Avatar: The Last Airbender — Season 2 Episode 3
Words & meanings
286 words
CEFR level
geri çekilmek
In scenesavaşta düşmandan uzaklaşmak
The army had to retreat
Ordu geri çekilmek zorunda kaldı
inziva
dinlenmek veya düşünmek için gidilen sessiz yer veya etkinlik
She went on a weekend retreat
Hafta sonu inzivasına gitti
sığınak
dinlenmek veya düşünmek için gidilen sakin yer
They went to a mountain retreat for the weekend
Hafta sonu için dağdaki bir sığınağa gittiler
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
ebeveyn
In scenebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
ipucu
In scenebir şeyi tahmin etmeye yardımcı olan küçük bir bilgi
Can you give me a hint?
Bana bir ipucu verebilir misin?
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeyip dolaylı yoldan belirtmek
She hinted that she might quit her job
İşinden ayrılabileceğini ima etti
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There is a hint of lemon in the tea
Çayda bir eser miktarda limon var
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
çağrı
In scenebir işi yapman gerektiğine dair güçlü his
She found her true calling in medicine
Tıp alanında gerçek çağrısını buldu
arama yapma
telefon görüşmesi yapmak
She is calling her mom
Annesini arıyor
çağırma
birinin gelmesini isteme eylemi
The calling of his name surprised him
İsminin çağrılması onu şaşırttı
adlandırma
birine isim verme
They are calling the baby Sam
Bebeğe Sam adını veriyorlar
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
ilginç
In scenemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
merak uyandırıcı
In sceneöğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
sürükleyici
dikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
sıkıcı
In sceneilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
seçenek
In sceneseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
ek
In sceneolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
inanılmaz
In sceneçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
unsur
In scenebir şeyin temel veya önemli bir parçası
Trust is a key element
Güven temel bir unsurdur
element
daha basit maddelere ayrılamayan saf madde
Iron is an element
Demir bir elementtir
doğa şartları
rüzgar veya yağmur gibi sert hava durumları
The hikers were exposed to the elements
Dağcılar doğa şartlarına maruz kaldılar
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
hain
In sceneülkesine veya arkadaşlarına sadık olmayan kişi
He was called a traitor
Ona hain denildi
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
zor
In scenebaşa çıkması veya anlaşılması zor olan
This is a tricky question
Bu zor bir soru
yönetmek
In scenebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
doğrudan
bir şeyin yapılması için verilen komut
He gave a direct order
Doğrudan bir emir verdi
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
egzotik
In scenedünyanın başka bir yerinden gelen ve alışılmadık olan
She likes exotic fruits
Egzotik meyveleri sever
tuzak
In scenebirini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
tuzağa düşürmek
birini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
onuruna
birine saygı göstermek veya onu kutlamak amacıyla
They held a dinner in honor of the guests
Konukların onuruna bir akşam yemeği verdiler
aklına gelmek
birinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
kariyer
In scenezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
ateş
In sceneyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
gözünün içine
doğrudan ve dürüst bir şekilde
She looked him in the eye
Ona gözünün içine baktı
eski kafalı kimse
modası geçmiş veya yeniliklere kapalı olan kişi
He is such a fuddy duddy
O çok eski kafalı biri
haberci
In scenemesaj taşıyan kişi
The messenger brought a letter
Haberci bir mektup getirdi
mesajlaşma uygulaması
mesaj veya bilgi göndermeye yarayan araç
I sent the photo via messenger
Fotoğrafı mesajlaşma uygulamasıyla gönderdim
beceri
In scenebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
bilge
In scenetecrübe bilgi ve doğru karar verme yetisi olan
She is a very wise woman
O çok bilge bir kadındır
haberdar etmek
birine bilgi vermek
I will wise her up on the plan
Onu plan hakkında haberdar edeceğim
açısından
belirli bir konuyla ilgili olarak
Things are looking up career-wise
Kariyer açısından işler yolunda gidiyor
bilge
çok bilgili ve doğru kararlar veren kişi
The wise old man gave us advice
Bilge yaşlı adam bize tavsiye verdi
su
In sceneyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
kurtarmak
In sceneistenmeyen bir şeyden arındırmak
I need to rid my house of pests
Evimi haşerelerden kurtarmam gerekiyor
geçit
In scenebir yerden geçmeyi sağlayan yol
This narrow passage leads to the garden
Bu dar geçit bahçeye çıkıyor
pasaj
yazılı bir metnin bir kısmı
Read the following passage carefully
Aşağıdaki pasajı dikkatlice okuyun
geçiş
bir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
The passage of the ship was quick
Geminin geçişi hızlıydı
sonunda varmak
nihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
yarın
In scenebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
bükme
In scenebir nesnenin şeklini değiştirmek
She is bending the wire
O teli büküyor
esnetmek
kuralları tam olarak uygulamayıp hafifçe değiştirmek
He is bending the rules
Kuralları esnetiyor
bükme yeteneği
özel bir güç veya yetenek
He has the gift of bending
O bükme yeteneğine sahip
ticaret
In scenemal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
takas etmek
In scenebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
başa çıkmak
In scenebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
umutsuz
In sceneumut veya teselli vermeyen
The future looks bleak
Gelecek umutsuz görünüyor
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
tamam
In sceneonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
boyunca
In scenetüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
boyunca
bir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
yanında
biriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
nefret
In scenebirine veya bir şeye karşı duyulan yoğun sevmemezlik duygusu
Hatred is a strong emotion
Nefret güçlü bir duygudur
odaklanmak
bir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
gizli
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
terzi
In scenedikiş diken kişi
She is a skilled sewer
O yetenekli bir terzi
kanalizasyon
atık suları taşımak için kullanılan yer altı borusu
The sewer is blocked
Kanalizasyon tıkalı
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
kesinlikle
In sceneşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
çevik
In scenehızlı ve kolay hareket edebilen
The agile cat jumped over the fence
Çevik kedi çitin üzerinden atladı
ikna edici
In sceneinsanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
güçlü
büyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
boşta
In scenearacın vitesinin hiçbir viteste olmadığı durum
The car is in neutral
Araba boşta
tarafsız
In sceneherhangi bir tarafı desteklemeyen
He remained neutral during the argument
Tartışma sırasında tarafsız kaldı
tarafsız
herhangi bir tarafı tutmayan
She tried to remain neutral in the argument
Tartışmada tarafsız kalmaya çalıştı
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
ziyaret etmek
In scenebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
öğle
In scenegünün ortası, saat on iki
I will see you at noon
Seninle öğlen görüşürüz
öğle
günün ortası saat on iki
We will meet at noon
Öğlen buluşacağız
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
-den yapılmış olmak
bir malzemeden oluşmuş olmak
This table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmıştır
anlam çıkarmak
bir şey hakkında fikir yürütmek veya yorumlamak
What do you make of this
Bunun hakkında ne düşünüyorsun
yorumlamak
bir şey hakkında görüş veya fikir oluşturmak
What do you make of the situation
Bu durum hakkında ne düşünüyorsun
eşlik etmek
biriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
kararlı
bir şeyi yapmayı kesin olarak istemek
He is set on winning the race
Yarışı kazanma konusunda kararlı
sirk
In sceneperformansçılar, hayvanlar ve palyaçoların olduğu bir gösteri
We went to the circus
Sirke gittik
kapsamak
In scenebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
önünde
konum veya zaman açısından daha önde
He is ahead of me in the race
Yarışta benim önümde
yeniden adlandırma
In scenebir şeye yeni bir isim verme
I am renaming the folder
Klasörü yeniden adlandırıyorum
duymak
birinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
kale
In scenegüçlü bir şekilde korunan yer
The army captured the enemy stronghold
Ordu düşman kalesini ele geçirdi
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
katılmak
In scenebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
In scenebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
gibi görünmek
In scenebir şeyin izlenimini vermek
You doe to be ready
Hazır gibi görünüyorsun
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
I will do my homework
Ödevimi yapacağım
dişi geyik
geyik türünün dişisi
A doe was grazing
Bir dişi geyik otluyordu
belirtmek
bir şeyi yazıyla ifade etmek
The sign does not indicate the name
Tabela ismi belirtmiyor
bulaşıcı
In scenebir kişiden diğerine geçebilen
The flu is very contagious
Grip çok bulaşıcıdır