

The Walking Dead — 8. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
470 kelime
Seviye
ortak
Sahnedeiki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
yaygın
sıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
mühimmat
Sahnedeaskeri silah veya patlayıcı madde
The army transported the munitions
Ordu mühimmatı taşıdı
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
itiraf
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını kabul eden beyan
He made a full confession
Tam bir itiraf yaptı
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
endişeli
gergin veya kaygılı hissetme
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
herkes
Sahnedebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
göz kulak olmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dikkatle izlemek
Can you keep an eye on my bag?
Çantama göz kulak olabilir misin?
takip etmek
bir şeyin durumunu kontrol etmek için izlemek
We should keep an eye on the weather forecast
Hava durumunu takip etmeliyiz
mini
Sahnedeboyut olarak çok küçük
I have a mini car
Mini bir arabam var
kurtarıcı
Sahnedebirini tehlikeden kurtaran kişi
He was my savior in that situation
O durumda benim kurtarıcımdı
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
hiçbir şey
Sahnedehiçbir şey
I have nothing
Hiçbir şeyim yok
zamanlama
Sahnedebir şeyin meydana geldiği an
The timing of the rain was terrible
Yağmurun zamanlaması korkunçtu
zamanlama
bir şeyin ne zaman yapılacağının seçimi
Success depends on timing
Başarı zamanlamaya bağlıdır
hapsetmek
Sahnedebirini kilitli bir yere koymak
The police locked him up
Polis onu hapsetti
kilitlemek
bir yeri güvenli hale getirmek için kapı ve pencereleri kilitlemek
Please lock up the house
Lütfen evi kilitle
nezarethane
insanların tutulduğu küçük hapishane
The police took him to the lock up
Polis onu nezarethaneye götürdü
hapsetmek
birini bir yere kilitli tutmak
He locked up the prisoner in the room
Mahkumu odaya hapsetti
nezarethane
insanların veya eşyaların tutulduğu kilitli yer
He was kept in the lock up overnight
Geceyi nezarethanede geçirdi
hapsetmek
birini çıkamayacağı bir yere kapatmak
The police locked up the criminal
Polis suçluyu hapsetti
depo
eşyaların güvenli bir şekilde saklandığı yer
We rented a lock-up for our furniture
Mobilyalarımız için bir depo kiraladık
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
inanç
Sahnedebir kişiye veya şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana güveniyorum
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
bilmece
Sahnedeçözülmesi zor olan sorun veya soru
It is a real conundrum
Bu gerçekten zor bir bilmece
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
bağlı olmak
Sahnedebir şeye göre değişmek veya bir şeyin etkisinde olmak
It depends on the weather
Hava durumuna bağlı
güm
Sahnedeani ve yüksek sesli bir patlama
The firework went kablooey
Havai fişek güm diye patladı
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
sığınak
Sahnedeinsanların veya hayvanların korunduğu güvenli yer
The wildlife sanctuary protects endangered birds
Yaban hayatı sığınağı nesli tükenmekte olan kuşları korur
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan konuşma
We had a long discussion about the project
Proje hakkında uzun bir tartışma yaptık
uzun süre
Sahnedeuzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun zaman
olayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
uzun süreli
bir durumda veya ilişkide uzun süredir bulunan
She is a long-time member of this club
O bu kulübün uzun süreli bir üyesi
uzun süre
uzun bir zaman dilimi
I have not seen you for a long time
Seni uzun süredir görmedim
ıh
Sahnedeçaba sarf ederken veya ani bir duygu gösterirken çıkarılan ses
Unh! This box is heavy
Ih! Bu kutu çok ağır
ı-ıh
hayır anlamında kullanılan ses
Unh I do not want to go
ı-ıh gitmek istemiyorum
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
üretici
Sahnedebir şeyi yapan kişi veya şey
He is a candle maker
O bir mum üreticisidir
makine
bir şeyi yapan araç veya makine
I bought a coffee maker
Bir kahve makinesi aldım
centilmenlik
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranma
He is known for his fair play
O centilmenliğiyle bilinir
duygu
Sahnedeiçte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
yoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
habersizce
Sahnedebir şeyden haberi olmadan
Unbeknownst to me, they planned a party
Haberim olmadan bir parti planladılar
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tarafında
Sahnedebir fikirle veya kişiyle hemfikir olma durumu
I am on your side
Senin tarafındayım
ek olarak
asıl işine veya faaliyetine ek olarak
He teaches English on the side
Ek olarak İngilizce dersleri veriyor
ayrı olarak
ana yemeğin yanında ayrı olarak servis edilen
I want the sauce on the side
Sosun ayrı gelmesini istiyorum
gizlice
açık bir şekilde değil saklı veya gizli bir yolla
They were doing business on the side
Onlar gizlice ticaret yapıyorlardı
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
taş ocağı
Sahnedetaşın topraktan çıkarıldığı yer
He works at a stone quarry
Taş ocağında çalışıyor
av
avlanan hayvan
The hawk chased its quarry
Şahin avını kovaladı
üretmek
Sahnedeyeni bir fikir plan veya cevap ortaya atmak
She came up with a great idea
O harika bir fikir üretti
bulmak
bir şeyi sağlamak veya temin etmek
Can you come up with the money
Parayı bulabilir misin
yerine getirmek
Sahnedebir görevi veya sözü tamamlamak
He fulfilled his promise
Sözünü yerine getirdi
yerine getirmek
yapılması gerekeni veya söz verileni tamamlamak
She fulfilled her promise
O verdiği sözü yerine getirdi
tatmin etmek
birini mutlu veya memnun hissettirmek
This work will fulfill you
Bu iş seni tatmin edecek
insafsız
Sahnedeçok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
yön
Sahnedebir şeyin parçası veya özelliği
Consider every aspect of the problem
Problemin her yönünü değerlendirin
düzenlemek
Sahnedeeşyaları planlı bir sırayla yerleştirmek
Lay out the tools on the table
Aletleri masanın üzerine diz
bayıltmak
birine vurarak bilincini kaybetmesini sağlamak
The boxer laid out his opponent with one punch
Boksör rakibini tek yumrukla bayılttı
uzanmak
bir yerde dinlenmek için yatmak
We spent the day laying out on the beach
Günü kumsalda uzanarak geçirdik
açıklamak
bilgiyi açık ve net şekilde sunmak
He laid out the details of the project
Projenin detaylarını açıkladı
ait olmak
Sahnededoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
gitmek
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yönelmek
Sahnedebirine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
daha uzak
Sahnededaha büyük bir mesafede olan
The park is further than I thought
Park düşündüğümden daha uzak
daha fazla
daha büyük bir ölçüde veya derecede
We need further information
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var
ilerletmek
bir sürecin veya işin gelişimini sağlamak
She took the course to further her career
Kariyerini ilerletmek için kursa gitti
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
resim
görsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
görmek
Sahnedegözleri kullanarak bir şeye bakmak
I am seeing the mountains from here
Buradan dağları görüyorum
madem
bir durumu açıklamak için kullanılan ifade
Seeing that you are busy I will leave
Madem meşgulsün gideceğim
görüşmek
birisiyle vakit geçirmek
I am seeing my friend today
Bugün arkadaşımla görüşüyorum
görmek
bir şeyin gerçekleştiğini izlemek
I am seeing the movie
Filmi görüyorum
bakmak
bir şeyi gözlemlemek
She is seeing the stars
O yıldızlara bakıyor
izlemek
bir şeyi dikkatle takip etmek
We are seeing the birds
Kuşları izliyoruz
herkes
Sahnedetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
kurtarıcı
Sahnedebirini tehlikeden kurtaran kişi
He was my savior in that accident
O kazada benim kurtarıcımdı
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar durumdayken ayaklanmak
I need to get up to reach the book
Kitaba ulaşmak için ayağa kalkmam gerekiyor
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
uyandırmak
birini uykudan kaldırmak
Please get the children up early
Lütfen çocukları erkenden uyandır
kalkıp gitmek
bir yerden uzaklaşmak
I have to get up and leave now
Şimdi kalkıp gitmem gerekiyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday