

The Walking Dead — 8. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
692 kelime
Seviye
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
yumurtalar
Sahnedekuşlar tarafından yumurtlanan ve gıda olarak tüketilen oval nesneler
I eat two eggs for breakfast
Kahvaltıda iki yumurta yerim
yumurta
kuşların veya sürüngenlerin yavru üretmek için çıkardığı sert kabuklu nesne
The hen laid three eggs today
Tavuk bugün üç yumurta bıraktı
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
en kısa sürede
Sahnedemümkün olan en kısa zamanda
Please reply asap
Lütfen en kısa sürede cevap ver
gitmek
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
çevresini sarmak
Sahnedebir şeyin her yanını kaplamak
The wall is surrounding the city
Duvar şehri çevreliyor
çevre
bir yerin veya kişinin etrafındaki şeyler ve durumlar
The surrounding here is peaceful
Buradaki çevre huzurlu
çevreleyen
bir şeyin her tarafını kuşatan
The surrounding wall is high
Çevreleyen duvar çok yüksek
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
kimyasal madde
Sahnedebelirli bir bileşime sahip madde
These chemicals are dangerous
Bu kimyasallar tehlikelidir
sohbet
Sahnedegayriresmi bir konuşma veya toplantı
We had a quick confab before the meeting
Toplantıdan önce kısa bir sohbet ettik
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
inanılmaz derecede
Sahnedeçok büyük ölçüde
The movie was incredibly long
Film inanılmaz derecede uzundu
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
sohbet etmek
Sahnedegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
kedi
insanların evcil hayvan olarak beslediği tüylü küçük hayvan
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
sohbet
samimi ve rahat bir konuşma
We had a nice chat
Güzel bir sohbet ettik
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
Sahnedebirini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
daha uzun
Sahnedebir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
elektrik
Sahnedeışık ve ısı sağlayan elektriksel kuvvet
The power went out
Elektrikler kesildi
güç
bir şeyi yapabilme kapasitesi
He has the power to win
Kazanma gücü var
nüfuz
başkalarını kontrol etme veya etkileme yeteneği
He has a lot of power
Onun çok nüfuzu var
güçle ilerlemek
büyük bir kuvvetle veya enerjiyle hareket etmek
The boat powered through the water
Tekne suyun içinde güçle ilerledi
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
sağlamak
Sahnedebirinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
ürün
Sahnedetek bir şey veya nesne
This item is on sale
Bu ürün indirimde
çift
romantik bir ilişki içinde olan iki kişi
I think they are an item
Bence onlar bir çift
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
özellikle
Sahnedeaçık ve kesin bir şekilde
I specifically told you not to go
Gitmemeni özellikle söylemiştim
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
tekrar tekrar
Sahnedebirçok kez, defalarca
I read the book over and over again
Kitabı tekrar tekrar okudum
ilgilenmek
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
inlemek
Sahnedeacı veya haz nedeniyle alçak sesle ses çıkarmak
He let out a low moan of pain
Acıyla alçak bir inilti çıkardı
sızlanmak
memnuniyetsizliği veya mutsuzluğu ifade etmek
He is always moaning about his job
İşinden sürekli sızlanıyor
kıç
Sahnedevücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
kargaşa
Sahnedehiçbir kuralın veya kontrolün olmadığı durum
The meeting became a free for all
Toplantı bir kargaşaya dönüştü
herkesin birbirine girdiği kavga
kuralsız bir şekilde herkesin birbirine karşı mücadele ettiği durum
The game turned into a free for all
Oyun herkesin birbirine girdiği bir kavgaya dönüştü
kuralsız yarışma
herkesin kuralsızca katılabildiği bir durum
The sale became a total free-for-all
İndirim tam bir kuralsız yarışmaya dönüştü
ısırmak
Sahnededişlerle bir şeyi kavramak
The dog wants to bite the toy
Köpek oyuncağı ısırmak istiyor
lokma
hızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
ısırık
bir hayvanın dişlerinden kaynaklanan yara
He has a dog bite on his leg
Bacağında bir köpek ısırığı var
kesit
bir konuşmanın veya gösterinin kısa bir bölümü
I heard a sound bite on the news
Haberlerde bir ses kesiti duydum
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
balta
Sahnedeodun kesmek için kullanılan ağır bıçaklı bir alet
He used an axe to chop the wood
Odunu kesmek için bir balta kullandı
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
çözmek
Sahnedebir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
sakinleşmek
Sahnededaha az üzgün veya heyecanlı hale gelmek
You need to calm down
Sakinleşmen gerekiyor
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
ölüm
Sahnedebir canlının hayatının sona ermesi
Death is a part of life
Ölüm hayatın bir parçasıdır
güçlü yön
Sahnedebir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
kuvvet
Sahnedefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
kötü kokulu
Sahnedehoş olmayan bir kokuya sahip olan
This cheese is bad smelling
Bu peynir kötü kokulu
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
arkasında
Sahnedebirini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
arkasında
bir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
bolca
Sahnedeyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
ekonomi
Sahnedebir ülkenin mal ve hizmet üretme satma ve satın alma sistemi
The country's economy is growing
Ülkenin ekonomisi büyüyor
tasarruf
harcanan paranın karşılığını iyi bir şekilde alma durumu
We need to practice economy in our spending
Harcamalarımızda tasarruf yapmalıyız
kuvvet
Sahnedefiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
zorlamak
birini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
hayvan
Sahnedebitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
sadece
Sahnedetek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
yoğunluk
Sahnedebelirli bir hacimdeki madde miktarı
The population density is high here
Buradaki nüfus yoğunluğu yüksektir
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hizmet
Sahnedebaşkaları için yapılan yardım veya iş
The service at this hotel is great
Bu oteldeki hizmet harika
ayin
resmi bir tören veya toplantı
We attended a church service
Bir kilise ayinine katıldık
hareket
Sahnedehareket etme veya konum değiştirme eylemi
The car is in motion
Araba hareket halinde
önerge
bir toplantıda resmi olarak bir şey önermek
He made a motion to end the meeting
Toplantıyı bitirmek için bir önerge verdi
önerge
mahkemede sunulan resmi teklif
The lawyer filed a motion
Avukat bir önerge sundu
el ilanı
Sahnedebilgi içeren küçük kağıt
He gave me a flyer
Bana bir el ilanı verdi
uçak yolcusu
uçakla seyahat eden kimse
He is a frequent flyer
O sık uçan bir yolcudur
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
dikkatini dağıtmak
Sahnedebirinin dikkatini başka yöne çekmek
Don't distract me while I am working
Ben çalışırken dikkatimi dağıtma
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
gizli stok
Sahnedegizlice saklanan eşyaların toplamı
He has a stash of candy
Onun gizli bir şekerleme stoku var
saklamak
Sahnedebir şeyi gizli bir yere koymak
She stashed the money under the bed
Parayı yatağın altına sakladı
ıslak
Sahnedesu veya başka bir sıvı ile kaplı
The grass is wet
Çimler ıslak
ıslatmak
bir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Wet the cloth first
Önce bezi ıslat
hatalı
bir konuda tamamen yanlış düşünme durumu
You are completely wet if you think that
Bunu düşünüyorsan tamamen hatalısın
pısırık
cesareti veya karakter gücü olmayan
He is too wet to stand up for himself
Kendini savunmak için fazla pısırık
cehennem
Sahnedeölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
konuşma
Sahnedebir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı