

The Walking Dead — Season 6 Episode 12
Kelimeler ve anlamları
321 kelime
Seviye
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
dışarı çıkmak
bir yerden veya odadan ayrılmak
Please go out now
Lütfen şimdi dışarı çık
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
yayımlanmak
bir haberin veya bilginin herkese duyurulması
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün yayımlandı
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
çıkmak
biriyle romantik bir ilişki yaşamak
They have been going out for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
durmak
Sahnedebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
bir kez
Sadece bir kez gerçekleşen
I saw him one time
Onu bir kez gördüm
bir defalık
Tek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
inşa etme
bir şeyi yapma veya geliştirme etkinliği
Building a house takes time
Bir ev inşa etmek zaman alır
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
bolca
Sahnedeyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
seçim
Sahnedeseçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
bir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
malikane
Sahnedeçok büyük ve görkemli ev
He lives in a huge mansion
O, kocaman bir malikanede yaşıyor
korkutucu
Sahnedekorku veren
This movie is very scary
Bu film çok korkutucu
en korkutucu
en çok korku veren veya ürküten
This is the scariest movie
Bu en korkutucu film
örtbas etme
bir hata veya suçun gizlenme girişimi
The scandal was a huge cover up
Skandal büyük bir örtbas etme girişimiydi
örtbas etmek
bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the truth
Gerçeği örtbas etmeye çalıştılar
kapatıcı
ciltteki lekeleri gizlemek için kullanılan kozmetik ürün
She used some cover up for the bruise
Morluk için biraz kapatıcı kullandı
örtbas
gerçeği gizlemek için yapılan şey
It was just a cover up for his mistake
Bu sadece hatası için bir örtbas idi
örtbas etmek
kötü bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the mistake
Hatayı örtbas etmeye çalıştılar
stand-up
sahnede tek başına yapılan komedi
I love stand up comedy
Stand-up komediyi severim
ekmek
planlanan bir buluşmaya gelmemek
She stood me up
Beni ekti
ayağa kalkmak
ayaklarının üzerine kalkmak
Please stand up
Lütfen ayağa kalkın
ayağa kalkmak
ayaklarının üzerinde dik durmak
Please stand up when the teacher enters
Öğretmen içeri girdiğinde lütfen ayağa kalkın
buluşmaya gelmemek
planlanan bir buluşmaya gitmemek
He stood me up on our date
Randevumuza gelmedi
dürüst
ahlaklı ve doğru davranış sergilemek
He is a stand up guy
O dürüst bir adamdır
zeka
Sahnededüşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
beyin
düşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
duyurmak
Sahnedebir şeyi kamuoyuna bildirmek
They announced the winner
Kazananı duyurdular
açıklamak
bir şeyi resmi olarak insanlara söylemek
The company announced a new plan
Şirket yeni bir plan açıkladı
duyurmak
bir şeyi herkese bildirmek
They will announce the winner soon
Kazananı yakında duyuracaklar
duyurmak
bir şeyi herkese açıkça bildirmek
They will announce the winner soon
Kazananı yakında duyuracaklar
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yaptırmak
birine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
erzak
Sahnedegelecekte kullanmak üzere saklanan malzeme
They have enough provisions for the trip
Gezi için yeterli erzakları var
sert
Sahnedealkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
dışarıda kalmak
içeri girmemek veya dışarıda vakit geçirmek
Don't stay out too late
Çok geç saate kadar dışarıda kalma
korumak
Sahnedegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
Sahnedebir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
yayınlamak
televizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
vücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
dış yüzey
Sahnedebir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
beslemek
Sahnedebirine veya bir şeye yemek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme vakti geldi
yayın
canlı video veya ses sinyali
We are watching the live feed
Canlı yayını izliyoruz
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
yem
çiftlik hayvanlarına verilen yiyecek
The farmer gave the cows some feed
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
dışarıda olmak
bir yerde bulunmamak
He is out at the moment
Şu an dışarıda
ortaya çıkmak
bilginin veya gerçeğin duyulması
The truth is finally out
Gerçek sonunda ortaya çıktı
dışarıda olmak
beklenen yerde bulunmamak
He is out for lunch right now
O şu an öğle yemeği için dışarıda
güçlü yön
Sahnedebir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
kuvvet
fiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
terk etmek
birini veya bir şeyi aniden terk etmek
He walked out on his family
Ailesini terk etti
dışarı çıkmak
bir yerden yürüyerek ayrılmak
She decided to walk out of the room
Odadan çıkıp gitmeye karar verdi
iğne
Sahnededikiş dikmek veya enjeksiyon yapmak için kullanılan ince, sivri metal parça
I need a needle and thread
Bir iğneye ve ipliğe ihtiyacım var
iğne
yasadışı maddeleri enjekte etme eylemi
He uses the needle every day
Her gün iğne kullanıyor
takılmak
birini sürekli rahatsız etmek veya onunla alay etmek
Stop needling me about my mistake
Hatam yüzünden bana takılmayı bırak
iğne
iplik geçirmek için deliği olan küçük ince sivri metal parça
She used a needle to sew the button
Düğmeyi dikmek için iğne kullandı
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
insanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
depolamak
Sahnedebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
saklamak
eşyaları sonra kullanmak için bir yere koymak
Store your clothes in the attic
Kıyafetlerini tavan arasına sakla
mağaza
ürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
bal küpü
Sahnedesaldırganları çekmek ve incelemek için kullanılan sistem
The company set up a honeypot to catch hackers
Şirket, bilgisayar korsanlarını yakalamak için bir bal küpü kurdu
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
burada
bir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
-den beri
Sahnedegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
orospu çocuğu
bir kişi için kullanılan çok kaba bir İspanyolca hakaret
He called him a hijo de puta
Ona hijo de puta dedi
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
yaklaşmak
Sahnedebirine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
yaklaşım
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
kiler dolabı
Sahnedeyiyecekleri saklamak için kullanılan küçük dolap
Put the pasta in the pantry
Makarnayı kiler dolabına koy
kiler
yiyeceklerin saklandığı küçük oda
The pantry is next to the kitchen
Kiler mutfağın yanındadır
kiler
yiyeceklerin saklandığı küçük oda veya dolap
Please put the flour in the pantry
Lütfen unu kilere koy
kazanmak
Sahnedebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
tetikte
tehlikelere karşı dikkatli ve hazırlıklı olma durumu
The soldiers stayed on guard
Askerler tetikte bekledi
çok
Sahnedebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
tuzağa düşürmek
Sahnedebirini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
anlaşma
Sahnedekarşılıklı varılan uzlaşma veya teklif
We made a deal
Bir anlaşma yaptık
kart dağıtmak
bir oyunda kartları oyunculara paylaştırmak
It is your turn to deal
Kartları dağıtma sırası sende
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
en başta
en başlangıçta
I should not have gone there in the first place
En başta oraya gitmemeliydim
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
doğru
gerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
ilaçlar
Sahnedehastalıkları tedavi etmek için kullanılan ilaçlar
Did you take your meds?
İlaçlarını aldın mı?
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
nöbet tutmak
bir şeyi korumak için dikkatle izlemek
I will keep watch tonight
Bu gece nöbet tutacağım
pancar
Sahnedegenellikle koyu kırmızı renkli, yuvarlak bir kök sebzesi
I like beet salad
Pancar salatasını severim
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
uzlaşmak
Sahnedeher iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
tehlikeye atmak
bir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
itibarını zedelemek
birinin itibarına zarar vermek
His actions compromised his reputation
Davranışları itibarını zedeledi
uzlaşma
her iki tarafın da isteklerinden bir kısmından vazgeçerek orta yolu bulması
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık