

The Walking Dead — 8. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
411 kelime
Seviye
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
siren
Sahnedeyüksek sesli uyarı veren cihaz
The police car has a siren
Polis arabasının sireni var
siren
yunan mitolojisinde şarkılarıyla denizcileri kandıran tehlikeli yaratık
The sirens lured the sailors towards the rocks
Sirenler denizcileri kayalara doğru çekti
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
olduğun yerde kalmak
Sahnedeaynı yerde kalmak
Please stay put
Lütfen olduğun yerde kal
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
tüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
sürü yolu
Sahnedehayvanların bir yerden başka bir yere gitmek için kullandığı yol
The cows followed the herdway to the meadow
İnekler çayıra gitmek için sürü yolunu takip etti
kapı
Sahnedeaçılıp kapanan hareketli bariyer
Close the garden gate
Bahçe kapısını kapat
gişe hasılatı
bilet satışlarından elde edilen toplam gelir
The stadium gate was high
Stadyum gişe hasılatı yüksekti
kapı
havaalanında uçağa binmek için gidilen yer
Our flight leaves from gate B5
Uçağımız B5 kapısından kalkıyor
savaşçı
Sahnedesavaşan veya dövüşen kişi
He is a brave fighter
O cesur bir savaşçıdır
savaş uçağı
savaşta kullanılan hızlı askeri uçak
The pilot flew the fighter
Pilot savaş uçağını uçurdu
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I am forgetting his name
Onun adını unutuyorum
zor durum
Sahnedebirinin baskı altında olduğu veya sorgulandığı durum
He was in the hot seat during the meeting
Toplantı sırasında zor durumdaydı
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
fars
Sahnedesaçma olayların yaşandığı güldürücü oyun veya durum
The movie was a complete farce
Film tamamen bir farstı
saçmalık
gülünç veya saçma olay
The whole meeting was a farce
Tüm toplantı bir saçmalıktı
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
kız
Sahnedekadın veya kız için kullanılan gayriresmi bir kelime
She is a great gal
O harika bir kız
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
anlamak
bilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
zil
Sahnedeçaldırıldığında çınlama sesi çıkaran metal alet
The school bell rang
Okul zili çaldı
masada
Sahnedetartışılmaya veya değerlendirilmeye hazır
All options are still on the table
Tüm seçenekler hâlâ masada
masada
görüşülmekte veya değerlendirilmekte olan bir seçenek
The new offer is on the table
Yeni teklif masada
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
dinlenmek
Sahnedeenerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
bolca
Sahnedeyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
şu anda
Sahnedetam bu zaman dilimi içinde
I am busy just now
Şu anda meşgulüm
az önce
çok kısa bir süre önce
I finished my homework just now
Ödevimi az önce bitirdim
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
yargılamak
Sahnedebiri hakkında görüş oluşturmak
Do not judge people by their looks
İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamayın
hakim
mahkemeyi yöneten kişi
The judge listened to the witness
Hakim tanığı dinledi
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
konumlandırmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
bir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
darağacı
Sahnedeinsanları asmak için kullanılan ahşap yapı
The prisoner was led to the gallows
Mahkum darağacına götürüldü
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
avantaj
Sahnedebaşarıyı kolaylaştıran durum
This course gave him a leg up
Bu kurs ona bir avantaj sağladı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
mahzen
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan yer altı odası
We keep the wine in the cellar
Şarabı mahzende tutuyoruz
kurtulmak
Sahnedebir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
dolaşmak
Sahnedekeyif için veya belirli bir hedef olmadan yavaşça yürümek
I like to walk around the park
Parkta dolaşmayı severim
taşınabilir
kullanım sırasında taşınabilen
He uses a walk-around phone at home
Evde taşınabilir bir telefon kullanıyor
yürüyerek gezmek
yaya olarak bir yerden başka bir yere gitmek
It is fun to walk around the town
Kasabayı yürüyerek gezmek eğlencelidir
dolaşmak
bir yerden başka bir yere yürüyerek gitmek
I like to walk around the city
Şehirde dolaşmayı seviyorum
dolaşmak
yürüyerek bir yerden bir yere gitmek
I like to walk around the city
Şehri dolaşmayı severim
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
kıç
Sahnedevücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
çit
Sahnedeinsanların veya hayvanların bir yere girmesini engelleyen yapı
The garden has a white fence
Bahçenin beyaz bir çiti var
eskrim yapmak
spor olarak ince uzun kılıçlarla dövüşmek
He likes to fence
Eskrim yapmayı sever
çalıntı mal satmak
hırsızlık malı başkalarına satmak
He was arrested for trying to fence stolen goods
Çalıntı malları satmaya çalıştığı için tutuklandı
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
bir tane
tek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
sefer
belirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
herhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
beş para etmez
Sahnedehiçbir değeri olmayan kişi
He is a piece of shit
O beş para etmez biridir
pislik
kötü karakterli kişi
You are a piece of shit
Sen bir pisliksin
pislik
iğrenç veya değersiz bir kimse
He is a total piece of shit
O tam bir pislik
pislik
çok hoş olmayan veya aşağılık bir kişi
He is a total piece of shit
O tam bir pislik
çöp
çok düşük kaliteli veya değersiz şey
This car is a piece of shit
Bu araba tam bir çöp
değersiz şey
çok kalitesiz bir nesne
This phone is a piece of shit
Bu telefon çok kalitesiz bir şey
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
sular
denizin ya da gölün bir bölümü
These waters are calm
Bu sular sakin
masa
Sahnedeüzerine eşya koymaya yarayan ayaklı mobilya
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ertelemek
bir konunun görüşülmesini sonraya bırakmak
We will table the proposal
Öneriyi erteleyeceğiz
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
saygı
Sahnedebaşkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı duymak
bir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
hile
Sahnedebirini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
duvar
Sahnedetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
diğerleri
Sahnedegruptan geriye kalan insanlar veya nesneler
Some stayed and the others left
Bazıları kaldı ve diğerleri gitti
başkaları
başka insanlar
We should help others
Başkalarına yardım etmeliyiz
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
iş birliği
Sahnedebaşkalarıyla birlikte çalışma
Cooperation is important for success
Başarı için iş birliği önemlidir