

The Walking Dead — 2. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
423 kelime
Seviye
pek olası değil
Sahnedeolma ihtimali düşük olan
It is unlikely to rain today
Bugün yağmur yağması pek olası değil
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
karın
Sahnedegöğsün altındaki vücut bölümü
He has a pain in his abdomen
Karnında ağrı var
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ad
bir kişiyi ya da şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
I know her name
Onun adını biliyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
dikkatli ol
Sahnedeyakın tehlikeye karşı tetikte kalmak
Look out for cars when you cross
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
gözlemek
bir şeyin gelmesini beklemek veya takip etmek
Look out for my bus at the station
İstasyonda otobüsümü gözle
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
dokuz
Sahnede9 sayısı
I have nine apples
Dokuz elmam var
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
avantajlı başlangıç
Sahnedeavantaj sağlayan erken başlangıç
He got a head start by studying early
Erken çalışarak avantajlı bir başlangıç yaptı
gitmek
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
mandal
Sahnedekapıyı veya kapıyı kapalı tutan düzenek
The door has a latch
Kapının bir mandalı var
kilitlemek
bir kapıyı veya pencereyi kapatıp sabitlemek
Please latch the gate
Lütfen kapıyı kilitleyin
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
kamyon
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan büyük araç
The truck is very big
Kamyon çok büyük
bırakmak
Sahnedetutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
belirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
intikam
Sahnedeyapılan bir kötülüğe karşılık verilen ceza
This is payback for what you did
Bu yaptıklarının intikamı
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
koma
Sahnedeuzun süre devam eden derin bilinçsizlik hali
He is in a coma
O komada
rağmen
Sahnedebir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
He is changing the plan
Planı değiştiriyor
kıyafet değiştirme
kıyafetleri çıkarıp yenilerini giyme eylemi
He is changing his clothes now
O şu an kıyafetlerini değiştiriyor
arkasına bakmak
Sahnedebaşını çevirip arkasını görmek
She looked back to see who was there
Kimin orada olduğunu görmek için arkasına baktı
geçmişe bakmak
geçmişte yaşananları düşünmek
I look back on my childhood fondly
Çocukluğuma sevgiyle bakarım
pişmanlıkla anmak
geçmişteki bir hata yüzünden üzüntü duymak
He looks back on his choice with regret
Seçimine pişmanlıkla bakar
arkaya bakmak
arkada kalan bir şeyi görmek için başını çevirmek
Do not look back while running
Koşarken arkaya bakma
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
kıç
Sahnedevücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
kilise
Sahnedeinsanların ibadet etmek için gittiği yer
The church is very old
Kilise çok eski
kilise
Hristiyan dini topluluğu veya üyeleri
The church provides support to many people
Kilise birçok insana destek veriyor
yavaşça kaybolmak
Sahnedeyavaş yavaş uzaklaşmak veya yok olmak
Time seems to slip away
Zaman uçup gidiyor gibi görünüyor
sıvışmak
fark edilmeden sessizce bir yerden ayrılmak
He managed to slip away from the meeting
Toplantıdan sessizce sıvışmayı başardı
sessizce uzaklaşmak
kimseye görünmeden sessizce gitmek
We decided to slip away early from the party
Partiden erkenden sessizce uzaklaşmaya karar verdik
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The child is playing
Çocuk oyun oynuyor
tribün
Sahnedespor müsabakalarını izlemek için kullanılan yükseltilmiş koltuklar
He sat in the bleachers
Tribünlerde oturdu
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
alt
Sahnedebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
kısa bir süreliğine
Sahnedekısa bir zaman için
He paused briefly
Kısa bir süre duraksadı
dönem
Sahnedebir işi yapmak için harcanan belirli bir süre
He had a short stint in the army
Orduda kısa bir dönem geçirdi
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
eğitmen
Sahnedebaşkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
öğretmen
ders veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
siktir
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba bir söz
Shit, I forgot my keys!
Siktir, anahtarlarımı unuttum!
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
dikmek
Sahnedetohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
tesis
endüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
onun yerine
alternatif bir seçenek olarak
There was no coffee, so I drank tea instead
Kahve yoktu, bu yüzden onun yerine çay içtim
yerine
bir şeyin veya birinin yerine
I chose tea instead of coffee
Kahve yerine çay seçtim
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
efsanevi
Sahnedeçok ünlü ve hakkında çok konuşulan
He is a legendary guitar player
O efsanevi bir gitaristtir
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
şişmek
Sahnedebüyümek veya şişmek
My ankle began to swell
Ayak bileğim şişmeye başladı
harika
çok iyi veya etkileyici
That is a swell idea
Bu harika bir fikir
artış
miktar veya yoğunluktaki kademeli yükseliş
The crowd began to swell
Kalabalık artmaya başladı
süpürmek
Sahnedeelektrikli süpürgeyle temizlemek
I vacuum the rug
Halıyı süpürürüm
elektrik süpürgesi
yerleri vakumlayarak temizleyen makine
This vacuum is new
Bu elektrik süpürgesi yeni
elektrikli süpürge
tozları çekerek temizleyen cihaz
I need a vacuum
Bir elektrikli süpürgeye ihtiyacım var
nefes
Sahnedeakciğerlere alınan hava
Take a deep breath
Derin bir nefes al
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız