

The Walking Dead — 9. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
479 kelime
Seviye
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
dinlenmek
Sahnedeenerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
depresyona sokmak
Sahnedebirini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
This news depresses me
Bu haber beni depresyona sokuyor
üzmek
birini çok üzgün veya umutsuz hissettirmek
The news depressed him
Haber onu üzdü
bastırmak
bir şeyi aşağı doğru itmek
Depress the button to start the machine
Makineyi başlatmak için düğmeye basın
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
tersine
Sahnedebir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
arkadaş grubu
Sahnedebirlikte vakit geçiren insan grubu
The whole gang is here
Tüm grup burada
çete
yasa dışı işler yapan bir grup insan
The police arrested the gang
Polis çeteyi tutukladı
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
koşmak
yürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
gizlice girdi
Sahnedesessizce ve gizlice bir yere gitmek
He snuck out of the house
Evden gizlice çıktı
sakin ol
Sahnedesakinleşmek veya endişelenmeyi bırakmak
Just take it easy
Sadece sakin ol
nazik davran
birine karşı sert olmayan bir şekilde yaklaşmak
Take it easy on him during the argument
Tartışma sırasında ona karşı nazik davran
hoşça kal
birine veda etmenin samimi yolu
Take it easy see you tomorrow
Hoşça kal yarın görüşürüz
başa çıkmak
Sahnedebir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
daha büyük
Sahnedeboyut olarak daha geniş veya hacimli
I need a bigger box
Daha büyük bir kutuya ihtiyacım var
daha büyük
daha geniş veya kapsamlı bir ölçüde
The issue is much bigger than we expected
Sorun beklediğimizden çok daha büyük
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
vakit geçirmek
Sahnederahat bir şekilde zaman harcamak
I just want to hang out at home
Sadece evde vakit geçirmek istiyorum
sarkıtmak
vücudun bir kısmını pencere veya kapıdan dışarı çıkarmak
Do not hang out the window
Pencereden dışarı sarkma
takılma
arkadaşlarla yapılan gündelik sosyal buluşma
We planned a fun hang out for Friday
Cuma günü için eğlenceli bir takılma planladık
ahır
Sahnedeekinlerin saklandığı veya hayvanların barındığı çiftlik binası
The horses are in the barn
Atlar ahırda
mağaza
ev eşyaları satan perakende şirketi
I bought this chair from that barn
Bu sandalyeyi o mağazadan satın aldım
güvenmek
Sahnedebirine veya bir şeye bel bağlamak
I am counting on you
Sana güveniyorum
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
sorun
Sahnedebir problem veya zorluk
He is having some trouble
Bazı sorunlar yaşıyor
zahmet vermek
endişe veya kaygıya neden olmak
I do not want to trouble you
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız etmek
birini küçük bir sorunla veya ek işle uğraştırmak
Sorry to trouble you
Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim
gibi gelmek
Sahnedebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
sesini andırmak
bir şeyle benzer ses çıkarmak
The wind sounds like a whistle
Rüzgar bir ıslık sesini andırıyor
sesi benzemek
başka birinin sesine benzer sese sahip olmak
You sound like your mother
Sesin annene benziyor
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
elinden gelenin en iyisi
gösterebileceğin en yüksek çaba
I did my best
Elimden gelenin en iyisini yaptım
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
uzun
Sahnedeortalamadan daha uzun boylu olan
He is very tall
O çok uzun
zorlu
yapılması veya başarılması güç
Finishing this project is a tall order
Bu projeyi bitirmek zorlu bir iş
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
üst toprak
Sahnedebitkilerin yetiştiği toprağın üst tabakası
The farmer added more topsoil to the field
Çiftçi tarlaya daha fazla üst toprak ekledi
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
feragatname
bir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
ileri sürmek
Sahnedebir tartışmanın temeli olarak bir şeyi gerçekmiş gibi sunmak
Some scientists posit that the universe is expanding
Bazı bilim insanları evrenin genişlediğini ileri sürüyor
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
hüküm
Sahnedebir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
cümle
tam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
işte
Sahnedebir şeyi sunmak veya dikkat çekmek için kullanılır
And voilà, the cake is ready
Ve işte, kek hazır
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir mesajı veya kavramı ifade etmek
This word means love
Bu kelime aşk anlamına gelir
kastetmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I meant to call you
Seni aramayı kastetmiştim
anlam
bir kelimenin veya cümlenin ifade ettiği şey
What is the meaning of this word
Bu kelimenin anlamı nedir
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
bulunulan yerin uzağında
I left my umbrella out there
Şemsiyemi orada bıraktım
genellikle
Sahnedeçoğu durumda veya kural olarak
I generally wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ördek
Sahnedeyatağa bağımlı kişilerin boşaltım yapması için kullanılan kap
The nurse brought a bedpan
Hemşire bir ördek getirdi
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
heyecanlandırmak
Sahnedeçok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
derin
çok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
iki kez
Sahnedeiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
iki katı
iki katı kadar
This box is twice as large
Bu kutu iki katı büyüklüğünde
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
gidiş
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
Our going was delayed by the rain
Gidişimiz yağmur yüzünden gecikti
demek
bir şeyin içeriğini veya sesini ifade etmek
That is how the story goes
Hikaye böyle diyor
olmakta olan
şu anda gerçekleşen
What is going on here
Burada neler oluyor
başlamak
bir işe girişmek veya devam etmek
I am going on with my work
İşimle devam ediyorum
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
gerçekleşmek
Sahnedebir olayın meydana gelmesi veya bir şekilde sonuçlanması
The party came off really well
Parti gerçekten çok iyi geçti
çıkmak
bir şeyin parçalanarak veya ayrılarak yerinden ayrılması
The button came off my coat
Ceketimin düğmesi çıktı
ayrılmak
bir şeyin üzerinden veya içinden uzaklaşmak
The sticker will come off easily
Çıkartma kolayca ayrılacak
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
beyaz
Sahnedekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy
strateji
Sahnedebir amaca ulaşmak için izlenen yöntem
We need a new strategy
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
onu al
Sahnedebir şeyi eline almak veya yerden kaldırmak
Pick it up from the floor
Onu yerden al
kaldığı yerden devam etmek
Sahnededuraklamadan sonra tekrar başlamak
Let's pick it up tomorrow
Yarın kaldığımız yerden devam edelim
kapmak
bir şeyi resmi eğitim almadan kendiliğinden öğrenmek
I picked up some Spanish while traveling
Seyahat ederken biraz İspanyolca kaptım
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
bir süre
Sahnedebelirli bir zaman boyunca
Stay awhile
Bir süre kal
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
kapı
Sahnedeaçılıp kapanan hareketli bariyer
Close the garden gate
Bahçe kapısını kapat
gişe hasılatı
bilet satışlarından elde edilen toplam gelir
The stadium gate was high
Stadyum gişe hasılatı yüksekti
kapı
havaalanında uçağa binmek için gidilen yer
Our flight leaves from gate B5
Uçağımız B5 kapısından kalkıyor
defolup gitmek
Sahnedebirinden kaba bir şekilde uzaklaşmasını istemek
Get lost and leave me alone
Defol git ve beni yalnız bırak
kaybolmak
bir yerin veya yönün bulunamaması durumu
I got lost in the city
Şehirde kayboldum