

The Walking Dead — 3. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
423 kelime
Seviye
keşfetmek
Sahnedebir yer hakkında bilgi edinmek için orayı gezmek veya incelemek
We want to explore the city
Şehri keşfetmek istiyoruz
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
We need to explore this idea further
Bu fikri daha fazla incelememiz gerekiyor
boğaz
Sahnedeağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
boğaz
boynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
sorumluluk almak
Sahnedebir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
You must take responsibility for your actions
Eylemlerinin sorumluluğunu almalısın
sorumluluk
yapılması gereken işler
Cleaning your room is your responsibility
Odanı temizlemek senin sorumluluğundur
sorumluluk almak
bir şeyin nedeni olduğunuzu kabul etmek
You need to take responsibility for your actions
Eylemlerinin sorumluluğunu almalısın
katletmek
Sahnedeçok sayıda insanı şiddetle öldürmek
The army slaughtered the civilians
Ordu sivilleri katletti
kesmek
hayvanları besin için öldürmek
They slaughter cattle for food
Besin için sığır kesiyorlar
katletmek
şiddetli bir şekilde çok sayıda insanı öldürmek
The army slaughtered the enemy troops
Ordu düşman birliklerini katletti
katletmek
çok sayıda insanı zalimce öldürmek
The army slaughtered the innocent villagers
Ordu masum köylüleri katletti
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
ısırmak
Sahnededişlerle bir şeyi kavramak
The dog wants to bite the toy
Köpek oyuncağı ısırmak istiyor
lokma
hızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
ısırık
bir hayvanın dişlerinden kaynaklanan yara
He has a dog bite on his leg
Bacağında bir köpek ısırığı var
kesit
bir konuşmanın veya gösterinin kısa bir bölümü
I heard a sound bite on the news
Haberlerde bir ses kesiti duydum
nehir
Sahnededoğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
nehir
yatağında akan büyük doğal su akıntısı
There is a wide river near our village
Köyümüzün yakınında geniş bir nehir var
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
etkili
Sahnedeistenen sonucu veren
This is an effective method
Bu etkili bir yöntem
yürürlüğe giren
çalışmaya veya kullanılmaya başlayan
The rule is effective from tomorrow
Kural yarından itibaren yürürlüğe giriyor
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
kendi başına
Sahnedebaşkalarının yardımı olmadan
You can do it on your own
Bunu kendi başına yapabilirsin
tek başına
başka birinin yardımı olmadan veya yalnız şekilde
You have to do this task on your own
Bu görevi tek başına yapmalısın
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
danışman
Sahnedetavsiye veren kişi
He is my academic advisor
O benim akademik danışmanım
çocuklar
Sahnedegenç insan topluluğu
The kids are playing
Çocuklar oynuyor
çocuk
genç bir kişi
I have two kids
İki çocuğum var
inmek
Sahnededaha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
Let's go down to the beach
Plaja inelim
düşmek
bir sayının veya miktarın belirli bir seviyeye gelmesi
The price went down to five dollars
Fiyat beş dolara düştü
gitmek
bir yere seyahat etmek
I will go down to the city
Şehre gideceğim
şart
Sahnedebir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
ilişki
insanların birbirleriyle kurduğu ilişki biçimi
They are on good terms
Araları iyi redden
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
bir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
havadan sudan konuşmak
Sahnedeönemli olmayan konular hakkında yapılan kısa sohbet
We spent a few minutes making small talk
Birkaç dakika havadan sudan konuştuk
havadan sudan konuşma
önemsiz konularda yapılan nezaket konuşması
I had to make small talk with my boss
Patronumla havadan sudan konuşmak zorunda kaldım
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
pisi
Sahnedekedi için kullanılan samimi bir sözcük
Look at the cute pussy
Şu sevimli pisiye bak
korkak
Sahnedezayıf veya korkak kişiler için kullanılan kaba bir ifade
Don't be such a pussy
Bu kadar korkak olma
pısırık
cesur olmayanlar için kullanılan gayriresmî bir sözcük
He is a bit of a pussy
O biraz pısırık biridir
ana
Sahnedeen önemli veya merkezi olan
The main goal is to win
Ana hedef kazanmaktır
ana hat
su veya gaz taşıyan büyük boru hattı
They fixed the water main
Su ana hattını tamir ettiler
ana cadde
kasabalardaki başlıca yol adı
She lives on Main Street
O Ana Caddede yaşıyor
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
kamyon
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan büyük araç
The truck is very big
Kamyon çok büyük
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yalamak
Sahnededilini bir şeyin üzerinde gezdirmek
The dog licked my hand
Köpek elimi yaladı
darbe
sert bir vuruş veya cezalandırma
He took a hard lick during the match
Maç sırasında sert bir darbe aldı
üstesinden gelmek
zor bir problemi çözmeyi başarmak
He finally licked the problem
Sonunda problemin üstesinden geldi
müzikal motif
kısa ve basit bir müzik dizisi
The guitarist played a cool lick
Gitarist havalı bir müzikal motif çaldı
yanlış yargılamak
Sahnedebirisi veya bir şey hakkında yanlış bir kanıya varmak
I misjudged him
Onu yanlış yargıladım
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
altında
Sahnedebir şeyin daha alt konumunda
The cat is beneath the table
Kedi masanın altında
hafifçe
Sahnedeyumuşak veya nazik bir şekilde
Touch it lightly
Ona hafifçe dokun
hafife alarak
bir durumu ciddiye almadan veya önemsemeden
He took the warning lightly
Uyarıyı hafife aldı
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
bugün
mevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
enfeksiyon
Sahnedemikropların neden olduğu hastalık
She has a chest infection
Onun göğüs enfeksiyonu var
enfeksiyon
bakteri veya virüslerin neden olduğu hastalık
The doctor treated the infection
Doktor enfeksiyonu tedavi etti
bulaşma
mikropların bir yere veya şeye girmesine izin veren süreç
Wash your hands to prevent infection
Enfeksiyonu önlemek için ellerinizi yıkayın
mentol
Sahnedenane bitkilerinden elde edilen ferahlatıcı tat
This gum has a menthol flavor
Bu sakız mentol aromalı
mentol
nane bitkilerinde bulunan serinletici bileşik
Menthol is used in some medicines
Bazı ilaçlarda mentol kullanılır
mentol
sigara veya ilaçlarda kullanılan serinletici madde
This cough drop contains menthol
Bu öksürük hapı mentol içeriyor
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
ateş açmak
Sahnedesilahla ateş etmeye başlamak
The soldiers opened fire
Askerler ateş açtı
ateş açmak
silahla ateş etmeye başlamak
The soldiers were ordered to open fire
Askerlere ateş açmaları emredildi
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
ortadan kaldırmak
Sahnedebir şeyi tamamen yok etmek veya çıkarmak
We must eliminate all errors
Tüm hataları ortadan kaldırmalıyız
yırtıp atmak
Sahnedebir şeyi kaba bir şekilde parçalamak veya yırtmak
He ripped up the letter
Mektubu yırtıp attı
yırtmak
bir şeyi küçük parçalara ayırmak
She ripped up the letter
Mektubu yırttı
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
sıyrılmak
Sahnedebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
tüm gün
Sahnedegünün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
ekip
Sahnedebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
ekip
film veya gösteri setinde oyunculardan ayrı olarak çalışan grup
The film crew set up the cameras
Film ekibi kameraları kurdu
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
tespit etmek
Sahnedebir şeyi tam olarak belirlemek veya tanımlamak
I can't pin down the problem
Sorunu tam olarak tespit edemiyorum
savaşta test edilmiş
Sahnedegerçek savaş ortamında deneyimlenmiş
This weapon is combat tested
Bu silah savaşta test edildi
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
şahsi
belirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
üstün
Sahnedeçok yüksek kalitede olan
He has a sterling reputation
Onun üstün bir itibarı var
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
düşük
Sahnedemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
böğürmek
inek gibi derin ve kalın bir ses çıkarmak
The cow lowed in the field
İnek tarlada böğürdü
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
iblis
Sahnedekötülüğü temsil eden doğaüstü varlık
The story is about a devil
Hikaye bir iblis hakkında
herif
bir erkeği belirtmek için kullanılan samimi ve gündelik söz
That devil is very clever
O herif çok zeki
dikkat
Sahnedetetikte olmak için yapılan uyarı
Heads up! The ball is coming
Dikkat! Top geliyor
ön bilgi
dikkat etmesi için verilen kısa bilgi
Give me a heads up
Bana önceden haber ver
önceden haber
bir durum hakkında önceden verilen kısa uyarı veya bilgi
I wanted to give you a heads up about the deadline
Seni son teslim tarihi konusunda önceden uyarmak istedim
önceden haber
birine bir şey hakkında önceden bilgi vermek
I gave him a heads up about the deadline
Ona son tarih hakkında önceden haber verdim
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
yan yana
Sahnedebirbirinin yanında
They sat side by side
Yan yana oturdular
yan yana
bir şeyin hemen yanındaki konum
They walked side by side
Yan yana yürüdüler
kaldırmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden almak veya uzaklaştırmak
Please remove the box
Lütfen kutuyu kaldırın
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
en başta
Sahnedeen başlangıçta
I should not have gone there in the first place
En başta oraya gitmemeliydim