The Mentalist — 7. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
870 kelime
Seviye
mülakat yapmak
Sahnederesmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
soru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat
birine soru sormak için yapılan toplantı
I have a job interview tomorrow
Yarın iş mülakatım var
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
temizlemek
Sahnedebir yeri düzenli veya temiz hale getirmek
I need to clean up my room
Odamı temizlemem gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
köşeyi dönmek
büyük miktarda para kazanmak veya elde etmek
They cleaned up at the casino
Kumarhanede köşeyi döndüler
suçtan arındırmak
bir bölgedeki yasadışı faaliyetleri durdurmak veya azaltmak
The police want to clean up the city
Polis şehri suçtan arındırmak istiyor
temizlik
bir yeri düzenli veya kirden arınmış hale getirme eylemi
The beach clean-up starts at noon
Sahil temizliği öğlen başlıyor
dönmek
Sahnedehızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
çarpıtmak
bir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
kısa tur
bir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak
kaçırmak
Sahnedebirini zorla alıp götürmek
The criminals tried to abduct the child
Suçlular çocuğu kaçırmaya çalıştı
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
eğilmek
Sahnedevücudun dik durmaması için hareket ettirilmesi
Do not lean against the wall
Duvara yaslanma
kıt
bir şeyin çok az olması
It was a lean year
Kıt bir yıldı
yağsız
vücutta çok az yağ olması
I like lean meat
Yağsız eti severim
eğiliminde olmak
bir şeyi tercih etme veya seçme olasılığı
I lean toward the blue shirt
Mavi gömleğe eğilimindeyim
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
Sahnedehayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
maddi
Sahnederuhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
fiziksel
Sahnedevücut ile ilgili olan
He needs physical exercise daily
Günlük fiziksel egzersize ihtiyacı var
fiziksel
vücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
sade
Sahnedesüslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
yakın
Sahnedeuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
hafif
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olan
He called her slutty
Ona hafif dedi
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous writer
O ünlü bir yazardır
tırnak
Sahnedeparmağın ucundaki sert kısım
I need to cut my fingernails
Tırnaklarımı kesmem gerekiyor
ilgilenmek
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
form
Sahnededoldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
şekil
bir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
daha yakın
Sahnededaha az mesafede olan
Our house is closer to the school
Evimiz okula daha yakın
satış kapatan
satışı başarıyla tamamlayan kişi
He is the best closer in the team
O ekipteki en iyi satış kapatan kişidir
daha dikkatli
bir şeye karşı daha fazla özen gösteren
You should take a closer look at the details
Detaylara daha dikkatli bakmalısın
zulmeden
Sahnedebaşkalarına zalimce veya haksız davranan kişi
He was a cruel persecutor of his own people
O kendi halkının zalim bir zulmedeniydi
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
iş arkadaşı
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my favorite co worker
O benim en sevdiğim iş arkadaşım
sınır
Sahnedeiki ülkeyi birbirinden ayıran çizgi
We crossed the border
Sınırı geçtik
kenar
bir nesnenin dış sınırı
There is a flower border in the garden
Bahçede çiçekli bir kenar var
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
tutarlılık
Sahnedeistikrarlı ve güvenilir olma niteliği
He shows consistency in his work
İşinde tutarlılık gösteriyor
doku
bir maddenin dokunulduğunda verdiği his
This clay has a soft consistency
Bu kil yumuşak bir dokuya sahip
kıvam
bir maddenin koyuluk derecesi
You should cook the sauce until it reaches the right consistency
Sosu doğru kıvama gelene kadar pişirmelisin
araba
Sahnededört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
araba
dört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
yer
Sahnedebir şeyin bulunduğu yer
This is the site of the accident
Burası kazanın olduğu yer
web sitesi
Sahnedeinternette web sayfalarının bulunduğu yer
I found this information on a site
Bu bilgiyi bir sitede buldum
alan
belirli bir amaç için kullanılan bölge
The construction site is closed
İnşaat alanı kapalı
müşteri
Sahnedemal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
müşteri
mal veya hizmet satın alan kişi
The customer is always right
Müşteri her zaman haklıdır
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar pozisyondan dikey bir konuma geçmek
Please stand up when the teacher enters
Öğretmen girdiğinde lütfen ayağa kalkın
ekmek
Sahnedesözleşilen buluşmaya gelmeyerek birini yüzüstü bırakmak
He stood me up at the cinema
Sinemada beni ekti
ekmek
planlanan bir buluşmaya gelmemek
She stood me up
Beni ekti
ayağa kalkmak
ayaklarının üzerine kalkmak
Please stand up
Lütfen ayağa kalkın
geçerli kalmak
test edildiğinde veya incelendiğinde doğru olduğu kanıtlanmak
The argument will stand up in court
Bu argüman mahkemede geçerli kalacaktır
stand-up
bir kişinin seyirciye şakalar anlattığı komedi türü
He enjoys watching stand up
Stand up izlemekten keyif alıyor
standup komedyeni
canlı izleyicilere şakalar yapan sanatçı
He is a funny standup
O komik bir standup komedyenidir
güvenilir
dürüst ve güvenilebilecek bir kişi
He is a stand-up guy
O güvenilir bir adam
karşı durmak
bir şeye karşı kararlı bir tavır almak
You must stand up to them
Onlara karşı durmalısın
iş adresi
Sahnedebirinin çalıştığı yerin konumu
My work address is in the city center
İş adresim şehir merkezinde
numara yapmak
Sahnedegerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
sahte
Sahnedegerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
sahte
gerçek olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
paniklemek
Sahnedeaşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
tuhaf biri
çok garip veya alışılmadık kimse
He is considered a bit of a freak
O biraz tuhaf biri olarak görülüyor
aşk hikayesi
Sahnedeaşk ve romantik ilişkiler hakkında bir hikaye
I like reading romance novels
Aşk romanları okumayı severim
romantizm
derin bir sevgi duygusu
Romance is important in a relationship
Bir ilişkide romantizm önemlidir
önem arz etmek
önemli veya dikkate değer olmak
This small detail does not romance at all
Bu küçük detay hiç önem arz etmiyor
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağ kurmak
biriyle iletişim veya yakınlık kurmak
I like to connect with new people
Yeni insanlarla bağ kurmak hoşuma gidiyor
bırakmak
Sahnedetutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
sulh hakimi
Sahnedeküçük hukuki konulara bakan yerel görevli
The justice of the peace heard the case
Sulh hakimi davayı dinledi
vefat etmek
Sahnedebirinin ölmesi anlamında nazik ifade
His grandfather passed away last night
Dedesi dün gece vefat etti
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
dehşet verici
Sahnedekorku veya şok yaratan
It was a gruesome crime
Dehşet verici bir suçtu
yemek tedarikçisi
Sahnedeetkinlikler için yemek hazırlayan ve sunan kişi ya da kurum
We hired a caterer for the wedding
Düğün için bir yemek tedarikçisi tuttuk
yemek tedarikçisi
etkinlikler için yemek hazırlayan ve sunan kişi veya kurum
We hired a caterer for the wedding
Düğün için bir yemek tedarikçisi tuttuk
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
başvuru formu
Sahnedeüzerine bilgi yazılacak boş yerleri olan kağıt
Please fill out this marriage license
Lütfen bu evlilik başvuru formunu doldurun
evlilik izni
Sahnedeiki kişinin evlenmesine izin veren resmi belge
They signed their marriage license
Onlar evlilik izinlerini imzaladılar
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
ekran
SahnedeGörüntü veya bilgi gösteren düz yüzey
The phone screen is broken
Telefon ekranı kırık
taramak
Bir şeyi tespit etmek için incelemek veya test etmek
Doctors screen patients for the virus
Doktorlar hastaları virüs için tarıyor
sineklik
pencere veya kapılarda kullanılan delikli ince ağ
The screen keeps bugs out
Sineklik böcekleri dışarıda tutar
dini
Sahnededin veya inançla ilgili
It is a religious holiday
Bu dini bir bayramdır
dindar
bir dine güçlü bir şekilde inanan
He is a very religious person
O çok dindar bir insan
yakalamak
Sahnedebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakaladı
Sahnedehareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakalanmış
Sahnedekaçamama durumunda olmak
The thief was caught by the police
Hırsız polis tarafından yakalandı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
kovalamak
Sahnedebirini veya bir şeyi yakalamak için peşinden gitmek
The dog is chasing the ball
Köpek topu kovalıyor
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
Sahnedekesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
Sahnedetam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
kendini açmak
Sahnededuygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
iş yeri açmak
Sahnedeyeni bir dükkan veya şirket kurmak
They plan to open up a new cafe
Yeni bir kafe açmayı planlıyorlar
açmak
kapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
içini dökmek
duygu veya düşünceleri hakkında konuşmak
You can open up to me
Bana içini dökebilirsin
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
arama emri
Sahnedeyasal bir işlem yapılmasına izin veren mahkeme kararı
The judge signed the arrest warrant
Hakim tutuklama emrini imzaladı
haklı çıkarmak
bir şeyi haklı veya makul göstermek
The situation does not warrant such a reaction
Durum böyle bir tepkiyi gerektirmiyor
arama emri
izin veren resmi belge
The police had a warrant to search the house
Polisin evi aramak için bir emri vardı
yetki belgesi
bir işlem için yasal izin veren resmi belge
The police officer showed his warrant
Polis memuru yetki belgesini gösterdi
kesin
Sahnedetamamen doğru veya hatasız
What is the exact time?
Tam saat kaç?
zorla almak
birinden bir şeyi baskı ile istemek
He exacted a promise from her
Ondan zorla bir söz aldı
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
kırık beyaz
Sahnedebeyaza yakın soluk bir renk
She bought an off-white dress
O kırık beyaz bir elbise satın aldı
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
saklama
Sahnedebir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
saklanma
görünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan konuşma
We had a long discussion about the project
Proje hakkında uzun bir tartışma yaptık
tartışma
bir konu hakkında yapılan konuşma veya fikir alışverişi
They had a long discussion about their plans
Planları hakkında uzun bir tartışma yaptılar
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
uygulama
Sahnedeyasaların veya kuralların uyulmasını sağlama eylemi
Police ensure the enforcement of traffic laws
Polis trafik yasalarının uygulanmasını sağlar
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
çaba
bir şeyi yapmak için harcanan fiziksel veya zihinsel enerji
It takes effort to learn a new language
Yeni bir dil öğrenmek çaba gerektirir
kutsal
SahnedeTanrı ile ilgili veya dini açıdan saygıdeğer olan
The cow is a sacred animal in India
İnek, Hindistan'da kutsal bir hayvandır
avukatlık
Sahnedebir avukatın yaptığı iş
Lawyering requires a lot of research
Avukatlık çok fazla araştırma gerektirir
çürümek
Sahnedeorganik maddelerin parçalanması
Leaves decompose in the soil
Yapraklar toprakta çürür
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
uymak
Sahnedebir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
takım elbise
birbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
faydalı
Sahnedeyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
sektör
Sahnedeekonomi veya toplumun bir bölümü
Technology is a growing sector
Teknoloji büyüyen bir sektördür
sektör
daha büyük bir alanın belirli bir bölümü
This sector is very busy
Bu sektör çok yoğun
sektör
ekonominin belirli bir alanı
The technology sector is growing fast
Teknoloji sektörü hızla büyüyor
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
içyüzünü anlamak
Sahnedebir şeyin gerçek doğasını kavramak
I can see into his true intentions
Onun gerçek niyetlerinin içyüzünü anlayabiliyorum
incelemek
bir şeyin iç kısmını dikkatle gözden geçirmek
The doctor needs to see into the ear
Doktorun kulağın içine bakması gerekiyor
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
Sahnedebilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun