

The Walking Dead — 7. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
310 kelime
Seviye
lanet olası
Sahnedegüçlü bir öfke veya rahatsızlık belirtmek için kullanılır
This goddamn car won't start
Bu lanet olası araba çalışmıyor
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
şimdiki zaman
Sahnedeşu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
sunmak
birine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
gereksiz yere
Sahnedeihtiyaç duyulandan daha fazla
Don't complicate things unnecessarily
İşleri gereksiz yere karmaşıklaştırma
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
sonsuz
Sahnedesonu olmayan veya sonsuza kadar süren
The ocean looks endless
Okyanus sonsuz görünüyor
ilgilenmek
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
yük
Sahnedebir gemi, uçak veya araçla taşınan eşyalar
The ship is carrying a heavy cargo
Gemi ağır bir yük taşıyor
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
bina
duvarları ve çatısı olan büyük yapı
They built a large structure
Büyük bir yapı inşa ettiler
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
uzak durmak
Sahnedebir şeyden veya birinden uzak kalmak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
teklif
Sahnedebirine bir şeyi alma fırsatı verme
The company is offering a discount
Şirket bir indirim sunuyor
sunu
Tanrıya veya birine verilen hediye
The villagers brought an offering to the temple
Köylüler tapınağa bir sunu getirdiler
teklif
bir işin yapılması için sunulan öneri
They made a generous offering of help
Cömert bir yardım teklifinde bulundular
tam vaktinde
Sahnedeplanlanan zamanda gerçekleşen
The train arrived on time
Tren tam vaktinde vardı
eş
Sahnedeevli kadın
His wife is a doctor
Onun eşi bir doktordur
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
affetmek
Sahnedebirini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
efendim
birinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
af
bir hata veya kaba davranışın mazur görülmesi
He asked for a pardon for his mistake
Hatası için af diledi
latrin
Sahnedeatıklar için kullanılan basit bir tuvalet
They dug a latrine in the camp
Kampta bir latrin kazdılar
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
imkansız
Sahnedeyapılması mümkün olmayan
That is impossible
Bu imkansız
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
son
bir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
para kaybetmek
çok miktarda para kaybetmek
The company is bleeding money
Şirket sürekli para kaybediyor
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
olup bitmek
bir durumda meydana gelen olaylar
I do not know what is going on with this project
Bu projeyle ilgili neler olup bittiğini bilmiyorum
bahis
Sahnedekumar veya riskli bir durumda ortaya konan şey
The stakes are high
Riskler yüksek
riske atmak
bir sonuç uğruna değerli bir şeyi tehlikeye atmak
He decided to stake his savings on the business
Birikimlerini bu işe riske atmaya karar verdi
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
zorba
Sahnedegücünü acımasızca kullanan yönetici
The people rebelled against the tyrant
Halk zorbaya karşı ayaklandı
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
sopa
Sahnedebir şeyin uzun ve ince parçası
He has a walking stick
Onun bir yürüyüş sopası var
saplamak
bir şeyi başka bir şeyin içine itmek
Stick the pin in the map
İğneyi haritaya sapla
sadık kalmak
bir yerde veya durumda kalmaya devam etmek
I will stick to the plan
Plana sadık kalacağım
yapışmak
bir şeye bağlı kalmak
The label sticks to the jar
Etiket kavanoza yapışır
ölüm
Sahnedebir canlının hayatının sona ermesi
Death is a part of life
Ölüm hayatın bir parçasıdır
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
deli
normal şekilde düşünemeyen veya davranamayan
He seemed mad
Deli gibi görünüyordu
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
ayakkabı tamircisi
Sahnedeayakkabıları onaran kişi
The cobbler fixed my boots
Ayakkabı tamircisi botlarımı onardı
cobbler tatlısı
üzeri hamurla pişirilmiş meyveli tatlı
I love peach cobbler
Şeftalili cobbler tatlısını çok severim
meyveli kokteyl
şarap meyve ve şekerle hazırlanan karışık bir içecek
He sipped his refreshing cobbler
Meyveli kokteylinden bir yudum aldı
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
tahta
Sahnedeağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
orman
ağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
yeterli olmak
Sahnedebir amaç için yeterince iyi olmak
This old laptop won't cut it
Bu eski dizüstü bilgisayar yeterli olmayacak
yaşamak
Sahnedebir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
ritim
Sahnededüzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
kamyon
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan büyük araç
The truck is very big
Kamyon çok büyük
baş belası
Sahnedesorun yaratması muhtemel olan kişi veya şey
Stay away from him, he is bad news
Ondan uzak dur, o baş belasıdır
kötü haber
hoş olmayan veya istenmeyen bilgiler
I have some bad news
Sana bazı kötü haberlerim var
kademe
Sahnedebir organizasyondaki rütbe veya konum
He reached the upper echelons of the company
Şirketin üst kademelerine ulaştı
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
dehşet
Sahnedeçok büyük korku
He screamed in terror
Dehşet içinde çığlık attı
baş belası
korku veya sorun yaratan kişi
That little boy is a total terror at school
O küçük çocuk okulda tam bir baş belası
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
krallık
Sahnedebir kral veya kraliçe tarafından yönetilen ülke
The United Kingdom is an island nation
Birleşik Krallık bir ada ülkesidir
bunu düşün
Sahnedebir konu üzerine derinlemesine düşünmek
I need time to think about it
Bunu düşünmek için zamana ihtiyacım var
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
dayanmak
Sahnedezor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
geciktirmek
birinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
tutmak
bir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
masal
Sahnedegenellikle çocuklar için anlatılan büyülü hikaye
This book is full of fairy tales
Bu kitap masallarla dolu
masal
çocuklar için gerçek olmayan hayali hikaye
She likes reading fairy tales
O masal okumayı sever
masalsı
büyü ve mutlu son barındıran hikayelere benzeyen
They had a fairy-tale wedding
Masalsı bir düğünleri oldu
peri masalı
büyülü ya da hayali olayları anlatan hikaye
Children love reading a fairy tale
Çocuklar peri masalı okumayı sever
masal
büyüyle ilgili geleneksel bir hikâye
My grandmother told me a fairy tale
Büyükannem bana bir masal anlattı
yaklaşmak
Sahnedebirine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
yaklaşım
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
son vermek
Sahnedesona ermek veya bir şeyi sona erdirmek
The company ceased operations
Şirket faaliyetlerine son verdi
pislik
Sahnedekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı