Avatar: The Last Airbender — Season 2 Episode 2
Words & meanings
324 words
CEFR level
devam etmek
bir sonraki konuya veya aşamaya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
devam etmek
bir sonraki konuya veya işe geçmek
We are moving on to the next topic
Bir sonraki konuya geçiyoruz
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefis
In sceneçok lezzetli olan
The meal was delectable
Yemek nefisti
ilan etmek
In scenebir şeyi resmî olarak söylemek
The government declared a holiday
Hükümet tatil ilan etti
ilan etmek
bir şeyi resmi veya açık bir şekilde söylemek
The government declared the holiday
Hükümet tatili ilan etti
satır
In scenebir sayfaya yazılmış kelimeler
Read the first three lines
İlk üç satırı oku
sıra
bekleyen insanlardan oluşan sıra
There are long lines at the bank
Bankada uzun kuyruklar var
replik
bir konuşmadaki cümle veya ifade
He forgot his lines in the play
Oyundaki repliklerini unuttu
hat
telefon görüşmesi için bağlantı
All the lines are busy
Tüm hatlar dolu
belâ
In scenesıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanetlemek
In scenesihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
lanet
In scenekötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
küfretmek
In scenekaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
gider
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
He goes to school
Okula gider
ses çıkarır
bir ses veya müzikal ton çıkarmak
The clock goes tick-tock
Saat tik tak diye ses çıkarır
gitmek
düzenli olarak bir yere devam etmek
He goes to school every day
O her gün okula gidiyor
olmak
belli bir duruma veya hale gelmek
The milk goes sour
Süt ekşi olur
döküntü
In scenecilt üzerindeki kırmızı lekeler veya tahriş
I have a rash on my arm
Kolumda bir döküntü var
aceleci
çok hızlı ve düşünmeden yapılan
It was a rash decision
Düşüncesizce bir karardı
artış
bir şeyin aniden ve çok sayıda ortaya çıkması
There was a rash of robberies
Bir dizi soygun yaşandı
döküntü
ciltte oluşan kırmızı ve kaşıntılı lekeler
I have a rash on my arm
Kolumda bir döküntü var
söndürmek
bir yangını durdurmak
Please put out the fire
Lütfen ateşi söndür
birlikte olmak
biriyle cinsel ilişkiye girmeyi kabul etmek
He wanted her to put out
Onunla birlikte olmasını istedi
zahmet etmek
biri için çaba göstermek veya zahmete girmek
I don't want to put you out
Seni zahmete sokmak istemiyorum
dışarı koymak
bir şeyi başkalarının görebileceği veya kullanabileceği bir yere koymak
Put out the trash
Çöpü dışarı çıkar
rahatsız
canı sıkılmış veya gücenmiş
She felt put out by his rude comment
Onun kaba yorumu yüzünden rahatsız oldu
rahatsız etmek
birine zahmet vermek veya fazladan iş çıkarmak
I hope I am not putting you out
Umarım seni rahatsız etmiyorumdur
yayınlamak
bilgiyi birçok kişiyle paylaşmak veya duyurmak
The company put out a new report today
Şirket bugün yeni bir rapor yayınladı
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
yaşamak
In scenebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
In scenebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
ulaşmak
bir yere varmak veya erişmek
We finally made it to the summit
Sonunda zirveye ulaştık
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
gidiş
In scenebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
Our going was delayed by the rain
Gidişimiz yağmur yüzünden gecikti
devam etmek
bir şeyi yapmaya ısrarla devam etmek
Keep the momentum going
Momentumun devam etmesini sağla
gerçekleşmek
ilerlemek veya meydana gelmek
How is the project going
Proje nasıl gidiyor
haline gelmek
bir durum veya koşul içine girmeye başlamak
He is going bald
O kel hale geliyor
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
güvenmek
birine veya bir şeye güven duymak
You can trust in him
Ona güvenebilirsin
resim
In scenegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
şekil
In scenebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
biçim
bir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
naziklik
In scenearkadaş canlısı ve yardımsever olma özelliği
Thank you for your kindness
Nazikliğiniz için teşekkür ederim
önermek
In scenebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
hiç kimse
In scenehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
gülümseme
In sceneyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
efsane
In scenebüyük başarılarıyla tanınan çok ünlü kişi
He is a football legend
O bir futbol efsanesi
efsane
In scenegeçmişten gelen çok eski bir hikaye
The legend of King Arthur is famous
Kral Arthur efsanesi ünlüdür
efsane
doğru olmayabilecek çok eski bir hikaye
It is only a local legend
Bu sadece yerel bir efsane
mağara
In sceneyerin altında veya kayalıkta bulunan doğal boşluk
They found a dark cave
Karanlık bir mağara buldular
boyun eğmek
direnmeyi bırakmak veya teslim olmak
He finally caved to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
sertçe vurmak
birine veya bir şeye büyük bir kuvvetle darbe indirmek
He caved the wall with one punch
Duvara tek bir yumrukla sertçe vurdu
tünel
In sceneyollar veya trenler için yapılan uzun yeraltı geçidi
The train goes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tünel kazmak
bir şeyin içinden uzun bir yol açmak
The workers tunneled through the hill
İşçiler tepenin içinden tünel kazdılar
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
seçenek
In sceneseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
nadir
In scenesık rastlanmayan veya görülmeyen
This is a rare coin
Bu nadir bir paradır
az pişmiş
çok kısa süre pişmiş
I like my steak rare
Bifteğimi az pişmiş severim
çözmek
bir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
seçim
In scenebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
-e doğru
In scenebirine veya bir şeye doğru olan yön
She walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
doğru
birine veya bir şeye yönelik
He walked toward the door
O kapıya doğru yürüdü
yakmak
In sceneateşe vermek
She lit the candle
Mumu yaktı
sarhoş
alkolün etkisi altında olan
He got lit at the party
Partide sarhoş oldu
hızla ayrılmak
bir yerden aceleyle uzaklaşmak
He lit out of there
Oradan hızla ayrıldı
edebiyat
roman ve şiir gibi yazılı eserler
I am taking a class on American lit
Amerikan edebiyatı üzerine bir ders alıyorum
hazır olmak
bir eylemi yapmaya hazır durumda bulunmak
Are you ready to go
Gitmeye hazır mısın
hazırlıklı olmak
bir duruma karşı önceden önlem almış olmak
Be prepared for the exam
Sınava hazırlıklı ol
kalbi kırık
bir kayıp veya hayal kırıklığı yüzünden aşırı üzgün hissetme
She felt broken hearted after the news
Haberi aldıktan sonra kalbi kırıktı
ahtapot
In scenesekiz kollu bir deniz canlısı
The octopus lives in the ocean
Ahtapot okyanusta yaşar
yazık
bir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
aralık
In sceneiki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
yer
dünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
labirent
In scenekarmaşık yollar ağı
The garden is a huge labyrinth
Bahçe kocaman bir labirent
güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
ateş
In sceneyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
seçmek
bir şeyi yapmaya karar vermek
I will go with the red shirt
Kırmızı tişörtü seçeceğim
olmak
In scenebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
moralini bozmak
birini mutsuz veya umutsuz hissettirmek
Don't let the bad news get you down
Kötü haberlerin moralini bozmasına izin verme
orman meyveleri
In sceneküçük yumuşak tatlı meyveler
I ate some berries for breakfast
Kahvaltıda biraz orman meyvesi yedim
sonsuza kadar
In scenetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
In sceneçok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
çıkmaz
ilerleme veya başarı şansı olmayan
This job is a dead end
Bu iş bir çıkmaz
umutsuz
ilerleme şansı bulunmayan
The plan is a dead end
Plan umutsuz
çıkmaz sokak
ilerlemenin mümkün olmadığı durum
Their talks reached a dead end
Görüşmeleri bir çıkmaz sokağa girdi
çıkmaz
ilerleme veya başarı şansı olmayan durum
This job is a dead end
Bu iş bir çıkmaz
çıkmaz
ilerlemenin mümkün olmadığı nokta
This plan reached a dead end
Bu plan bir çıkmaza girdi
duruş
In scenebirinin vücudunu tutuş biçimi
He has a confident stance
Kendinden emin bir duruşu var
duruş
bir konu hakkındaki düşünce veya tavır
What is your stance on this issue
Bu konu hakkındaki duruşun nedir
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
inşa etti
In sceneparçaları birleştirerek yapmak
They built a house
Bir ev inşa ettiler
yapılı
vücut yapısı ve boyutu
He is well-built
O yapılı biridir
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
uzak
In scenemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
engel olmak
ilerlemeyi engellemek veya zorlaştırmak
Don't get in the way
Engel olma
doğru
In scenehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
bir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
koyu
In sceneaçık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
In sceneışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
yürek burkan
In scenebüyük bir üzüntüye neden olan
It was a heartbreaking story
Yürek burkan bir hikayeydi
küçük kız
genç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
gizlice
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyecek şekilde
He secretly left the room
Odadan gizlice ayrıldı
ayrı
In sceneözellikle evli çiftler için artık birlikte olmayan
My parents are separated
Ebeveynlerim ayrı
ayrı
diğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayırmak
nesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrılmak
birinden veya bir topluluktan uzaklaşmak
They decided to separate after many years
Uzun yıllar sonra ayrılmaya karar verdiler
unutmak
In scenebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
kocaman
In sceneboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
hop hop
birine durmasını veya yavaşlamasını söylemek için kullanılır
Whoa whoa, slow down
Hop hop, yavaşla
öğrenci
In sceneokulda eğitim gören kişi
The pupil is reading a book
Öğrenci kitap okuyor
Göz bebeği
Gözün ortasında ışığın içeri girmesini sağlayan siyah kısım
The pupil changes size in the light
Göz bebeği ışıkta boyut değiştirir
mükemmel
In sceneçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
zehir
In scenehastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehirlemek
birine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake had a deadly poison
Yılanın ölümcül bir zehri vardı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin