

The Walking Dead — 6. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
337 kelime
Seviye
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
sıcaklık
Sahnederahatlatıcı bir ısı düzeyi
I love the warmth of the sun
Güneşin sıcaklığını seviyorum
sıcaklık
dostça ve nazik bir duygu
She received them with great warmth
Onları büyük bir sıcaklıkla karşıladı
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
hareket
Sahnedehareket etme veya konum değiştirme eylemi
The car is in motion
Araba hareket halinde
önerge
bir toplantıda resmi olarak bir şey önermek
He made a motion to end the meeting
Toplantıyı bitirmek için bir önerge verdi
önerge
mahkemede sunulan resmi teklif
The lawyer filed a motion
Avukat bir önerge sundu
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
siktir
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba bir söz
Shit, I forgot my keys!
Siktir, anahtarlarımı unuttum!
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
ağaç
Sahnedegövdesi ve dalları olan uzun bir bitki
The tree is tall
Ağaç uzun
ağaca tırmandırmak
bir hayvanı ağaca çıkmaya zorlamak
The dog treed the cat
Köpek kediyi ağaca tırmandırdı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
yön
Sahnedebir şeyin hareket ettiği yol veya hat
The wind changed direction
Rüzgar yön değiştirdi
yönetim
bir işi veya projeyi idare etme süreci
The project needed strong direction
Projenin güçlü bir yönetime ihtiyacı vardı
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
telsizden cevap vermek
telsiz çağrısına yanıt vermek
I called him on the radio, but he did not come in
Ona telsizden seslendim ama cevap vermedi
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
kavrama
Sahnedebir şeyi sıkıca tutma biçimi
He has a strong grip
Sıkı bir kavraması var
tutacak
bir nesneyi tutmaya yarayan kısım
The grip of the racket is soft
Raketin tutacağı yumuşak
kavramak
bir şeyi sıkıca tutmak
She gripped the railing tightly
Tırabzanı sıkıca kavradı
hakimiyet
bir durumu yönetme yeteneği
She has a good grip on the situation
Duruma çok hakim
nefes
Sahnedeakciğerlere alınan hava
Take a deep breath
Derin bir nefes al
bıçaklamak
Sahnedekeskin bir nesneyle birine zarar vermek
He stabbed the thief
Hırsızı bıçakladı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will take a stab at it
Bunu deneyeceğim
saplamak
keskin bir nesneyi bir şeye itmek
She stabbed the pin into the map
İğneyi haritaya sapladı
ihanet etmek
birinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
He stabbed his friend by telling a lie
Arkadaşına yalan söyleyerek ihanet etti
kan
Sahnedevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
dışarıda
bir binanın veya kapalı alanın dışında
It is cold out here
Dışarısı çok soğuk
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
destek
Sahnedebir şeyi desteklemek veya yerinde tutmak için kullanılan araç
He wears a knee brace
Diz desteği kullanıyor
diş teli
dişleri düzeltmek için kullanılan araç
I have braces
Diş tellerim var
hazırlanmak
zor veya tatsız bir şeye karşı hazırlık yapmak
Brace yourself for the cold
Soğuğa karşı kendini hazırla
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
can atmak
bir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
düzeltme
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek için yapılan değişiklik
I made a correction to the text
Metinde bir düzeltme yaptım
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
atış talimi
Sahnedeatış yeteneğini geliştirmek için yapılan çalışma
He does target practice every week
Her hafta atış talimi yapar
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
kelimeler
Sahnedekonuşma veya yazının yapı taşları olan birimler
Please write three words on the paper
Lütfen kağıda üç kelime yazın
sözler
birinin söylediği şeyler
Please listen to my words
Lütfen sözlerimi dinle
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
daha sonra
şu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
canlı
Sahnedehayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
yaşam
Sahnedeyaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
tetik
Sahnedesilahı ateşlemek için çekilen parça
He pulled the trigger
Tetiği çekti
tetiklemek
bir şeyin gerçekleşmesine neden olmak
This can trigger an allergy
Bu bir alerjiyi tetikleyebilir
şanslı
Sahnedeiyi şansa sahip olan
I am very lucky
Çok şanslıyım
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
karşı çıkmak
Sahnedebir şeye karşı konuşmak
He argued against the plan
Plana karşı çıktı
geçim kaynağı
kendinizi geçindirmek için kazandığınız para
Farming is his livelihood
Çiftçilik onun geçim kaynağıdır
tartışmak
bir konu hakkında gerekçe sunmak
He tried to argue his point of view
O kendi bakış açısını savunmaya çalıştı
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
tabanca
Sahnedetek elle tutulan küçük silah
He carries a handgun
Tabanca taşıyor
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
pansuman yapmak
Sahnedebir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
-e kadar
Sahnedebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
bağlı
birinin tercihine veya kararına göre hareket etmek
It is up to you
Bu sana bağlı
kadar
bir miktarın ulaşabileceği en üst sınır
Up to five people can sit here
Buraya beş kişiye kadar oturabilir
peşinde
bir işle meşgul olmak
What have you been up to lately
Son zamanlarda neler peşindesin
bir şeyler çevirmek
gizlice bir şeyler planlamak veya yapmak
What are you up to today
Bugün ne işler çeviriyorsun
en fazla
belirli bir üst sınıra kadar olan miktarda
Up to ten people can come
En fazla on kişi gelebilir
yulaf ezmesi
Sahnedegıda olarak kullanılan öğütülmüş yulaf
I eat oatmeal for breakfast
Kahvaltıda yulaf ezmesi yerim
yulaf lapası
yulafın su veya sütte pişirilmesiyle yapılan yumuşak yiyecek
I eat oatmeal for breakfast
Kahvaltıda yulaf lapası yerim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
sular
denizin ya da gölün bir bölümü
These waters are calm
Bu sular sakin
ateş
Sahnedevücut sıcaklığının normalden yüksek olması
He has a high fever
Yüksek ateşi var
heyecan
çok büyük bir coşku veya hareketlilik durumu
There was a fever of excitement before the match
Maçtan önce büyük bir heyecan vardı
ona benzer bir şey
Sahnedebuna benzer bir şey
I need a pen or something like that
Bir kalem ya da ona benzer bir şeye ihtiyacım var
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
el sallama
Sahnedeselam vermek için elin yandan yana hareketi
She gave a friendly wave
Dostça bir el sallama yaptı
dalga
suyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
dalga
bir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
sallanmak
bir yandan diğer yana tekrarlı hareket etmek
The trees wave in the wind
Ağaçlar rüzgarda sallanıyor
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
Sahnedeiki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
kırmızılık
Sahnedekırmızı olma durumu
The redness of the sunset was amazing
Gün batımının kırmızılığı şaşırtıcıydı