

The Walking Dead — 3. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
264 kelime
Seviye
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
zamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
dikkatle bakmak
Sahnedebir şeyi dikkatle aramak veya beklemek
Keep an eye out for a taxi
Bir taksi için dikkatle bak
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
mahzen
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan yer altı odası
We keep the wine in the cellar
Şarabı mahzende tutuyoruz
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
kutu
Sahnededüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
yaygın
sıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
üflemek
Sahnedeağızdan kuvvetle hava çıkarmak
Blow the candles
Mumları üfle
mahvetmek
bir hata yapmak veya bir şeyi başaramamak
I blew my chance
Şansımı mahvettim
darbe
bir nesne veya el ile atılan sert vuruş
He received a blow to the head
Kafasına bir darbe aldı
şaşırtmak
birini çok şaşırtmak veya hayrete düşürmek
That performance blew me away
O performans beni çok şaşırttı
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
işler
olaylar veya durumlar
Things are getting better
İşler daha iyiye gidiyor
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
meme
Sahnedekadın göğsü için kullanılan gayriresmi terim
She has small boobies
Onun küçük memeleri var
sakarca hareket etmek
beceriksizce veya tuhaf bir şekilde hareket etme
He boobied across the room
Odanın içinde sakarca hareket etti
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
siktir
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba bir söz
Shit, I forgot my keys!
Siktir, anahtarlarımı unuttum!
tel
Sahnedeince metal parçası
The wire is thin
Tel incedir
kabloyla bağlamak
elektrik telleri kullanarak bağlamak
He wired the lamp
Lambayı kabloyla bağladı
kodlamak
birini belirli bir yetenek veya eğilimle hazırlamak
Humans are wired to seek patterns
İnsanlar kalıpları aramak üzere kodlanmıştır
dinleme cihazı
gizli kayıt için kullanılan küçük mikrofon
The detective was wearing a wire
Dedektif bir dinleme cihazı taşıyordu
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
Sahnedeözel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
belirti
bir şeyin var olduğunu gösteren işaret
Dark clouds are a sign of rain
Koyu bulutlar yağmurun belirtisidir
bağırmak
Sahnedeyüksek sesle çağırmak
Don't holler at me
Bana bağırma
açık
Sahnedeönünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
net
anlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
hiçbiri
Sahnedebir grup içinden hiçbiri
None of the students failed
Öğrencilerin hiçbiri kalmadı
gözü açık olmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dikkatle aramak
Keep an eye out for the mail
Posta için gözün açık olsun
tüfek
Sahnedenamlusu olan uzun bir silah
He carries a rifle
O bir tüfek taşıyor
tabanca
Sahnedetek elle tutulan küçük silah
He carries a handgun
Tabanca taşıyor
kılıç
Sahnedesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
gözetmek
Sahnedebir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
gitti
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
ileride
Sahnedeön tarafta, ilerideki yönde
There is a hotel up ahead
İleride bir otel var
bırak
Sahnedetutmayı bırakmak
Just let it go
Sadece bırak gitsin
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They had to let him go
Onu işten çıkarmak zorunda kaldılar
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya konuşmayı bırakmak
Just let it go and relax
Sadece boşver ve rahatla
üzerinde bulundurmak
Sahnedebir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
hapishane
Sahnedesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
Sahnedesuçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
çabalamak
Sahnedebir hedefe ulaşmaya çalışmak
They had to run for help
Yardım bulmak için koşmak zorunda kaldılar
sürmek
belirli bir süre devam etmek
The show will run for two hours
Gösteri iki saat sürecek
kaçmak
tehlikeli bir yerden uzaklaşmaya çalışmak
The prisoners decided to run for it
Mahkumlar kaçmaya karar verdi
aday olmak
seçilen bir göreve gelmek için yarışmak
She wants to run for president
O başkanlığa aday olmak istiyor
buradan gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
buradan gitmek
şu an bulunduğum yerden ayrılmak
I am out of here
Buradan gidiyorum
buradan gitmek
bir yeri terk etmek veya oradan ayrılmak
I am out of here
Buradan gidiyorum
av tüfeği
Sahnedeküçük metal parçacıkları fırlatan bir silah
He used a shotgun
Bir av tüfeği kullandı
ön koltuk
şoförün yanındaki yolcu koltuğu
I call shotgun
Ön koltuk benim
tek nefeste içmek
bir içeceği kutu veya şişeden çok hızlı şekilde tüketmek
He shotgunned the cold beer
Bira kutusunu tek nefeste içti
ateş etmek
bir ateşli silah kullanarak atış yapmak
He shotgunned at the target
Hedefe doğru ateş etti
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
bahane
gerçek amacı gizlemek için kullanılan sahte neden
He used work as a cover
İşini bahane olarak kullandı.
mahalle
Sahnedebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
bağlı olmak
Sahnedetemel olarak tek bir şeye bağlı olmak
It all comes down to money
Her şey paraya bağlı
aşağı inmek
bir yerden daha düşük bir seviyeye gelmek
Please come down to the lobby
Lütfen lobiye inin
gelmek
daha düşük veya belirli bir yere ulaşmak
Please come down to the kitchen
Lütfen mutfağa gel
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
istasyon
Sahnedeinsanların çalıştığı veya beklediği yer
I will meet you at the station
Seninle istasyonda buluşacağım
baş seviyesi
bebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
yerleştirmek
birini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
çiftlik
koyun veya sığır yetiştirilen büyük arazi
They work on a cattle station
Bir sığır çiftliğinde çalışıyorlar
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
yaratıcı
Sahnedeyeni şeyler veya fikirler üretme yeteneği olan
She is a very creative artist
O çok yaratıcı bir sanatçıdır
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var