

The Walking Dead — 2. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
518 kelime
Seviye
rastlamak
Sahnedebiriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
çarpmak
hareket halindeyken kazara bir nesneye vurmak
I ran into a tree while skiing
Kayak yaparken bir ağaca çarptım
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
beceri
Sahnedepratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
abartılacak bir şey
Sahnedepek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
büyük olay
çok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
geçe
Sahnedesaatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
geçmiş
zaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
olay
Sahnedegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
dokuz
Sahnede9 sayısı
I have nine apples
Dokuz elmam var
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
koridor
bir binanın içinde kapıların yanlarda olduğu uzun ve dar alan
I walked down the hallway
Koridorda yürüdüm
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
ıslık çalmak
Sahnededudaklarla müzikal bir ses çıkarmak
He can whistle a song
O bir şarkıyı ıslıkla çalabilir
düdük
içine hava üflendiğinde yüksek ses çıkaran küçük alet
The referee blew the whistle
Hakem düdüğü çaldı
ıslık sesi çıkarmak
hava üfleyerek yüksek perdeli bir ses çıkarmak
The wind began to whistle
Rüzgar ıslık çalmaya başladı
yönelmek
Sahnedebirine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
sayesinde
Sahnedebirinin veya bir şeyin yardımıyla
Thanks to your help I finished it
Senin yardımın sayesinde bunu bitirdim
nedeniyle
bir şeyin sebep olmasıyla
The flight was delayed thanks to the rain
Yağmur nedeniyle uçuş ertelendi
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
meyve
Sahnedebitkilerin yenen tatlı kısmı
I like eating fresh fruit
Taze meyve yemeyi severim
meyve
yenebilen tatlı bitki kısmı
I eat fresh fruit every day
Her gün taze meyve yerim
ürün
bir eylemden veya ilişkiden elde edilen iyi sonuç
Success is the fruit of his hard work
Başarı onun sıkı çalışmasının ürünüdür
suçlama
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığının belirtilmesi
He denied the accusation
Suçlamayı reddetti
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
grup
Sahnedebenzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp
Sahnedeinsanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya berbat etmek
I did not want to screw up the project
Projeyi mahvetmek istemedim
vahşetler
Sahnedeaşırı derecede zalimce veya şok edici eylemler
The war caused many atrocities
Savaş birçok vahşete neden oldu
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
büyümek
Sahnedeyaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
dua etmek
SahnedeTanrı'ya yakarmak veya Onunla konuşmak
I pray every morning
Her sabah dua ederim
keşke
Sahnedebir şeyin farklı olmasını istemek için kullanılır
If only I had more time
Keşke daha fazla vaktim olsaydı
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
gözlerini çevirmek
gözlerini birine ya da bir şeye yöneltmek
She turned to look at the dog
Köpeğe bakmak için döndü
görmek
gözlerini kullanarak bir şeyi görüntülemek
I looked at the map
Haritaya baktım
incelemek
bir şeyi görmek için gözlerini ona yöneltmek
He looked at the report
Raporu inceledi
kız evlat
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
idare etmek
Sahnedebir yeri veya durumu yönetmek
Can you hold down the fort while I am gone?
Ben yokken orayı idare edebilir misin?
basılı tutmak
bir şeyi bastırıp o konumda tutmak
Hold down the button to start it
Başlatmak için düğmeyi basılı tut
bastırıp tutmak
hareket etmesini engellemek için bir şeyin üzerine baskı uygulamak
Please hold down the paper so it does not blow away
Lütfen kağıdın uçmaması için onu bastırıp tutun
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
tam burada
tam olarak bu noktada
Stay right here
Tam burada kal
burada
kişinin bulunduğu tam yer
My book is right here
Kitabım burada
arabayla bırakmak
Sahnedebir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
kaldırmak
bir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek
dolaşmak
Sahnedeyerden yere gezmek
I love to go around the city
Şehirde dolaşmayı seviyorum
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will give this another go-around
Bunu bir kez daha deneyeceğim
yapıp gezmek
bir şeyi sürekli yapmak veya bir şekilde davranmak
Don't go around telling lies
Yalan söyleyip gezme
yeterli olmak
herkese yetecek kadar mevcut olmak
There is enough pizza to go around
Pizza herkese yetecek kadar var
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
savunmak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
savunmak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek için sebepler sunmak
She defended her decision
Kararını savundu
desteklemek
birinin veya bir şeyin tarafını tutmak
He defended his friend
Arkadaşını destekledi
ev hanımı
Sahnedeevi ve aileyi yöneten kadın
My mother is a housewife
Annem bir ev hanımıdır
ev hanımı
ev işleriyle ilgilenen ve dışarıda çalışmayan evli kadın
She is a housewife
O bir ev hanımı
her ne olursa olsun
Sahnedeher ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kan
Sahnedevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
yetişkin
Sahnedetamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
oyuncak bebek
Sahnedeinsan şeklinde küçük bir oyuncak
The girl is playing with her doll
Kız oyuncak bebeğiyle oynuyor
tatlım
sevgiyle hitap etmek için kullanılan sözcük
Thanks, doll
Teşekkürler tatlım
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
güven
Sahnedebirinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
haline gelmek
Sahnedebaşka bir şeye dönüşmek veya bir duruma geçmek
The weather is becoming cold
Hava soğumaya başlıyor
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
tüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sessizlik
Sahnedesesin yokluğu
I enjoy the silence
Sessizliği severim
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
çok şükür
Sahnederahatlama veya minnettarlık ifadesi
Thank god you are safe
Güvende olduğun için çok şükür
şükretmek
kötü bir şey yaşanmadığı için mutlu hissetmek
I thank God that we are safe
Sağ salim olduğumuz için şükrediyorum
çok şükür
bir durumdan mutlu olunduğunda söylenen ifade
Thank God we are here
Çok şükür buradayız
sessiz
Sahnedeaz veya hiç gürültü çıkarmayan
The room is quiet
Oda sessiz
sessizce
gürültüsüz bir şekilde
Keep quiet
Sessiz kal
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut it down
Lütfen onu kapat
çatı
Sahnedebir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
çatı
bir binanın tepesini örten yapı
The cat is sitting on the roof
Kedi çatının üzerinde oturuyor
çok kızgın
Sahnedeçok öfkeli veya sinirli hissetmek
He is really pissed
O gerçekten çok kızgın
sarhoş
alkol etkisiyle kendinden geçmiş
He was completely pissed after the party
Partiden sonra tamamen sarhoştu
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
koruma
Sahnedebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim