

The Walking Dead — 9. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
345 kelime
Seviye
halka
Sahnedebaşlangıcı veya sonu olmayan yuvarlak şekil
The string forms a loop
İp bir halka oluşturuyor
bilgi ağı
bilgi paylaşan kişilerin oluşturduğu grup
Please keep me in the loop
Lütfen beni gelişmelerden haberdar et
dahil etmek
birini bir gruba veya konuşmaya eklemek
Please loop me in on the project
Lütfen beni projeye dahil et
döngü
sürekli olarak tekrarlanan bir dizi
The song is playing on a loop
Şarkı sürekli döngüde çalıyor
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
yargılamak
Sahnedebiri hakkında görüş oluşturmak
Do not judge people by their looks
İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamayın
hakim
mahkemeyi yöneten kişi
The judge listened to the witness
Hakim tanığı dinledi
sürüklemek
Sahnedebir şeyi yüzey üzerinde çekmek
Drag the chair across the room
Sandalyeyi oda boyunca sürükle
sıkıcı şey
sıkıcı veya can sıkıcı durum
This meeting is such a drag
Bu toplantı çok sıkıcı
nefes
sigaradan çekilen duman
He took a long drag
Uzun bir nefes çekti
drag performansı
erkeklerin eğlence amacıyla kadın kıyafetleri giyerek yaptığı gösteri
He is famous for his drag performance
O drag performansıyla ünlüdür
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
hale getirmek
Sahnedebir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
istemsiz
Sahnedekasti olarak yapılmayan
It was an involuntary reflex
Bu istemsiz bir refleksti
zorunlu
seçime bağlı olmayan
He was an involuntary participant
O, zorunlu bir katılımcıydı
ayrı
Sahnedeartık beraber olmayan, özellikle evli çiftler için
They are separated but not divorced
Ayrılar ama boşanmadılar
ayrılmış
bir arada olmayı bırakmış
The couple separated last year
Çift geçen yıl ayrıldı
ayrılmış
birbirinden uzaklaştırılmış veya bölünmüş
The two rooms are separated by a door
İki oda bir kapıyla ayrılmış durumda
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
hiçbiri
Sahnedebir grup içinden hiçbiri
None of the students failed
Öğrencilerin hiçbiri kalmadı
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
şüphelenmek
Sahnedebirinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
suç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
cevap
Sahnedebir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
tepki
bir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
müdahale
bir durumla başa çıkmak için yapılan eylem
The team's response was quick
Ekibin müdahalesi hızlıydı
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
alkol
Sahnedeinsanı sarhoş edebilen içki
He does not drink alcohol
O alkol içmez
alkol
cildi veya nesneleri temizlemek için kullanılan bir sıvı
I cleaned the cut with alcohol
Kesilen yeri alkolle temizledim
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
bakmak
Sahnedegözlerini bir şeye doğru çevirmek
He is lookin at the map
O haritaya bakıyor
görünmek
bir şey gibi izlenim vermek
You are lookin good today
Bugün iyi görünüyorsun
bakmak
gözleri kullanarak bir şeye odaklanmak
I am lookin at the bird
Kuşa bakıyorum
ısırmak
Sahnededişlerle bir şeyi kavramak
The dog wants to bite the toy
Köpek oyuncağı ısırmak istiyor
lokma
hızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
ısırık
bir hayvanın dişlerinden kaynaklanan yara
He has a dog bite on his leg
Bacağında bir köpek ısırığı var
kesit
bir konuşmanın veya gösterinin kısa bir bölümü
I heard a sound bite on the news
Haberlerde bir ses kesiti duydum
güven
Sahnedebirinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
berbat
Sahnedeçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
siktir
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba bir söz
Shit, I forgot my keys!
Siktir, anahtarlarımı unuttum!
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
sohbet etmek
Sahnedegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
kedi
insanların evcil hayvan olarak beslediği tüylü küçük hayvan
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
sohbet
samimi ve rahat bir konuşma
We had a nice chat
Güzel bir sohbet ettik
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
ata binmek
Sahnedeata binmek için hazırlanmak ve üzerine çıkmak
Let's saddle up
Hadi ata binelim
hazırlanmak
bir yolculuk veya etkinlik için hazır hale gelmek
You should saddle up for the long trip
Uzun yolculuk için hazırlanmalısın
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
kıç
Sahnedevücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
çok iyi işlemek
bir şeyin çok iyi veya başarılı şekilde çalışması
The new design is really singing
Yeni tasarım gerçekten çok iyi işliyor
övmek
birinden veya bir şeyden iyi bir şekilde bahsetmek
She sang his praises
Ondan övgüyle bahsetti
melodi
bir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
That sing was very catchy
O melodi çok akılda kalıcıydı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
dahil etmek
Sahnedebir şeyi grubun parçası haline getirmek
We should bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman dahil etmeliyiz
gelir sağlamak
bir işten veya faaliyetten para kazanmak
He brings in a lot of money
Çok para kazanıyor
içeri getirmek
bir şeyi bir yerin içine taşımak
Please bring in the groceries
Lütfen market alışverişini içeri getir
çağırmak
birinin bir yere gelmesini istemek
They will bring in an expert to help
Yardım etmesi için bir uzman çağıracaklar
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
metastaz yapmak
Sahnedekanser hücrelerinin vücudun başka bölgelerine yayılması
The cancer began to metastasize
Kanser metastaz yapmaya başladı
pislik
Sahnedeçok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
bir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
Oha
Sahnedeşaşırtıcı veya şok edici bir durumla karşılaşıldığında kullanılan bir ifade
Holy shit, look at that building
Oha, şu binaya bak
kazoo
Sahnedesesinizi değiştiren küçük bir müzik oyuncağı
He plays the kazoo
O, kazoo çalıyor
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
kuyruk
Sahnedebir şeyin arka kısmı
The dog wagged its tail
Köpek kuyruğunu salladı
yazı
madeni paranın tura olmayan tarafı
Heads or tails
Yazı mı tura mı
takipçi
birini gizlice izleyen kimse
The spy tried to lose his tail
Casus onu takip eden kişiyi atlatmaya çalıştı
hızlı gitmek
özellikle acele ederek süratle hareket etmek
He tailed it to the station
İstasyona hızlıca gitti
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
denemek
Sahnedekalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
sınav
bilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
deney
bir hipotezi sınamak için yapılan işlem
The scientist ran a test
Bilim insanı bir deney yaptı
test
bir şeyin nasıl çalıştığını öğrenmek için yapılan inceleme
The test shows how the machine works
Test makinenin nasıl çalıştığını gösterir
orada yukarda
Sahnededaha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
yukarıda
daha önce belirtilen yer
The bird is up there in the tree
Kuş yukarıda ağaçta
yukarıda
yukarıdaki o yerde
Look at the bird up there
Yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
sözü edilen veya görülen daha yüksek bir konum
Look at the bird up there
Şu yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
o daha yüksek yer
He lives up there in the mountains
O yukarıda dağlarda yaşıyor
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
burada
Sahnedebir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
dışarıda
bir binanın veya kapalı alanın dışında
It is cold out here
Dışarısı çok soğuk
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
alışkın
Sahnedebir şeye deneyimle aşina olmak
I am used to the cold
Soğuğa alışkınım
eskiden
geçmişte düzenli yapılan ama şimdi yapılmayan
I used to run every day
Eskiden her gün koşardım
kullanmak
bir şeyi işlevsel hale getirmek
I used a hammer to fix the nail
Çiviyi çakmak için bir çekiç kullandım
ikinci el
daha önce başkası tarafından kullanılmış
I bought a used car
İkinci el bir araba aldım
kullandı
bir şeyi işlevsel hale getirmek
I used a pen
Kalem kullandım
ikinci el
daha önce başkası tarafından sahip olunmuş
This car is used
Bu araba ikinci el
kullanmak
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me to get what he wanted
İstediğini elde etmek için beni kullandı
kullanılmış
birçok kez veya sıkça başvurulan
This is a used car
Bu kullanılmış bir araba
alışkın
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
bıçak ağzı
Sahnedebir bıçağın veya aletin düz ve keskin kısmı
The blade of the knife is sharp
Bıçağın ağzı keskindir
paten kaymak
tekerlekli patenlerle hareket etmek
I like to blade in the park
Parkta paten kaymayı severim
silecek lastiği
ön cam sileceklerinin kauçuk kısmı
I need to replace the wiper blade
Silecek lastiğini değiştirmem gerekiyor
çim yaprağı
ot veya çim bitkisinin ince ve düz yaprağı
I found a blade of grass
Bir çim yaprağı buldum
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
yenilme
Sahnedebir yarışmayı veya oyunu kaybetme durumu
They are losing the match
Takımımız maçı kaybediyor
yitirme
bir şeyin yerini bulamamak
She is always losing her keys
O her zaman anahtarlarını yitiriyor
kaybetme
bir şeye artık sahip olamamak
He is losing his keys
O anahtarlarını kaybediyor
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
herhangi biri
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Is anyone there?
Orada kimse var mı?
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
mezarlık
Sahnedeölülerin gömüldüğü yer
They visited the cemetery
Mezarlığı ziyaret ettiler
taze hava
Sahnedetemiz ve ferah hava
I need some fresh air
Biraz taze havaya ihtiyacım var