

The Walking Dead — 3. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
309 kelime
Seviye
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
asker
Sahnedeorduda savaşan kişi
He is a brave soldier
O cesur bir askerdir
asker
orduda görev yapan kişi
The soldier is guarding the camp
Asker kampı koruyor
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
bilgi
Sahnedebir konu hakkındaki gerçekler veya detaylar
I need more info about this project
Bu proje hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacım var
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
yalan söyleme
Sahnededoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
uzanmak
yatay bir konumda bulunmak
He is lying on the bed
O yatakta uzanıyor
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
domates
Sahnedeyemeklerde kullanılan kırmızı veya sarı renkli meyve
I love fresh tomatoes
Taze domatesleri severim
domates
yemeklerde sebze olarak kullanılan yuvarlak kırmızı meyve
The salad contains fresh tomato
Salata taze domates içeriyor
sessiz
Sahnedeaz veya hiç gürültü çıkarmayan
The room is quiet
Oda sessiz
sessizce
gürültüsüz bir şekilde
Keep quiet
Sessiz kal
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
kontrolünü kaybetmek
Sahnedeçok sinirlenmek veya üzülmekten dolayı kendini kaybetmek
He lost it when he saw the broken vase
Kırık vazoyu gördüğünde kontrolünü kaybetti
iç
Sahnedebir şeyin iç kısmı
The interior of the car is leather
Arabanın içi deridir
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
kazmak
Sahnedetoprağı kazarak yerini değiştirmek
He likes to dig in the garden
Bahçede kazmayı sever
karıştırmak
bir şeyi bulmak için eşyaları karıştırmak
I had to dig through my bag for the keys
Anahtarları bulmak için çantamı karıştırmak zorunda kaldım
iğneleme
eleştirel veya alaycı söz
That was a cheap dig at me
Bana yönelik ucuz bir iğnelemeydi
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
güney
Sahnedekuzeyin karşıtı olan yön
The birds fly south in winter
Kuşlar kışın güneye uçar
bozulmak
bir durumun ters gitmesi veya kötüye gitmesi
The business deal went south
İş anlaşması bozuldu
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
başlangıçta
Sahnedebaşlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
etkilemek
Sahnedebirinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
uğraşmak
bir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
olmak
Sahnedefarklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
tehlikeli bir şekilde
Sahnedetehlikeye yol açacak biçimde
He was driving dangerously
Tehlikeli bir şekilde araba sürüyordu
sürü
Sahnedehayvanlardan oluşan büyük grup
A herd of cows is in the field
Tarlada bir inek sürüsü var
gütmek
bir hayvan grubunu bir arada hareket ettirmek
The farmer herds the sheep
Çiftçi koyunları gütüyor
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
aman
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
ayrılık
Sahnedebir yerden veya kimseden ayrılma eylemi
The parting of friends is hard
Arkadaşların ayrılığı zordur
veda
veda etme
It was a sad parting
Üzücü bir vedaydı
ayrılık
birbirinden uzaklaşma eylemi
It was a sad parting at the station
İstasyondaki ayrılık hüzünlüydü
ayrılma
birbirinden uzaklaşma durumu
It was a sad parting at the airport
Havaalanında üzücü bir ayrılık yaşadık
odun
Sahnedeateş yakmak için kullanılan odun
We need more firewood
Daha fazla oduna ihtiyacımız var
yakmak
Sahnedebir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
açık renkli
Sahnedekoyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
elinden gelenin en iyisi
gösterebileceğin en yüksek çaba
I did my best
Elimden gelenin en iyisini yaptım
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
bahane
gerçek amacı gizlemek için kullanılan sahte neden
He used work as a cover
İşini bahane olarak kullandı.
cep telefonu
Sahnedearama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
Sahnedehapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
ayrıca
Sahnedeek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
küçümsemek
Sahnedebirine kendinden daha düşük veya az zekiymiş gibi davranmak
Stop patronizing me
Beni küçümsemeyi bırak
müşterisi olmak
bir işletmeden alışveriş yaparak ona destek olmak
We should patronize local businesses
Yerel işletmelerin müşterisi olmalıyız
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
ölü doğmuş
Sahnededoğum sırasında ölü olan
The baby was stillborn
Bebek ölü doğdu
anemik
Sahnedesağlıklı kırmızı kan hücrelerinin yetersiz olduğu durum
She felt tired because she was anemic
Anemik olduğu için kendini yorgun hissediyordu
yeni
Sahnedeyeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
küstah
kaba veya saygısız bir şekilde cüretkar olma
Don't be fresh with me
Bana karşı küstah olma
acemi
belirli bir işte veya durumda deneyimi az olan
He is fresh to this job
O bu işte acemi
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
sivil
Sahnedesilahlı kuvvetlere mensup olmayan kişi
He is a civilian
O bir sivil
tereddüt etmek
Sahnedebir şeyi yapmadan önce kısa bir süre durmak
Don't hesitate to ask
Sormaktan çekinmeyin
ağırlık
Sahnedebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var
ağırlaştırmak
bir şeye ağırlık eklemek
You should weight the curtain to keep it straight.
Perdeyi düz durması için ağırlaştırmalısın.
revir
Sahnedeokul veya kurum gibi yerlerdeki sağlık birimi
The school infirmary is closed
Okul reviri kapalı
revir
hasta veya yaralıların tedavi edildiği yer
He was taken to the infirmary
Revire götürüldü
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
kafeterya
Sahnedeyiyecek ve içecek alınıp yenen yer
I will meet you in the cafeteria
Seninle kafeteryada buluşacağım
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
emin olmak
Sahnedebir şeyden emin olmak için önlem almak
I am making sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin oluyorum
emin olmak
bir şeyin doğru veya kesin olduğundan emin olmak
I am making sure the doors are locked
Kapıların kilitli olduğundan emin oluyorum
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
tüfek
Sahnedenamlusu olan uzun bir silah
He carries a rifle
O bir tüfek taşıyor
çiftlik
Sahnedetarım yapılan veya hayvan yetiştirilen arazi
The farm is big
Çiftlik büyük
çiftçilik yapmak
toprakta bitki yetiştirmek veya hayvan beslemek
They farm wheat
Buğday yetiştiriyorlar
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol