

How I Met Your Mother — Season 1 Episode 5
Words & meanings
451 words
CEFR level
harika
In sceneçok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
çok
büyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
batırmak
In scenebir şeyi kısa süreliğine bir sıvının içine sokmak
Dip the bread in the oil
Ekmeği yağa batır
Of
şaşkınlık hayal kırıklığı veya hafif bir rahatsızlık ifade etmek için kullanılan gayriresmi ünlem
Dip I missed the bus
Of otobüsü kaçırdım
alçalmak
kısa süreliğine aniden aşağı inmek
The temperature will dip tonight
Hava sıcaklığı bu gece düşecek
tüymek
bir yerden hızla ayrılmak
We should dip before the traffic gets bad
Trafik kötüleşmeden tüymeliyiz
sos
yiyecekleri batırmak için kullanılan yoğun bir sos
I like eating chips with a dip
Cipsleri sosla yemeyi severim
sesli mesaj sistemi
In scenetelefon mesajlarını kaydeden sistem
Your voicemail is full
Sesli mesaj kutunuz dolu
sesli mesaj
telefona bırakılan sesli mesaj kaydı
He left me a voicemail
Bana bir sesli mesaj bıraktı
sesli mesaj
telefona bırakılan kayıtlı sesli mesaj
I left him a voicemail
Ona sesli mesaj bıraktım
sesli mesaj
telefon cevap vermediğinde bırakılan mesaj
I left a voicemail for my friend
Arkadaşıma sesli mesaj bıraktım
yeniden başlatmak
In scenebir şeyi tekrar başlatmak
I need to restart my computer
Bilgisayarımı yeniden başlatmam gerekiyor
bebekler
In scenehenüz yürüyemeyen veya konuşamayan çok küçük çocuklar
Babies sleep a lot
Bebekler çok uyurlar
çıkmak
In scenebir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
kaytarmak
bir görevden veya sorumluluktan kaçınmak
He tried to get out of doing his homework
Ödevini yapmaktan kaytarmaya çalıştı
faydalanmak
bir deneyimden değer veya bilgi elde etmek
What did you get out of the meeting
Toplantıdan ne faydalandın
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dışarıya gitmek
He tried to get out of the car
Arabadan çıkmaya çalıştı
zor durumda kalmak
başa çıkılamayacak bir duruma düşmek
I think I am getting out of my depth
Sanırım boyumu aşan bir duruma düşüyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
yararlanmak
bir şeyin sunduğu imkanlardan faydalanmak
I get a lot out of our weekly meetings
Haftalık toplantılarımızdan çok yararlanırım
çıkmak
fiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
kurtulmak
zor bir durumdan veya yerden kaçmak
He wants to get out of that bad situation
O kötü durumdan kurtulmak istiyor
sıranın sonu
In scenebir bekleme sırasındaki son konum
Please go to the back of the line
Lütfen sıranın sonuna geçin
biliyorsun
In scenedinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
sıkıcı
In sceneilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
zeki
In scenehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
hadi
In scenebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
bir cihazın veya ışığın devreye girmesi
The street lights come on at night
Sokak lambaları gece yanmaya başlar
gel
bir yere gitmeye davet etmek
Come on with me to the car
Arabaya benimle gel
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
Come on you can do it
Hadi başarabilirsin
varmak
bir yere ulaşmak
The guests will come on soon
Misafirler yakında varacak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
ilerlemek
bir şeyin gelişmesi veya ilerleme kaydetmesi
Your project is really coming on well
Projen gerçekten iyi ilerliyor
davranmak
belirli bir şekilde hareket etmek
He came on too strong
Çok baskın davrandı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek veya şaşkınlık ifade etmek için kullanılır
Come on you can do it
Hadi yapabilirsin
içeri girmek
bir yerin içine doğru hareket etmek
Please come on into my office
Lütfen ofisime girin
acele etmek
birini daha hızlı hareket etmeye veya daha çok çabalamaya teşvik etmek için kullanılır
Come on we are late
Acele et geç kaldık
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
yayına girmek
televizyonda veya radyoda gösterilmeye başlanmak
The news will come on at eight
Haberler sekizde yayına girecek
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
taç
In scenekral veya kraliçenin taktığı süslü başlık
The king wears a golden crown
Kral altın bir taç takıyor
cadde ismi
bir yol veya sokak için kullanılan bir isim
We live on Crown Street
Crown Caddesinde oturuyoruz
kraliyet ailesi
bir kral veya kraliçe ile onların ailesi
The crown traveled to the city
Kraliyet ailesi şehre seyahat etti
taç giydirmek
birini resmi olarak kral veya kraliçe yapmak
They will crown the new queen tomorrow
Yeni kraliçeye yarın taç giydirecekler
kulüp
In sceneortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
In scenegolfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
anlamına gelmek
In scenebir şeyi simgelemek veya temsil etmek
What does NASA stand for
NASA ne anlama geliyor
tahammül etmek
bir şeye katlanmak veya izin vermek
I will not stand for this behavior
Bu davranışa tahammül etmeyeceğim
tahammül etmek
bir duruma veya davranışa izin vermek
I will not stand for this behavior
Bu davranışa tahammül etmeyeceğim
aday olmak
bir seçimde adaylığını koymak
She will stand for mayor
Belediye başkanlığına aday olacak
anlamına gelmek
bir şeyi temsil etmek veya ifade etmek
What does this symbol stand for
Bu sembol ne anlama geliyor
tahammül etmek
kötü bir durumu şikayet etmeden kabul etmek
I will not stand for this behavior
Bu davranışa tahammül etmeyeceğim
ev halkı
In scenebir evde yaşayan tüm kişiler
The household consists of five people
Ev halkı beş kişiden oluşuyor
hane halkı
aynı evde birlikte yaşayan insanlar
There are four people in my household
Hane halkımızda dört kişi var
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
bir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
yöntem
bir şeyi gerçekleştirme yolu
The company has a new plan
Şirketin yeni bir yöntemi var
niyet
bir şeyi yapma kararı
My plan is to work tomorrow
Niyetim yarın çalışmak
kroki
bir yerin düzenini gösteren çizim
I drew a plan of the room
Odanın krokisini çizdim
tasarı
bir şeyi yapma fikri
They had a secret plan
Gizli bir tasarıları vardı
bir yerde
In scenebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
numara
In scenesihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
hile
birini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
hamle
In sceneyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
He started to move to the door
Kapıya doğru hareket etmeye başladı
ertelemek
bir etkinliğin tarihini veya saatini değiştirmek
They moved the meeting to Friday
Toplantıyı cumaya ertelediler
hareket halinde
yer değiştiren veya kımıldayan
The train is finally moving
Tren sonunda hareket ediyor
teklif etmek
bir planı veya fikri tartışma için resmi olarak sunmak
I move that we end the meeting
Toplantıyı bitirmeyi teklif ediyorum
taşınmak
bir yerden başka bir yere yerleşmek
We are going to move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
yerini değiştirmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek
Can you move your chair please
Lütfen sandalyenin yerini değiştirebilir misin
lütfen
In scenenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
lütfen
nazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
lütfen
bir ricayı daha nazik hale getirmek için kullanılır
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
lütfen
nazik bir şekilde bir şey istemek için kullanılır
Please wait here
Lütfen burada bekle
lütfen
birinden kibarca bir şey talep etmek için kullanılır
Please listen to me
Lütfen beni dinle
memnun etmek
birini mutlu veya tatmin etmek
It is hard to please everyone
Herkesi memnun etmek zordur
hamile
In scenevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
hamile
karnında bebek taşıyan
She is pregnant with her first child
İlk çocuğuna hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
nişanlı
In sceneevlenmek üzere sözleşmiş olan
They are engaged
Onlar nişanlı
nişanlı
biriyle evlenmek için anlaşmış olan
She is engaged to Mark
O, Mark ile nişanlı
savaşa girmek
bir çatışmada veya savaşta yer almak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla savaşa girdi
nişanlı
evlenmek için söz vermiş olan
They are engaged
Onlar nişanlı
akşam
In sceneöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki günün bölümü
We meet in the evening
Seninle akşam buluşuruz
akşam vakti
öğleden sonra ile gece arasındaki zaman
It is a nice evening
Bu güzel bir akşam vakti
akşam üzeri
öğleden sonra ile gece arasındaki kısım
I will be home in the evening
Akşam üzeri evde olacağım
akşam saati
öğleden sonra ile gece arasındaki vakit
The evening is very calm
Akşam saati çok sakin
akşam zamanı
öğleden sonra ile gece arasındaki bölüm
Work ends in the evening
İş akşam zamanı biter
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki parça
We go out in the evening
Akşam dışarı çıkarız
akşam vakti
öğleden sonra ile gece arasındaki zaman
The evening passed quickly
Akşam vakti çabuk geçti
akşam üzeri
öğleden sonra ile gece arasındaki bölüm
He likes the evening
Akşam üzerini sever
akşam saati
öğleden sonra ile gece arasındaki vakit
It was a long evening
Uzun bir akşam saatiydi
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki zaman
Dinner is in the evening
Akşam yemeği akşam vaktindedir
gelmek
In scenebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
bir kez
In scenetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
In scenegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
gülmek
In scenebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
kıkırdamak
bir şey komik olduğunda alçak sesle gülmek
She laughs quietly
Sessizce kıkırdıyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
gülmek
komik bir şey karşısında sesli tepki vermek
They laugh at the joke
Şakaya gülüyorlar
eğlenceli biri
çok komik veya keyifli olan kişi
He is a real laugh
O çok eğlenceli biri
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
bahşiş
In scenehizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
eğmek
bir şeyi bir yana eğmek
Don't tip the glass
Bardağı eğme
tavsiye
faydalı bir bilgi veya öneri
She gave me a helpful tip
O bana faydalı bir tavsiye verdi
tüyo
gizli olan bir bilgiyi başkasına söylemek
He gave me a useful tip about the exam
Sınav hakkında bana faydalı bir tüyo verdi
çöp yığını
atıkların veya toprağın oluşturduğu büyük yığın
The truck took the waste to the tip
Kamyon atıkları çöp yığınına götürdü
niyetinde olmak
In scenene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
bir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
etki etmek
zihin veya davranış üzerinde bir etkisi olmak
The noise went to his head
Gürültü zihnini etkiledi
gönderilmek
birine iletilmek veya teslim edilmek
The prize goes to her
Ödül ona gönderiliyor
düşünmek
zihnini bir şeye odaklamak
I will go to that idea later
O fikri sonra düşüneceğim
vermek
birine bir şey sunmak
All profits go to charity
Tüm kâr hayır kurumuna veriliyor
olmak
bir olayın meydana gelmesi
I wonder what goes to happen
Ne olacağını merak ediyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I go to write a letter
Mektup yazmaya niyetleniyorum
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula gidiyorum
yönelmek
bir yerin istikametine doğru ilerlemek
She went to the window
Pencereye yöneldi
ilerlemek
bir yöne doğru hareket etmek
They went to the station
İstasyona doğru ilerlediler
gerekmek
bir şeyin yapılmasına ihtiyaç duymak
You go to be careful
Dikkatli olman gerekir
elde etmeye çalışmak
bir şeyi satın almaya veya almaya gayret etmek
I will go to get some milk
Biraz süt almaya çalışacağım
planlamak
bir şeyi yapmayı tasarlamak
I go to study hard
Sıkı çalışmayı planlıyorum
geçmek
bir sonraki aşamaya ilerlemek
Let us go to the next topic
Bir sonraki konuya geçelim
uzanmak
bir noktaya kadar devam etmek
The road goes to the sea
Yol denize uzanıyor
seyahat etmek
bir yere yolculuk yapmak
They go to Paris every year
Her yıl Paris'e seyahat ederler
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmek için oraya gitmek
I will go to my friend
Arkadaşımı ziyaret edeceğim
gerçekleşecek
gelecekte olması planlanan durum
It is going to rain today
Bugün yağmur yağacak
ünlü
In scenebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
erken
In scenebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
In scenebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
erken
beklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
vaktinden önce
belirlenen zamandan daha önce gerçekleşen
The train arrived early
Tren vaktinden önce geldi
erken
alışılmış zamandan daha önce yapılan
We started work early
İşe erken başladık
ilk
başlangıç dönemine ait olan
These are early civilizations
Bunlar ilk medeniyetlerdir
erkenden
planlanan zamandan daha önce
You should leave early
Erkenden çıkmalısın
salata
In sceneçiğ sebzelerin soğuk karışımı
I like fresh salad
Taze salatayı severim
dans etmek
In scenemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans etmek
müzikle uyumlu şekilde vücudu hareket ettirmek
Everyone started to dance
Herkes dans etmeye başladı
yani
In scenesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
sonunda
In sceneuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
hemen şimdi
In scenetam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
şu anda
tam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
tam bu anda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hemen şimdi
bu anda
Come home right now
Hemen şimdi eve gel
-e kadar
In scenebelirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
kadar
belirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
kampüs
In scenebir üniversite veya kolejle ilgili binaların ve arazinin bulunduğu alan
The campus is very large
Kampüs çok büyük
bir yerde çalışmak
In scenebir kurumda görevli olmak
She works in a big office
O büyük bir ofiste çalışıyor
uygun olmak
bir duruma elverişli olmak
This desk works in that corner
Bu masa o köşeye uygun
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin içine katmak
I need to work in more details
Daha fazla detay eklemem gerekiyor
vakit ayırmak
yoğun bir programa dahil etmek
Can you work in an appointment
Bir randevu için vakit ayırabilir misin
mali yönetim
para ve varlıkların yönetilmesi
The company specializes in work in
Şirket mali yönetim konusunda uzman
zaman ayırmak
yoğun bir programda birine veya bir şeye yer açmak
I can work in a meeting at noon
Öğlen için bir toplantıya zaman ayırabilirim
yerleştirmek
zorlukla da olsa bir şeyi başka bir şeyin içine eklemek
You should work in more details to the text
Metne daha fazla detay yerleştirmelisin
bir yerde çalışmak
bir iş yerinde görevli olmak
He works in that office
O ofiste çalışıyor
sektörde çalışmak
belirli bir alanda veya endüstride görevli olmak
She works in finance
O finans sektöründe çalışıyor
yedirmek
bir malzemeyi karışıma iyice karıştırarak eklemek
Work in the butter slowly
Tereyağını yavaşça karışıma yedirin
uyum sağlamak
bir duruma veya ortama uygun olmak
The new rules work in well
Yeni kurallar iyi uyum sağlıyor
dahil etmek
bir planın içine bir şeyi eklemek
We can work in a meeting
Bir toplantı dahil edebiliriz
görev yapmak
belirli bir alanda mesleki faaliyet yürütmek
I work in software daily
Her gün yazılım alanında görev yapıyorum
faaliyet göstermek
belirli bir sınırın içinde iş yapmak
They work in a small area
Onlar küçük bir alanda faaliyet gösteriyor
sonrasında
In scenebahsedilen zamandan sonra
He left later
O daha sonra ayrıldı
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
yakın zamanda
çok uzun zaman önce olmayan
It happened in a later development
Bu yakın zamandaki bir gelişmede oldu
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
daha sonra
bir süre geçtikten sonra
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
sonradan
belli bir zaman geçtikten sonra
He arrived later
O sonradan geldi
ileride
şimdiden sonraki bir zamanda
We can talk about it later
Bunu ileride konuşabiliriz
gelecekte
ilerleyen bir zamanda
We will see later
Gelecekte göreceğiz
sonraki
şu andan daha geç
Choose a later date
Sonraki bir tarih seç
daha ileride
mevcut zamandan sonra
See you at a later date
Daha ileride görüşürüz
daha sonraki
bahsedilen zamandan sonra
Choose a later time
Daha sonraki bir zaman seç
gelecek zamanda
şimdiki zamandan sonra
We will decide later
Gelecek zamanda karar vereceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
gelecekteki
bir zaman sonra
It is a later event
Bu gelecekteki bir olay
başka bir zaman
farklı bir zamanda
We can go at a later time
Başka bir zaman gidebiliriz
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
ileri
gelecekte gerçekleşecek
This is a later development
Bu ileri bir gelişme
ileriki vakit
gelecekteki vakit
It will happen at a later time
İleriki vakitte gerçekleşecek
geç dönem
bir dönemin sonlarına doğru
It was in the later stages
Geç dönem aşamalarındaydı
sonraları
şu an değil
Maybe later
Belki sonraları
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
gecikmiş
zamanında yapılmamış
This is a later submission
Bu gecikmiş bir gönderim
dışarıda oturmak
In sceneözellikle açık havada bir yerde vakit geçirmek
We sat out in the garden
Bahçede oturduk
katılmamak
bir etkinliğe dahil olmayı tercih etmek
I will sit out this round
Bu tura katılmayacağım
pas geçmek
bir aktiviteden uzak durmayı seçmek
She decided to sit out the dance
Dansa katılmamaya karar verdi
katılmamak
bir etkinliğe dahil olmamak
I will sit out the dance
Dansa katılmayacağım
yer almamak
bir oyunda veya faaliyette yer almamak
He will sit out the next game
Bir sonraki oyunda yer almayacak
kenarda beklemek
bir şeyin bitmesini beklerken dahil olmamak
We had to sit out the rain
Yağmurun dinmesini kenarda bekledik
işareti kaldırmak
In scenebir form veya ekrandaki kutucuğun işaretini kaldırmak
Uncheck the box to disable notifications
Bildirimleri kapatmak için kutucuğun işaretini kaldırın
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
açıklamak
In scenebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
In scenebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
o zamandan beri
geçmiş bir zamandan bugüne kadar
I have loved it ever since
O zamandan beri bunu seviyorum
nesne
In scenegörülebilen ve dokunulabilen fiziksel şey
It is a small object
O küçük bir nesne
itiraz etmek
bir şeye katılmadığını söylemek
I object to this plan
Bu plana itiraz ediyorum
amaç
ulaşmayı planladığınız şey
Our main object is to succeed
Temel amacımız başarılı olmak
nesne
fiilden etkilenen isim veya zamir
Identify the object in the sentence
Cümledeki nesneyi belirleyin
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
dört
In scene4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
oturmak
In scenebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
ikamet etmek
bir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
hayat sürmek
canlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
başarısız kişi
In scenebaşarılı olamamış kişi
Don't be such a loser
Bu kadar başarısız biri olma
kaybeden
kazanamayan kişi
He is the loser of the game
Oyunun kaybedeni o
kötü kaybeden
kaybettiğinde üzülen veya sinirlenen kişi
He acts like a sore loser when he plays games
Oyun oynarken kötü bir kaybeden gibi davranır
kaybeden
kazanamayan kimse
The loser pays the bill
Kaybeden hesabı öder
sürtük
In scenebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
orta
In scenemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
istekli olmak
In scenebir şeyi yapmaya istekli olmak
Are you up for a movie
Bir film izlemeye var mısın
aday
bir ödül veya pozisyon için değerlendirilen
He is up for the manager position
O müdürlük pozisyonu için aday
istekli
bir şey yapmaya hazır veya gönüllü olan
Are you up for a coffee
Bir kahve içmeye istekli misin
aday
bir şey için değerlendirilmeye hazır olan
He is up for a promotion
O terfi için aday
istekli
bir şey yapmaya hazır veya hevesli olan
Are you up for a walk today
Bugün yürüyüşe çıkmaya istekli misin
sempatik
In sceneçok çekici veya keyif verici
This is a charming house
Bu sempatik bir ev
büyüleyici
hoş veya çekici olma özelliği
He has a charming smile
Büyüleyici bir gülümsemesi var
çekici
hoş ve ilgi çekici
She is a charming person
O çekici bir insan
büyüleyici
çok hoş veya çekici
She has a charming smile
Büyüleyici bir gülümsemesi var
varmak
In scenebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
In scenebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
alay etmek
In scenebirisiyle veya bir şeyle saygısızca alay etmek
They scoffed at his idea
Onun fikriyle alay ettiler
hapur hupur yemek
bir şeyi hızlıca ve iştahla yemek
He scoffed down the sandwich
Sandviçi hapur hupur yedi
diş
In sceneısırmak için ağızda bulunan sert beyaz yapılar
He has a loose tooth
Onun bir dişi sallanıyor
sonsuza kadar
In scenetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
konuşmak
In scenebiriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
görüşmek
biriyle bir meseleyi konuşmak
I want to talk to the manager
Müdürle görüşmek istiyorum
sohbet etmek
biriyle keyifli bir şekilde konuşmak
We like to talk to our friends
Arkadaşlarımızla sohbet etmeyi severiz
dertleşmek
biriyle samimi şekilde konuşmak
I want to talk to my sister
Kız kardeşimle dertleşmek istiyorum
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
düzen
In sceneşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir şeyin yapılması veya gönderilmesi için talepte bulunmak
I will order a pizza tonight
Bu gece pizza sipariş edeceğim
mertebe
bir şeyin büyüklük derecesi veya seviyesi
The cost is on the order of a million dollars
Maliyet bir milyon dolar mertebesindedir
açılış
resmi bir toplantının veya etkinliğin başlaması
The judge called the court to order
Hakim mahkemeyi açılışa çağırdı
detay
In sceneküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
He detailed his plan to us
Planını bize detaylıca anlattı
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
Soru
In sceneBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
Soru sormak
birinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
kaban
In scenediğer kıyafetlerin üzerine giyilen uzun dış giysi
This coat is very long
Bu kaban çok uzun
palto
sıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
kaban
soğuk havalarda vücudu sıcak tutmak için giyilen üst giysi
Put on your coat before going outside
Dışarı çıkmadan önce kabanını giy
dışarı çıkmak
In scenebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
çıkmak
halka açık hale gelmek
The new movie comes out tomorrow
Yeni film yarın çıkıyor
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
açıklamak
kişinin cinsel yönelimini herkese duyurması
He decided to come out to his family
Ailesine cinsel yönelimini açıklamaya karar verdi
çıkmak
kapalı bir yerden dışarıya doğru ilerlemek
Please come out of the room
Lütfen odadan çık
yayınlanmak
bir eserin veya bilginin halka duyurulması
Her new book will come out next month
Yeni kitabı gelecek ay yayınlanacak
diskotek
In sceneinsanların müzik eşliğinde dans ettiği yer
They went to the disco
Diskoteke gittiler
parça
In scenebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
taklit etmek
In scenebir başkasının yaptıklarını aynı şekilde yapmak
He likes to imitate his father
Babasını taklit etmeyi sever
yemin etmek
In sceneciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
resmi bir söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söylemeye yemin ederim
yemin etmek
bir şeyin doğru olduğuna dair söz vermek
I swear that I did not do it
Onu yapmadığıma yemin ederim
küfür etmek
kaba veya ayıp sözler söylemek
It is rude to swear
Küfür etmek kabalıktır
kullanışlı
In scenekullanımı kolay veya faydalı
This tool is very handy
Bu alet çok kullanışlı
el altında
kolayca ulaşılabilecek bir yerde olan
Keep your tools handy
Aletlerini el altında tut
becerikli
onarım veya yapım işlerinde yetenekli olan
He is very handy around the house
Ev işlerinde çok beceriklidir
konut kredisi
In sceneev satın almak için kullanılan kredi
They took out a mortgage to buy a house
Ev satın almak için konut kredisi çektiler
başka bir
In scenebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
hızlı
In sceneyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
cinsel yakınlaşma
In sceneinsanlar arasında yaşanan gündelik cinsel buluşma
They decided to hook up after the party
Partiden sonra yakınlaşmaya karar verdiler
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
bağlantı kurmak
kişiler arasında bir bağlantı oluşturmak
We need to hook up with the local guides
Yerel rehberlerle bağlantı kurmamız gerekiyor
buluşmak
biriyle bir araya gelmek
Let's hook up this weekend
Bu hafta sonu buluşalım
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
cinsel birliktelik
iki kişi arasındaki gündelik cinsel yakınlaşma
They decided to hook up at the party
Partide birlikte olmaya karar verdiler
bağlamak
cihazları veya makineleri birlikte çalışacak şekilde birbirine eklemek
Please hook up the printer to the computer
Lütfen yazıcıyı bilgisayara bağla
yakınlaşmak
biriyle cinsel veya romantik bir etkileşimde bulunmak
They hooked up at the party last night
Dün gece partide yakınlaştılar
buluşmak
bir proje üzerinde çalışmak için biriyle bir araya gelmek
Let us hook up tomorrow to finish the report
Raporu bitirmek için yarın buluşalım
tanıştırmak
birini başka biriyle bir araya getirmek
I can hook you up with my friend
Arkadaşımla seni tanıştırabilirim
sevgili olmak
birine karşı duygusal hisler besleyip ilişkiye başlamak
They hooked up after the party
Partiden sonra sevgili oldular
takılmak
biriyle gündelik veya kısa süreli cinsel bir deneyim yaşamak
We decided to just hook up tonight
Bu gece sadece takılmaya karar verdik
cinsel ilişkiye girmek
biriyle herhangi bir bağ kurmadan cinsel yakınlık yaşamak
They hooked up in the apartment
Apartmanda cinsel ilişkiye girdiler
buluşmak
biriyle gayri resmi bir şekilde bir araya gelmek
Let's hook up later for a drink
Daha sonra bir şeyler içmek için buluşalım
birlikte olmak
biriyle cinsel yakınlık kurmak
I never expected to hook up with him
Onunla birlikte olmayı hiç beklemiyordum
pansiyon
In scenesabah kahvaltısının da dahil olduğu küçük bir otel
We stayed at a bed and breakfast
Bir pansiyonda kaldık
pansiyon
oda ve kahvaltı hizmeti sunan küçük otel
We stayed at a nice bed and breakfast
Güzel bir pansiyonda kaldık