

The Walking Dead — 8. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
355 kelime
Seviye
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
gerçek
Sahnedesahte veya yapay olmayan
This is genuine leather
Bu gerçek deridir
samimi
doğru ve dürüst bir şekilde olan
He has a genuine interest in art
Sanata karşı samimi bir ilgisi var
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
mühimmat
Sahnedesilahlar için kullanılan mermiler ve benzeri malzemeler
We need more ammo
Daha fazla mühimmata ihtiyacımız var
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
yığın
Sahnedeüst üste yığılmış çok sayıda şey
There is a heap of clothes on the bed
Yatağın üzerinde bir kıyafet yığını var
aramak
Sahnedebir şeyi veya birini bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yarık
Sahnedeküçük ve dar bir açıklık veya çatlak
Water leaked through a cranny
Su bir yarıktan sızdı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
sağlamak
Sahnedebirine ihtiyaç duyduğu bir şeyi sunmak
They provided food for the guests
Konuklara yiyecek sağladılar
şartıyla
belirli bir koşulun gerçekleşmesi durumunda
We can go provided it does not rain
Yağmur yağmaması şartıyla gidebiliriz
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
siktir
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba bir söz
Shit, I forgot my keys!
Siktir, anahtarlarımı unuttum!
uydu
Sahnedeuzayda bir gezegenin etrafında dönen cihaz
The satellite orbits the Earth
Uydu Dünya'nın yörüngesinde döner
ayrı
Sahnedeberaber olmayan
They live apart
Onlar ayrı yaşıyorlar
ayrı
bir arada olmayan
They live apart from each other
Birbirlerinden ayrı yaşıyorlar
parça parça
parçalara ayrılmış durumda
The clock fell apart
Saat parça parça oldu
canayakın
Sahnedekomşulara karşı nazik ve yardımsever
They are very neighborly
Çok canayakınlar
üzerinde anlaşılan
Sahnedeilgili herkes tarafından kararlaştırılmış olan
We followed the agreed upon plan
Üzerinde anlaşılan plana uyduk
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
idam etmek
Sahnedebirini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
uygulamak
bir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
saklanma
Sahnedegörünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
saklama
bir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gitti
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
dar
Sahnedevücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
dar
iki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The schedule is very tight
Program çok dar
zorlu
başa çıkması güç olan
We are in a tight situation
Zorlu bir durumdayız
sıkı
yerinde sağlam bir şekilde tutulan
The lid of the jar is tight
Kavanozun kapağı sıkı
sığınak
Sahnedeinsanların veya hayvanların korunduğu güvenli yer
The wildlife sanctuary protects endangered birds
Yaban hayatı sığınağı nesli tükenmekte olan kuşları korur
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
ateş
Sahnedeyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
raptiyeler
Sahnedeeşyaları ahşaba sabitlemek için kullanılan kısa ve keskin çiviler
He used tacks to hang the poster
Posteri asmak için raptiyeler kullandı
gizem
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
meçhul
kimliği veya kişiliği bilinmeyen kişi
The new student is a total mystery
Yeni öğrenci tam bir meçhul
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
çöp
Sahnedeistenmeyen veya işe yaramaz malzeme
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
kötülemek
birisi hakkında kötü şeyler söylemek
He likes to trash his rivals
Rakiplerini kötülemeyi seviyor
mahvetmek
bir şeyi yok etmek veya çok dağınık hale getirmek
They decided to trash the old room
Eski odayı mahvetmeye karar verdiler
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
önceden var olan
Sahnedeşu andan önce zaten mevcut olan
He has a pre-existing condition
Önceden var olan bir rahatsızlığı var
önceden var olan
bir şeyden önce mevcut olan
He has a pre-existing medical condition
Önceden var olan bir tıbbi rahatsızlığı var
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
kabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
işler
olaylar veya durumlar
Things are getting better
İşler daha iyiye gidiyor
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
açık fikirli
Sahnedeyeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
ortadan kaldırmak
Sahnedebir şeyi tamamen yok etmek veya çıkarmak
We must eliminate all errors
Tüm hataları ortadan kaldırmalıyız
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
belirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
kurallara uymak
Sahnedekurallara veya emirlere sorgusuz sualsiz uymak
The employees had to fall in line
Çalışanların kurallara uyması gerekiyordu
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
eksik
Sahnedebir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
boyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
az sözle ifade edilen
The speech was very short
Konuşma çok kısaydı
sıçan
Sahnedeuzun kuyruklu, genellikle haşere olan küçük bir kemirgen
There is a rat in the basement
Bodrumda bir sıçan var
ispiyonlamak
birini ele vermek
He ratted on his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
hain
birine ihanet eden kimse
He is a rat who betrayed his friend
O arkadaşına ihanet eden bir hain
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
katkı
Sahnedebir şeye ulaşmak için verilen veya yapılan yardım
Thank you for your contribution
Katkınız için teşekkürler
büyükanne
Sahnedeebeveynin annesi
My grandmother is kind
Büyükannem naziktir
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
değer
maddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
çatı
Sahnedebir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
kenarda
Sahnedebaşkasının yolunu kesmeyen bir yerde
Please put your bag out of the way
Lütfen çantanı kenara koy
sapa
çok kişinin yaşadığı yerlerden uzakta olan
They live in an out of the way village
Onlar sapa bir köyde yaşıyorlar
aradan çıkarmak
bir işi bitirip halletmek
I want to get this task out of the way
Bu işi aradan çıkarmak istiyorum
teslim olmak
Sahnedesavaşmayı veya direnmeyi bırakmak
The army had to surrender
Ordu teslim olmak zorunda kaldı
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
helikopter pisti
Sahnedehelikopterlerin iniş yapması için ayrılmış alan
The hospital has a helipad on the roof
Hastanenin çatısında bir helikopter pisti var
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
tek başına
Sahnederahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
biraz
Sahnedeküçük bir miktar
It is a tad too salty
Biraz fazla tuzlu
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim