pilot is flying the plane
Pilot uçağı uçuruyor
uçmak
hava yoluyla seyahat etmek
I am flying to London tomorrow
Yarın Londraya uçuyorum
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
pozitiflik
Sahnedeumutlu ve kendinden emin olma hali
She spreads positivity wherever she goes
Gittiği her yere pozitiflik yayıyor
aktivist
Sahnedesosyal veya siyasi değişim için çalışan kişi
She is a human rights activist
O, bir insan hakları aktivistidir
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
kudretli
çok büyük güce sahip olan
He is an all powerful ruler
O kudretli bir hükümdardır
her şeye gücü yeten
sınırsız gücü olan
The legend describes an all powerful god
Efsane her şeye gücü yeten bir tanrıyı anlatır
çok güçlü
büyük gücü veya yeteneği olan
This all powerful engine can move any load
Bu çok güçlü motor her yükü taşıyabilir
her şeye gücü yeten
sınırsız güce sahip olan
She is an all powerful ruler
O her şeye gücü yeten bir hükümdar
Y kuşağı
Sahnede1980'ler ve 1990'larda doğan insanlar
Many millennials are tech-savvy
Birçok Y kuşağı insanı teknolojiye hakimdir
y kuşağı üyesi
Sahnedeyirmi birinci yüzyılın başında genç yetişkinliğe erişmiş kimse
Many millennials enjoy working remotely
Birçok Y kuşağı üyesi uzaktan çalışmaktan keyif alır
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
oluşturma
Sahnedebir şeyin var olmasını sağlamak
Creating a new account is easy
Yeni bir hesap oluşturmak kolaydır
şifre
Sahnedeiletişim için kullanılan semboller sistemi
He used a secret code
Gizli bir şifre kullandı
kodlamak
bilgisayar için talimatlar yazmak
I can code in Python
Python'da kod yazabiliyorum
kodlamak
bilgiyi metin veya işaret biçimine çevirmek
The software will code the data automatically
Yazılım verileri otomatik olarak kodlayacak
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
pürüzsüz
Sahnededokunulduğunda hoş gelen ve düz olan
The surface is very smooth
Yüzey çok pürüzsüz
yumuşatmak
bir durumu daha az zor veya gergin hale getirmek
He tried to smooth the situation
Durumu yumuşatmaya çalıştı
etkileyici
başkalarını etkileyecek şekilde kibar ve kendinden emin
He is a smooth talker
O, etkileyici konuşan biridir
pürüzsüz
yüzeyinde hiçbir engebe veya pürüz bulunmayan
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
kepçe
Sahnedesıvıları servis etmek için kullanılan büyük kaşık
Use the ladle to serve the soup
Çorbayı servis etmek için kepçeyi kullan
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
nefes alma
Sahnedevücuda hava alıp verme işlemi
He is breathing deeply
Derin nefes alıyor
yaklaşık
Sahnedeyaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
Sahnedebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
kıl
Sahnedesert ve kısa tüy
The brush has stiff bristles
Fırçanın sert kılları var
-ile bitmek
sonu belli bir şeyle tamamlanmak
The word "book" ends in "k"
"book" kelimesi "k" ile biter
çalışan
Sahnedebir işveren için çalışan kişi
He is a new employee
O, yeni bir çalışan
bunu düşün
bir konu üzerine derinlemesine düşünmek
I need time to think about it
Bunu düşünmek için zamana ihtiyacım var
düşünme
Sahnedezihni kullanma eylemi
Thinking is a hard job
Düşünmek zor bir iştir
düşünmek
bir şeyin bilgisinin olması
I am thinking about the answer
Cevabı düşünüyorum
sanmak
bir fikir veya görüşe sahip olmak
I am thinking that he is right
Onun haklı olduğunu sanıyorum
düşünmek
zihinde bir fikir veya düşünce bulundurmak
I am thinking about the answer
Cevap hakkında düşünüyorum
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
dinlemek
sese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim