

Young Sheldon — Season 1 Episode 19
Kelimeler ve anlamları
404 kelime
Seviye
evlenmek
Sahnedebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
eşi olan
He is married
O evli
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
katsayı
Sahnedebir değişkenin önünde bulunan ve onunla çarpım durumunda olan sayı
The coefficient of x in this equation is five
Bu denklemdeki xin katsayısı beştir
ızgara yapmak
Sahnedeyiyecekleri doğrudan ateş üzerindeki metal bir çerçevede pişirmek
We grill chicken in the summer
Yazın tavuk ızgara yaparız
ızgara
yiyecekleri doğrudan ateş üzerinde pişirmek için kullanılan metal çerçeve
Put the meat on the grill
Eti ızgaraya koy
sorguya çekmek
birine çok sayıda zor soru sormak
The police grilled the suspect for hours
Polis şüpheliyi saatlerce sorguya çekti
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
kuantum
Sahnedeçok küçük parçacıklarla ilgilenen fizik dalı ile ilgili
Quantum physics is very complex
Kuantum fiziği çok karmaşıktır
kutsamak
SahnedeTanrı'dan birini korumasını veya ona yardım etmesini istemek
God bless you
Tanrı seni kutsasın
kutsamak
Sahnedebirini zarardan korumak için kutsamak
May God bless you and keep you safe
Tanrı seni kutsasın ve güvende tutsun
şanslı hissetmek
kendini çok şanslı veya minnettar hissetmek
I feel blessed to have such a great family
Harika bir aileye sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum
kutsamak
birine mutluluk veya iyilik vermek
Her kindness blesses those around her
Onun nezaketi çevresindekileri mutlu eder
aerobik
Sahnedekalp ve akciğer fonksiyonlarını geliştiren bir fiziksel egzersiz türü
She does aerobics every morning
Her sabah aerobik yapar
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
çünkü
bir şeyin nedenini belirtmek için kullanılır
I'm late 'cause I missed the bus
Geç kaldım çünkü otobüsü kaçırdım
neden
bir şeyin gerçekleşmesini sağlayan etken
What was the cause of the fire
Yangının nedeni neydi
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
yer almak
Sahnedebelirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
Sahnedekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
karıştırmak
Sahnedefarklı şeyleri bir araya getirmek
Mix the flour and eggs
Unu ve yumurtaları karıştır
karışım
farklı şeylerin veya şarkıların bir arada olduğu grup
I like this mix of songs
Bu şarkı karışımını seviyorum
karışım
farklı maddelerin birleşimi
This cake mix is easy to use
Bu kek karışımının kullanımı kolay
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı ifade etmek için kullanılan ünlem
Darn it, I forgot my keys!
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum!
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
dolu
içi boş olmayan veya alabileceği kadar çok şeyi barındıran
The glass is full of water
Bardak su ile dolu
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
evlenmek
evlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
meraklandırmak
Sahnedebir şeye karşı ilgi veya merak duymak
This mystery intrigues me
Bu gizem beni meraklandırıyor
entrika
gizli plan veya tertip
The movie is full of political intrigue
Film siyasi entrikalarla dolu
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
çeşitlendirmek
işleri veya yöntemleri değiştirip farklılık katmak
Let's mix it up and try a new restaurant
Hadi değişiklik yapalım ve yeni bir restoran deneyelim
dışkı
Sahnedevücudun attığı katı atıklar
The doctor examined the feces
Doktor dışkıyı inceledi
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
inmek
Sahnededaha yüksek bir yerden daha alçak bir yere gitmek
The plane began to descend
Uçak alçalmaya başladı
inmek
yüksek bir noktadan alçak bir seviyeye hareket etmek
The plane began to descend
Uçak alçalmaya başladı
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
hazırlamak
Sahnedeyiyecekleri yenmeye hazır hale getirmek
She is preparing dinner for us
O bizim için akşam yemeği hazırlıyor
hazırlamak
kendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanım için hazır hale getirmek
Please prepare the room for the guests
Lütfen odayı misafirler için hazırlayın
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
yazışmak
Sahnedemektup veya mesaj yoluyla iletişim kurmak
We correspond by email every week
Her hafta e-posta ile yazışıyoruz
karşılık gelmek
bir şeyle aynı olmak veya ona uymak
The numbers correspond to the results
Sayılar sonuçlarla uyuşuyor
stabil
Sahnededeğişmesi veya hareket etmesi beklenmeyen
The patient is stable
Hasta stabil
ahır
atların tutulduğu bina
The horse is in the stable
At ahırda
karşılık vermek
Sahnedebirinin yaptığı iyiliğe veya davranışa benzer şekilde yanıt vermek
I want to reciprocate your kindness
Nezaketine karşılık vermek istiyorum
hız canavarı
Sahnedeçok hızlı hareket eden kişi veya nesne
He is a speedster on the track
Pistte gerçek bir hız canavarı
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
yazmak
bir belgeye veya boşluğa bilgi eklemek
Please write in your name
Lütfen isminizi yazın
yazılı aday
pusulada ismi olmayıp seçmen tarafından elle eklenen aday
I decided to vote for the write in candidate
Yazılı adaya oy vermeye karar verdim
eklemeli oy pusulası
seçmenin listede olmayan bir ismi elle eklediği oy pusulası
You should use the proper form to write in a name
Bir isim eklemek için uygun formu kullanmalısınız
ismi yazılan aday
pusulada ismi olmayıp seçmen tarafından elle yazılan kişi
The write in received many votes
İsmi yazılan aday çok oy aldı
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basit
zor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
birim
Sahnedebir grubun parçası olan tek bir şey veya kişi
Each unit costs ten dollars
Her birim on dolar
birlik
Sahnededaha büyük bir yapının parçası olan küçük grup
The special unit moved out
Özel birlik harekete geçti
birim
Sahnedeölçüm için standart olarak kullanılan sabit miktar
Meter is a unit of length
Metre bir uzunluk birimidir
binmek
Sahnedebir ata veya araca binip gitmek
I ride a horse
Ata binerim
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
baskı yapmak
birini eleştirmek veya rahatsız etmek
My boss likes to ride me about my speed
Patronum hızım konusunda bana baskı yapmayı sever
yolculuk
bir araçla yapılan seyahat
I enjoyed the car ride
Araba yolculuğundan keyif aldım
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
mmm
Sahnedeyemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
hmm
düşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
Sahnedebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
aptal
Sahnedezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
saçma
akılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
ödünç almak
Sahnedebirinin eşyasını geçici olarak kullanıp sonra geri vermek
Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
pick-up
arkası açık küçük yük taşıma aracı
He has a pickup truck
Onun bir pick-up'ı var
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
ekipman
Sahnedebelirli bir etkinlik için kullanılan araç gereçler
I have all the gear for skiing
Kayak yapmak için tüm ekipmanlara sahibim
vites
taşıtlarda tekerleklere giden gücü ayarlayan mekanizma
Shift into a lower gear for the hill
Yokuş için daha düşük bir vitese geç
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
kaotik
Sahnedetam bir düzensizlik içinde olan
The traffic was chaotic
Trafik kaotikti
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
dama
Sahnedeiki kişinin kareli bir tahta üzerinde karşılıklı oynadığı bir oyun
We played checkers yesterday
Dün dama oynadık
söylemek
Sahnedebir şeyi sözle ifade etmek
He says hello
Merhaba diyor
yazmak
bir metnin bir şeyi belirtmesi
The sign says stop
Tabelada dur yazıyor
söylemek
bir görüşü veya öneriyi dile getirmek
He says we should go
O gitmemiz gerektiğini söylüyor
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
âşık
birine karşı güçlü bir romantik sevgi duymak
They are in love
Onlar birbirine âşık
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
onay
Sahnedebir şey için verilen izin veya iyi dilekler
My parents gave their blessing
Ailem onay verdi
kutsama
Tanrı'dan koruma veya yardım için yapılan dua
The priest gave a blessing
Rahip kutsama yaptı
nimet
mutluluk veya yardım getiren şey
This rain is a blessing
Bu yağmur bir nimet
nimet
çok şanslı veya minnettar hissettiren şey
Finding this job was a real blessing
Bu işi bulmak gerçek bir nimetti
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
dava
mahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
arayış
Sahnedebir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışma eylemi
The pursuit of happiness is important
Mutluluk arayışı önemlidir
yürümek
Sahnedeayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
kafa karıştırıcı
Sahnedeanlaşılması zor
The instructions are confusing
Talimatlar kafa karıştırıcı
evlenme teklif etmek
Sahnedebirine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
dondurma
sütten yapılan tatlı ve donmuş bir gıda
I love chocolate ice cream
Çikolatalı dondurmayı severim
sempatik
Sahnedeçok çekici veya keyif verici
This is a charming house
Bu sempatik bir ev
büyüleyici
hoş veya çekici olma özelliği
He has a charming smile
Büyüleyici bir gülümsemesi var
çekici
hoş ve ilgi çekici
She is a charming person
O çekici bir insan
büyüleyici
çok hoş veya çekici
She has a charming smile
Büyüleyici bir gülümsemesi var
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
kumar
Sahnedepara kazanmak için şans oyunları oynamak
Gambling can be very addictive
Kumar çok bağımlılık yapıcı olabilir
lise
öğrencilerin üniversiteden önce eğitim gördüğü yer
I go to high school
Liseye gidiyorum
lise
14 ile 18 yaş arasındaki öğrenciler için okul
She is a high school student
O bir lise öğrencisi
çocukça
çocuksu veya olgunlaşmamış davranışlar sergileyen
Stop acting so high school about this
Bu konuda çocukça davranmayı bırak
paralel
Sahnedeyan yana olan veya çok benzer
Their lives are parallel
Hayatları paralel
paralel
birbirinden aynı uzaklıkta bulunan ve hiçbir zaman kesişmeyen
The two lines are parallel
İki çizgi birbirine paralel
üç terimli
Sahnedeüç terimden oluşan cebirsel ifade
This polynomial is a trinomial
Bu polinom bir üç terimlidir
büyücü
Sahnedesihir kullanan kişi
The wizard cast a spell
Büyücü bir büyü yaptı
sihirbaz
sihir yapan kişi
He is a famous wizard
O ünlü bir sihirbazdır
dil bilgisi
Sahnedebir dilde kelimelerin diziliş kuralları
English grammar is difficult
İngilizce dil bilgisi zordur
dilbilgisi
Sahnedebir dilin nasıl çalıştığını açıklayan kurallar bütünü
She studies English grammar
O İngilizce dilbilgisi çalışıyor
popo
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
alt
bir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
dip
bir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
alt
bir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
bahane
Sahnedebir hatayı açıklamak için sunulan neden
He has a good excuse
Geçerli bir bahanesi var
affetmek
birini bağışlamak veya ayrılmasına izin vermek
Please excuse me
Lütfen beni affedin
bağışlamak
bir hatayı hoş görmek
Please excuse my lateness
Lütfen gecikmemi bağışlayın
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı