

The Walking Dead — Season 3 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
397 kelime
Seviye
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
çevre
Sahnedebir alanın dış sınırı
The perimeter of the garden is 50 meters
Bahçenin çevresi 50 metredir
çıkarmak
bir şeyi bir yerden dışarı çekmek veya çıkarmak
He pulled out his phone
Telefonunu çıkardı
başarmak
zor bir işi başarıyla bitirmek
They pulled out a win in the end
Sonunda bir galibiyet elde ettiler
çekilmek
bir etkinlikten ayrılmaya karar vermek
She pulled out of the project
Projeden çekildi
açılır
çekilerek genişletilebilen
This sofa is a pull out bed
Bu kanepe açılır bir yataktır
ayrılmak
bir yerden hareket edip uzaklaşmak
The train started to pull out of the station
Tren istasyondan ayrılmaya başladı
zincirleme kaza
birden fazla aracın karıştığı kaza
There was a pile up on the highway
Otoyolda zincirleme kaza oldu
birikmek
zamanla miktarın artması
The work began to pile up
İşler birikmeye başladı
zincirleme kaza
birden fazla aracın karıştığı trafik kazası
There was a pile up on the highway
Otoyolda zincirleme bir kaza oldu
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
beslemek
Sahnedebirine veya bir şeye yemek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme vakti geldi
yayın
canlı video veya ses sinyali
We are watching the live feed
Canlı yayını izliyoruz
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
yem
çiftlik hayvanlarına verilen yiyecek
The farmer gave the cows some feed
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
düzenlemek
Sahnedeşeyleri düzenli bir sıraya koymak
Please arrange the chairs
Lütfen sandalyeleri düzenle
ayarlamak
bir şeyin gerçekleşmesi için hazırlık yapmak
I need to arrange a meeting
Bir toplantı ayarlamam gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi planlamak veya hazırlamak
I will arrange a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarlayacağım
yenilmek
Sahnedebir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
toplanmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
They gather in the park
Parkta toplanırlar
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
anlamak
bilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toplamak
nesneleri bir araya getirmek
I need to gather my books
Kitaplarımı toplamam gerekiyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
evet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
dükkan
Sahnedebir şeyler satın alınan yer
This is a small shop
Bu küçük bir dükkan
alışveriş yapmak
mağazalara gidip eşyalar almak
I like to shop for clothes
Kıyafet alışverişi yapmayı severim
işe yarar malzeme
avantaj olarak kullanılabilecek şey
Every failure is grist for the mill
Her başarısızlık işe yarar bir malzemedir
lokma
Sahnedehızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
ısırmak
bir şeyi kesmek veya incitmek için dişleri kullanmak
Be careful, the dog might bite
Dikkat et, köpek ısırabilir
kabul etmek
riskli bir teklifi onaylamak
He decided to bite on the offer
O teklifi kabul etmeye karar verdi
ısırılmak
bir hayvanın dişleriyle yaralanmak
He was afraid of being bitten by the dog
Köpek tarafından ısırılmaktan korkuyordu
paniklemek
Sahnedeaşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
ucube
çok garip veya alışılmadık kişi
He is a total freak
O tam bir ucube
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
spam
Sahnedeçok sayıda kişiye izinsiz gönderilen mesajlar veya e-postalar
I get too much spam
Çok fazla spam alıyorum
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
kutlamalar
Sahnedemutlu bir durum için düzenlenen özel etkinlikler
The festivities began at noon
Kutlamalar öğlen başladı
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
bir an
Sahnedeçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
alışveriş merkezi
birçok mağazanın bulunduğu büyük bina veya alan
I am going to the shopping center
Alışveriş merkezine gidiyorum
alışveriş merkezi
birçok mağazanın bulunduğu büyük bina veya alan
We went to the shopping center
Alışveriş merkezine gittik
vakit
Sahnedebelirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
yağmalamak
Sahnedeisyan veya savaş sırasında eşyaları yasa dışı olarak almak
The crowd began to loot the stores
Kalabalık mağazaları yağmalamaya başladı
ganimet
çalınan para veya değerli eşyalar
The pirates hid their loot in a cave
Korsanlar ganimetlerini bir mağaraya sakladılar
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
bölüm
Sahnedebir şeyin parçası veya ayrılmış kısmı
This section is very long
Bu bölüm çok uzun
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
stres atmak
güçlü duyguları veya stresi dışa vurarak rahatlamak
I go running to let off steam
Stres atmak için koşuya çıkıyorum
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
örneğin
bir şeyi açıklamak için kullanılan belirli bir durum
You can use many colors, for instance, blue or red
Birçok renk kullanabilirsin, örneğin mavi veya kırmızı
cam / bardak
Sahnedesert şeffaf bir madde veya içecek kabı
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
bardak
içecekleri koymaya yarayan kap
I drank a glass of water
Bir bardak su içtim
cam
pencerelerde ve şişelerde kullanılan sert ve saydam madde
The window is made of glass
Pencere camdan yapılmıştır
bardağa koymak
bir şeyi cam bir kabın içine yerleştirmek
She will glass the juice
Meyve suyunu bardağa koyacak
işaret
Sahnedebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imzalamak
bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
hücre
Sahnedehapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
cep telefonu
arama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
saçma
Sahnedemantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
deli
zihinsel olarak rahatsız
He is acting crazy
Deli gibi davranıyor
öğretmek
Sahnedebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
korumak
Sahnedegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
bir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
bekle
kısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
eleman
Sahnedebir erkek veya erkek çocuk için kullanılan gayriresmi kelime
He is a funny fella
O komik bir eleman
adam
bir erkek için kullanılan gayriresmi kelime
That fella is my boss
Şu adam benim patronum
sokağa çıkma yasağı
Sahnedebelirli bir saate kadar evde olma zorunluluğu
The city has a midnight curfew
Şehirde gece yarısı sokağa çıkma yasağı var
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
yeterince
Sahnedeyeterli şekilde
He was not adequately prepared
Yeterince hazırlanmamıştı
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
brownie
Sahnedeküçük bir çikolatalı kek
I love eating brownies
Brownie yemeyi severim
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
barınak
Sahnedekoruma sağlayan veya ev olarak kullanılan yer
We need to find a shelter
Bir barınak bulmamız gerekiyor
barındırmak
birini tehlikelerden korumak
They sheltered the refugees during the storm
Fırtına sırasında mültecileri barındırdılar
uymak
Sahnedetalimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
koşturmak
hızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
yemek
SahnedeYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
Besinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
yavaş koşmak
Sahnedeyavaş ve düzenli bir tempoda koşmak
I jog every morning
Her sabah yavaş koşu yaparım
hatırlatmak
bir anının geri gelmesini sağlamak
This photo might jog your memory
Bu fotoğraf hafızanı canlandırabilir
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
formül
Sahnedebir şeyi yapmak için kullanılan kurallar veya talimatlar bütünü
He found a formula for success
Başarı için bir formül buldu
mama
bebekler için hazırlanan özel besin
The baby drinks formula
Bebek mama içiyor
formül
özel bir madde karışımı
The baby is fed with formula
Bebek formülle besleniyor
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyin sahip olduğu önem veya fayda
This project has great worth
Bu projenin büyük bir değeri var
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
sabote etmek
Sahnedebir şeyi kasten bozmak veya tahrip etmek
They tried to sabotage the bridge
Köprüyü sabote etmeye çalıştılar
baltalamak
bir planı veya girişimi kasten bozmak
He tried to sabotage her career
Onun kariyerini baltalamaya çalıştı
kilise
Sahnedeinsanların ibadet etmek için gittiği yer
The church is very old
Kilise çok eski
kilise
Hristiyan dini topluluğu veya üyeleri
The church provides support to many people
Kilise birçok insana destek veriyor
kilise binası
Hristiyanların dua etmek için gittiği bina
We visited the historic church building
Tarihi kilise binasını ziyaret ettik
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
fabrika
Sahnedemalzemelerin üretildiği veya işlendiği bina
The old mill is by the river
Eski fabrika nehrin yanındadır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir