

The Walking Dead — 7. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
587 kelime
Seviye
bilge
Sahnedetecrübesiyle doğru kararlar verebilen
She gave me some sage advice
O bana bilgece bir tavsiye verdi
adaçayı
yemeklerde kullanılan gri-yeşil yapraklı bir bitki
I add sage to the soup
Çorbaya adaçayı ekliyorum
tütsülemek
tütsü yakarak arındırmak
They sage the room before meditation
Meditasyondan önce odayı tütsülediler
uzuv
Sahnedeinsan veya hayvanın kolu ya da bacağı
He injured a limb in the accident
Kazada bir uzvuna zarar verdi
ağaç dalı
ağaç gövdesinden çıkan büyük dal
The bird sat on a thick limb
Kuş kalın bir dala kondu
dağıtmak
Sahnedebir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
batırmak
Sahnedebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
karıştırmak
bir durumu içinden çıkılmaz hale getirmek veya düzensizliğe yol açmak
Do not mess up my plans
Planlarımı karıştırma
batırmak
bir şeyi kötü yapmak veya mahvetmek
Do not mess up this project
Bu projeyi batırma
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
gezgin
Sahnedeseyahate çıkan kişi
He is a frequent traveler
O, sık seyahat eden bir gezgindir
orman
Sahnedeağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
tahta
ağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
trajedi
Sahnedeçok üzücü veya korkunç bir olay
The car accident was a tragedy
Araba kazası bir trajediydi
trajedi
ciddi ve üzücü olayları konu alan bir tür
Shakespeare wrote many tragedies
Shakespeare birçok trajedi yazdı
sabah
Sahnedegünün erken saatleri
The dew sparkled in the early morn
Çiy, sabahın erken saatlerinde parlıyordu
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
yırtmak
Sahnedebir şeyi parçalara ayırmak
I tore my shirt
Gömleğimi yırttım
gözyaşı
gözden akan tuzlu sıvı damlası
A single tear fell
Tek bir gözyaşı damlası düştü
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
This news will tear him apart
Bu haber onu yıkacak
hızla gitmek
bir yerden çok süratli geçmek
He tore down the street
Sokakta hızla ilerledi
patlayıcı
Sahnedepatlayabilen madde
The explosive was dangerous
Patlayıcı tehlikeliydi
patlayıcı
ani ve büyük bir güçle meydana gelen
The situation had an explosive effect
Durum patlayıcı bir etki yarattı
patlayıcı
bir binayı veya yapıyı tamamen yok edebilen madde
The police found an explosive in the building
Polis binada bir patlayıcı buldu
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
tik tak
Sahnedebir saatin çıkardığı kısa ve keskin ses
The clock goes tick tock
Saat tik tak eder
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
obez
Sahnedeaşırı derecede kilolu veya şişman
He is clinically obese
O, klinik olarak obez
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
güvenlik
Sahnedetehlike veya zarar görme durumunda olmama hali
Please prioritize your safety
Lütfen güvenliğinizi ön planda tutun
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet kilidi
bir aletin çalışmasını veya ateşlenmesini engelleyen mekanizma
Always check the safety before handling the gun
Silahı kullanmadan önce her zaman emniyeti kontrol edin
birim
Sahnedebir grubun parçası olan tek bir şey veya kişi
Each unit costs ten dollars
Her birim on dolar
birlik
daha büyük bir yapının parçası olan küçük grup
The special unit moved out
Özel birlik harekete geçti
birim
ölçüm için standart olarak kullanılan sabit miktar
Meter is a unit of length
Metre bir uzunluk birimidir
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
ilgilenmek
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
çabuk ol
Sahnedebirinden bir işi hemen yapmasını istemek için kullanılan ifade
Chop chop we need to leave now
Çabuk ol şimdi çıkmamız gerekiyor
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
bırak onu
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzaklaşmak
Leave it behind
Onu geride bırak
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Leave the door open
Kapıyı açık bırak
kalsın
bir şeyi almamaya karar vermek
I do not need a receipt so you can leave it
Fişe ihtiyacım yok o yüzden kalsın
iş birliği
Sahnedebaşkalarıyla birlikte çalışma
Cooperation is important for success
Başarı için iş birliği önemlidir
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
eşyalar
Sahnedekişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
yardım
Sahnededestek veya yardım sağlayan şey
The organization provided food aid
Kuruluş gıda yardımı sağladı
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
cesaret
Sahnedetehlike veya zorluklarla yüzleşme yeteneği
He showed great courage
Büyük bir cesaret gösterdi
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
peşinden koşmak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
peşinden gitmek
bir şeyi yakalamaya veya elde etmeye çalışmak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
sıkıca tutmak
Sahnedebir şeyi el veya kollarla güçlü bir şekilde kavramak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzanı sıkıca tut
elinde tutmak
sahip olmaya devam etmek
You should hold on to your ticket
Biletini elinde tutmalısın
beklemek
kısa bir süre durup beklemek
Please hold on to the line for a moment
Lütfen hatta bir an bekle
tutunmak
destek almak için birine veya bir şeye güvenmek
You should hold on to your principles
İlkelerine tutunmalısın
dolaşmak
Sahnedebelli bir hedef olmadan yavaşça gezmek
They wandered around the park
Parkta dolaştılar
mangalda pişirmek
Sahnededışarıda ateş üzerinde yemek hazırlamak
We will barbecue meat for dinner
Akşam yemeği için etleri mangalda pişireceğiz
mangal restoranı
ızgara yemeklerin sunulduğu gayriresmi yer
We are going to a barbecue for dinner
Akşam yemeği için bir mangal restoranına gidiyoruz
kavrulmak
bir kaza veya olay sonucunda aşırı sıcakla ölmek
Many people were barbecued in the explosion
Patlamada birçok insan kavruldu
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
sessizlik
Sahnedesesin yokluğu
I enjoy the silence
Sessizliği severim
ayrılmak
Sahnedebiriyle romantik ilişkiyi bitirmek
They decided to split up after five years
Beş yıl sonra ayrılmaya karar verdiler
bölmek
parçalara ayırmak
We split up the cake
Pastayı böldük
ayrılmak
farklı yönlere gitmek
They decided to split up after the meeting
Toplantıdan sonra ayrılmaya karar verdiler
tehdit
Sahnedezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
tehdit
birine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
genellikle
Sahnedeçoğu durumda veya kural olarak
I generally wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
yaygın
sıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
ölüm
Sahnedebir canlının hayatının sona ermesi
Death is a part of life
Ölüm hayatın bir parçasıdır
kafası güzel
Sahnedeçok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi gereksiz yere kullanmak
Do not waste your time
Zamanını boşa harcama
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
zayıflamak
güçten düşüp cılızlaşmak
He began to waste away
Güçten düşüp zayıflamaya başladı.
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
toprak
Sahnedeyer yüzeyindeki toprak veya zemin
There is dirt on the floor
Yerde toprak var
dedikodu
birinin özel hayatı hakkındaki utanç verici bilgiler
Tell me all the dirt
Bana tüm dedikoduları anlat
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
çöpleri karıştırmak
Sahnedeatıklar arasında yararlı şeyler aramak
They scavenge for food in the trash
Çöplerde yiyecek arıyorlar
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
kamyon
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan büyük araç
The truck is very big
Kamyon çok büyük
arzu
Sahnedebir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler