Avatar: The Last Airbender — Season 2 Episode 8
Words & meanings
300 words
CEFR level
paylaşma
In scenebir şeyin bir kısmını başkalarına verme
They are sharing the cake
Keki paylaşıyorlar
daha önce
In scenedaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
çay
In sceneyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
oyy
In scenesevimli veya dokunaklı bir şey karşısında söylenen ünlem
Aww, look at the baby
Oyy, bebeğe bak
ulus
In scenetek bir hükümet altında aynı yerde yaşayan büyük bir insan grubu
Every nation has its own flag
Her ulusun kendi bayrağı vardır
fark etmek
In scenebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
kısa
In sceneaz zaman alan
The meeting was very short
Toplantı çok kısaydı
şort
diz üstünde biten pantolon
I wear shorts in summer
Yazın şort giyerim
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
boyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
ayakta olmak
yataktan kalkmış ve uyanık olmak
Are you up already?
Çoktan ayakta mısın?
sona ermek
bir sürenin veya bir durumun bitmesi
Your time is up
Süren doldu
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
kaban
In scenediğer kıyafetlerin üzerine giyilen uzun dış giysi
This coat is very long
Bu kaban çok uzun
palto
sıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
kaban
soğuk havalarda vücudu sıcak tutmak için giyilen üst giysi
Put on your coat before going outside
Dışarı çıkmadan önce kabanını giy
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
sahte
In scenegerçek bir şeye benzeyecek şekilde yapılmış
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
uydurmak
doğru olmayan bir şeyi gerçek gibi söylemek
He faked the data
Verileri uydurdu
yapmacık
gerçek olmayan veya samimi olmayan
Her smile is fake
Gülümsemesi yapmacık
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
yardımcı olmayan
In sceneyardım etmeyen veya işe yaramayan
His advice was unhelpful
Tavsiyesi yardımcı olmadı
küme
In scenebirbirine yakın duran küçük grup
A clump of trees stood by the river
Nehrin kenarında bir ağaç kümesi vardı
heyecan verici
In sceneheyecan uyandıran
The game was very exciting
Oyun çok heyecan vericiydi
bencil
In scenesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
ayrıca
In sceneek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
yok olmak
In sceneaniden ortadan kaybolmak
The mist vanished quickly
Sis hızla yok oldu
bütün gece
tüm gece süresince
It rained all night
Bütün gece yağmur yağdı
gece boyunca
gecenin tamamı boyunca
I stayed awake all night
Gece boyunca uyanık kaldım
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
deprem
In sceneyer kabuğunun ani sarsıntısı
The earthquake damaged the building
Deprem binaya zarar verdi
suçlamak
In scenebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
sorumlu tutmak
In scenebir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
uyku tulumu
dışarıda uyumak için kullanılan sıcak tutan torba
I need a sleeping bag for camping
Kamp yapmak için bir uyku tulumuna ihtiyacım var
uyku tulumu
dışarıda uyumak için kullanılan sıcak tutan çanta
I need a sleeping bag for the trip
Gezi için bir uyku tulumuna ihtiyacım var
uyku tulumu
açık havada uyumak için tasarlanmış koruyucu çanta
Please pack your sleeping bag carefully
Lütfen uyku tulumunu dikkatlice paketle
uyku tulumu
dışarıda uyumak için kullanılan sıcak bir çanta
I need a sleeping bag for camping
Kamp yapmak için bir uyku tulumuna ihtiyacım var
yumuşak
In scenedokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
yumuşak
sert veya pürüzlü olmayan
The pillow is soft
Yastık yumuşak
formsuz
fiziksel olarak güçlü olmayan
He has become soft
Formdan düştü
çiçekler
In scenebir bitkinin renkli kısmı
I love red flowers
Kırmızı çiçekleri severim
çiçekler
bitkilerin renkli kısımları
She picked some flowers
Bazı çiçekler topladı
çiçekler
bitkinin tohum üreten renkli kısmı
The garden is full of beautiful flowers
Bahçe güzel çiçeklerle dolu
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
sevimli
In sceneşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
bir parçası
bir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
paket
In scenebirbirine bağlanmış veya sarılmış nesneler grubu
She carried a bundle of clothes
Bir paket kıyafet taşıdı
demetlemek
şeyleri bir grup halinde birbirine bağlamak
She bundled the sticks together
Çubukları bir araya bağladı
beceri
In scenebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
yardım etmek
birine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me out?
Bana yardım edebilir misin?
yardım etmek
birine destek sağlamak
I can help you out with this task
Bu görevde sana yardım edebilirim
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
boşaltmak
In scenebir şeyi bir yerden çıkarmak veya indirmek
He helped unload the car
Arabayı boşaltmaya yardım etti
içini dökmek
duygu ve düşüncelerini açıkça anlatmak
I need to unload my feelings
Duygularımı anlatmaya ihtiyacım var
mademki
bir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
In scenebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
yapmak
In scenebir eylemi gerçekleştirmek
I will do my homework
Ödevimi yapacağım
dişi geyik
geyik türünün dişisi
A doe was grazing
Bir dişi geyik otluyordu
belirtmek
bir şeyi yazıyla ifade etmek
The sign does not indicate the name
Tabela ismi belirtmiyor
gibi görünmek
bir şeyin izlenimini vermek
You doe to be ready
Hazır gibi görünüyorsun
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
haz
In scenebüyük bir mutluluk hissi
The children played with delight
Çocuklar büyük bir hazla oynadı
sevindirmek
birini çok mutlu etmek
The news will delight the whole family
Bu haber tüm aileyi sevindirecek
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
katılmak
In scenebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
endişelenmek
In scenehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişeli
huzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
kapatmak
In scenebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
hızlı
In sceneyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
daha önce
In scenegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
yormak
In scenebirini çok yormak
Working all day exhausts me
Tüm gün çalışmak beni yoruyor
egzoz
motorlu taşıtların dışarı attığı atık gaz
The exhaust from the car is black
Arabadan çıkan egzoz siyahtır
tüketmek
bir şeyi hiç kalmayana kadar kullanmak
They exhausted their savings
Birikimlerini tükettiler
sakal
In sceneerkeklerin çenesinde ve yanaklarında çıkan kıllar
He has a long beard
Onun uzun bir sakalı var
paravan
birinin gerçek kimliğini veya ilişkisini gizleyen kişi
He used his friend as a beard to hide his true relationship
Gerçek ilişkisini gizlemek için arkadaşını paravan olarak kullandı
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
her yerde
In sceneher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
geri getirmek
In sceneeski iyi durumuna getirmek
The medicine restored his health
İlaç sağlığını geri getirdi
onarmak
bir şeyi eski durumuna getirmek için düzeltmek
They want to restore the old painting
Eski tabloyu onarmak istiyorlar
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
öğretmen
In sceneders veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çadır
In scenekumaş ve direklerden yapılan taşınabilir barınak
We slept in a tent
Bir çadırda uyuduk
çadır gibi örtmek
bir şeyi çadır veya benzeri bir yapı ile kapatmak
The spider tented the leaves with its web
Örümcek yaprakları ağıyla çadır gibi örttü
patika
In scenetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
uçmak
In scenehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
çevik
In scenehareketleri hafif ve hızlı olan
The nimble cat jumped over the fence
Çevik kedi çitin üzerinden atladı
çevik
hızlı ve kolayca hareket edebilen
The cat is very nimble
Kedi çok çeviktir
geri çekilmek
bir durumdan uzaklaşmak veya müdahale etmeyi bırakmak
Please back off now
Lütfen şimdi geri çekil
zafer
In scenebir yarışmada veya mücadelede kazanılan başarı
They celebrated the victory after the game
Maçtan sonra zaferi kutladılar
zafer
bir yarışmada veya savaşta kazanılan başarı
They celebrated their victory
Zaferlerini kutladılar
ssşş
In scenebirini susturmak için çıkarılan ses
Sshhh the baby is sleeping
Ssşş bebek uyuyor
bağırmak
birine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
hiçbir şey
hiçbir şey anlamına gelen gayriresmi bir ifade
I got diddly doo da for my work
Çalışmam için hiçbir şey almadım
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
In scenenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim