

How I Met Your Mother — Season 1 Episode 6
Words & meanings
525 words
CEFR level
göstermek
In scenebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kalmak
bir yerden ayrılmadan durmak
I will wait in the car
Arabada kalacağım
yerinde durmak
hareket etmeden olduğu yeri korumak
Wait right there for me
Tam orada yerinde dur
durmak
kısa bir süreliğine hareket etmemek
Cars must wait at the red light
Arabalar kırmızı ışıkta durmalı
ara vermek
bir işe kısa süreliğine ara vermek
We will wait with the decision
Karar vermeye ara vereceğiz
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
bölge
In scenebelirli bir bölge veya alan
This is a no-parking zone
Burası park yasak bölgesi
bölgelere ayırmak
bir alanı belirli bir kullanım için ayırmak
The city is zoned for residential use
Şehir konut kullanımı için bölgelere ayrılmıştır
odaklanmış durum
tamamen konsantre olma hali
He is in the zone today
Bugün tamamen odaklanmış durumda
dalmak
bir şeye veya birine odaklanmayı bırakıp hayallere dalmak
I tend to zone during lectures
Derslerde dalmaya meyilliyim
fırsat bulmak
In scenebir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
varmak
bir yere ulaşmak
We got to the hotel at noon
Otele öğlen vardık
gitmek
bir etkinliğe ulaşmak
I cannot get to the party today
Bugün partiye gidemiyorum
yapabilmek
bir şeyi yapma izni olmak
I get to stay up late tonight
Bu gece geç saatlere kadar oturabiliyorum
izinli olmak
bir şeyi yapmaya yetkili olmak
She gets to drive the car today
Bugün arabayı sürme izni var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
zorunda olmak
bir şeyi yapma mecburiyeti
I get to finish this task now
Bu görevi şimdi bitirmek zorundayım
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
imkanı olmak
bir şeyi yapma olanağı
We get to visit them next week
Gelecek hafta onları ziyaret etme imkanımız var
yetkili olmak
yapma yetkisi bulunmak
You get to pick the winner
Kazananı seçme yetkin var
şansı olmak
bir şeyi yapma fırsatı
We get to win the prize
Ödülü kazanma şansımız var
olanağı olmak
yapma olanağına sahip olmak
They get to see the show
Gösteriyi izleme olanakları var
mecbur kalmak
yapma mecburiyetinde olmak
I get to pay for dinner
Akşam yemeğini ödemeye mecbur kalıyorum
etkilemek
birini duygu olarak sarsmak
His rude comments really get to me
Kaba yorumları beni gerçekten etkiliyor
başarmak
bir işi başarıyla tamamlamak
She got to finish the race
Yarışı bitirmeyi başardı
becermek
bir şeyi yapmayı başarmak
We finally got to see the view
Sonunda manzarayı görmeyi becerdik
gerek duymak
bir şeyi yapmaya ihtiyaç duymak
I get to ask him for help
Ondan yardım istemeye gerek duyuyorum
ihtiyaç duymak
yapma zorunluluğu hissetmek
You get to send these emails
Bu e-postaları göndermeye ihtiyaç duyuyorsun
ele almak
bir işe veya konuya başlamak
Let us get to the next point
Bir sonraki maddeyi ele almaya başlayalım
girişmek
bir faaliyete başlamak
I will get to cleaning later
Evi temizlemeye daha sonra girişeceğim
koyulmak
işe veya çalışmaya başlamak
We should get to working now
Şimdi çalışmaya koyulmalıyız
tanımak
In scenedaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
karar vermek
bir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
kararlaştırmak
bir şey üzerinde anlaşmaya varmak
We decided the time of the meeting
Toplantının zamanını kararlaştırdık
tutum
In scenebir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
yer almak
belirli bir konumda bulunmak
The hotel stands on the hill
Otel tepede yer alıyor
sehpa
bir şeyi tutmak veya sergilemek için kullanılan mobilya
Put the book on the stand
Kitabı sehpaya koy
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
ayakta olmak
ayaklarının üzerinde dik durmak
I like to stand while working
Çalışırken ayakta durmayı severim
engel olmak
ilerlemeyi veya hareketi önlemek
His ego stands in his way
Egosu yoluna engel oluyor
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
bulunmak
belirli bir yerde veya konumda yer almak
The vase stands on the table
Vazo masanın üzerinde duruyor
var olmak
belirli bir yerde bulunmak
A small house stands near the lake
Gölün yakınında küçük bir ev var
dikilmek
ayaklarının üzerinde dik bir biçimde beklemek
He stood there for hours
Saatlerce orada dikildi
katlanamamak
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
ekmek
bir buluşmaya gitmemek
He stood me up at the cinema
Sinemada beni ekti
şansı olmak
başarılı olma ihtimali bulunmak
We stand a chance to win
Kazanma şansımız var
ayağa kalkmak
oturur durumdan dik duruma geçmek
Please stand when the teacher enters
Öğretmen girdiğinde lütfen ayağa kalkın
tezgah
bir şeyler satılan küçük yapı
She bought fruit at the stand
Tezgahtan meyve aldı
satış kulübesi
malların satıldığı küçük yapı
This food stand is very popular
Bu yemek kulübesi çok popüler
stant
bir şeyler satmak için kullanılan masa
They set up a stand for the fair
Fuar için bir stant kurdular
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
ısmarlamak
başkasının içeceğinin parasını ödemek
I will stand you a drink
Sana bir içecek ısmarlayacağım
tanık kürsüsü
mahkemede tanığın ifade verdiği yer
The witness took the stand
Tanık kürsüye çıktı
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
In scene12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
sırt
In sceneinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
genç
In sceneyaşı küçük olan
He is very young
O çok genç
genç
hayatının erken döneminde olan
She is a young woman
O genç bir kadın
şapşal
In scenekomik bir şekilde aptalca veya saçma olan
He has a goofy smile
Onun şapşal bir gülümsemesi var
yer
In scenebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
herkes
In scenetüm insanlar
Everybody is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everybody likes pizza
Herkes pizzayı sever
yemek
In sceneYiyecekleri ağza alıp yutmak
I eat an apple
Bir elma yerim
yemek yemek
Besinleri ağza alıp yutmak
We eat dinner at six
Saat altıda akşam yemeği yeriz
tüketmek
Yiyerek bitirmek
He eats all the cookies
Bütün kurabiyeleri yer
açıkça
In scenenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
alay
In scenebirini küçük düşürmek için yapılan alay
The boy's clothes were a subject of mockery
Çocuğun kıyafetleri alay konusu oldu
lei takılmış
In sceneçiçekten kolye ile süslenmiş
The guests were lei-ed at the airport
Misafirlere havaalanında çiçek kolyeler takıldı
gergin
In scenegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
çok
In scenebir sıfatı güçlendirmek için kullanılan
I am terribly sorry
Çok üzgünüm
aşırı derecede
çok büyük ölçüde
It is terribly cold today
Bugün hava aşırı derecede soğuk
kötü
çok kötü bir şekilde
He behaved terribly at the party
Partide çok kötü davrandı
sol
In scenesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
terk etmek
In sceneromantik ilişkiyi bitirmek
She decided to dump him
Onu terk etmeye karar verdi
atmak
bir şeyi elden çıkarmak
I need to dump these files
Bu dosyaları atmam gerek
dışkı
vücuttan çıkan katı atık
The dog left a dump on the rug
Köpek halıya dışkısını bıraktı
harabe
pis ve dağınık yer
This apartment is a total dump
Bu daire tam bir harabe
taklit etmek
In scenebirinin hareketlerini veya sözlerini kopyalamak
He is mimicking his teacher
Öğretmenini taklit ediyor
taklit etmek
In scenebirinin veya bir şeyin hareketlerini veya seslerini kopyalamak
The bird is mimicking the human voice
Kuş insan sesini taklit ediyor
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
akılsız
zekası düşük olan veya yanlış kararlar veren
It was a stupid mistake
Bu akılsızca bir hataydı
aptal
zeki veya mantıklı olmayan
That was a stupid idea
Bu aptalca bir fikirdi
aptal
mantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
meme ucu
In scenegöğüs üzerindeki süt üreten küçük çıkıntı
The baby is nursing at the nipple
Bebek meme ucundan emiyor
telafi etmek
In scenebir hatayı düzeltmek için iyi bir şey yapmak
I will make it up to you
Bunu sana telafi edeceğim
telafi etmek
birine karşı yaptığınız hatayı düzeltmek için iyi bir şey yapmak
I will make it up to you
Bunu senin için telafi edeceğim
nakarat
In scenebir şarkının her kıtadan sonra tekrarlanan bölümü
I love the chorus of this song
Bu şarkının nakaratını çok seviyorum
koro
birlikte şarkı söyleyen grup
The school chorus sang a song
Okul korosu bir şarkı söyledi
seks yapmak
In scenecinsel aktivitede bulunmak
They decided to have sex
Seks yapmaya karar verdiler
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişki kurmak
They had sex for the first time
İlk kez cinsel ilişkiye girdiler
cinsel birliktelik yaşamak
cinsel birliktelik kurmak
It is safe to have sex
Cinsel birliktelik yaşamak güvenlidir
ana fikir
In scenesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
numara
In sceneniceliği gösteren sembol veya sözcük
What is your house number
Ev numaran kaç
sayı
bir şeylerin adedi
There is a large number of cars
Çok sayıda araba var
numaralandırmak
bir şeye sıra numarası vermek
We should number the boxes
Kutuları numaralandırmalıyız
telefon numarası
telefon hattını belirten rakam dizisi
Please call my phone number
Lütfen telefon numaramı ara
ot
In scenemarihuana için kullanılan yaygın isim
He smokes weed
O ot içiyor
yabani ot
istenmediği yerlerde yetişen yabani bitki
There are weeds in the garden
Bahçede yabani otlar var
ayıklamak
bir gruptaki istenmeyen şeyleri çıkarmak
I need to weed the garden
Bahçeyi ayıklamam gerekiyor
esrar
kenevir bitkisinden elde edilen uyuşturucu madde
He was caught with some weed
Yanında biraz esrar ile yakalandı
yabani ot
bahçede istenmeden büyüyen bitki
There is a weed in the garden
Bahçede bir yabani ot var
ayıklamak
bahçedeki istenmeyen bitkileri temizlemek
You need to weed the garden
Bahçedeki yabani otları ayıklaman gerekiyor
eyeliner
In scenegöz çevresine sürülen renkli kalem veya sıvı makyaj malzemesi
She is wearing black eyeliner
Siyah eyeliner sürdü
posta
In scenesistem aracılığıyla gönderilen mektup veya paketler
Did you check the mail today
Bugün postaya baktın mı
postalamak
mektup veya paketleri posta sistemiyle göndermek
I need to mail this letter today
Bu mektubu bugün postalamam gerekiyor
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
posta
gönderilen veya alınan mektup ve paketler
I received a lot of mail today
Bugün çok posta aldım
uçuş tulumu
In scenepilotlar tarafından giyilen tek parça kıyafet
The pilot wears a flightsuit
Pilot uçuş tulumu giyer
çok sevmek
In scenebir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
çikolata
In scenekakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
çikolata
kakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
müthiş
In sceneçok iyi veya etkileyici
That new movie was kick ass
Şu yeni film müthişti
tozunu attırmak
birini yenmek veya çok başarılı olmak
Our team is going to kick ass tonight
Takımımız bu gece tozunu attıracak
ezip geçmek
bir yarışmada veya kavgada rakibi yenmek
We are going to kick ass in the match
Maçta rakiplerimizi ezip geçeceğiz
müthiş
çok etkileyici veya harika olan
That is a kick ass guitar
Bu müthiş bir gitar
ezip geçmek
bir yarışmada veya kavgada birini kolayca yenmek
Our team is going to kick ass tomorrow
Takımımız yarın ezip geçecek
toplantı
In sceneinsanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
toplantı
planlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
tanışma
birisiyle ilk kez bir araya gelme
Our first meeting was brief
İlk tanışmamız kısaydı
toplantı
insanların bir araya geldiği etkinlik
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
bir konu hakkında konuşmak için yapılan resmi toplanma
We have a meeting at ten
Saat onda bir toplantımız var
buluşma
bir yerde bir araya gelme durumu
Their meeting was quite unexpected
Onların buluşması oldukça beklenmedikti
randevu
belirli bir zamanda biriyle görüşmek için yapılan plan
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
tekmelemek
In sceneayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
keyif
yapmaktan zevk alınan şey
I get a kick out of this game
Bu oyundan keyif alıyorum
yenmek
birine karşı galip gelmek
Our team will kick theirs in the game
Takımımız oyunda onları yenecek
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
paylaşma
In scenebir şeyin bir kısmını başkalarına verme
They are sharing the cake
Keki paylaşıyorlar
paylaşma
bir şeyi başkalarıyla aynı anda kullanma
We are sharing the umbrella
Şemsiyeyi paylaşıyoruz
dört
In scene4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
dışarıda oturmak
In sceneözellikle açık havada bir yerde vakit geçirmek
We sat out in the garden
Bahçede oturduk
katılmamak
bir etkinliğe dahil olmayı tercih etmek
I will sit out this round
Bu tura katılmayacağım
pas geçmek
bir aktiviteden uzak durmayı seçmek
She decided to sit out the dance
Dansa katılmamaya karar verdi
katılmamak
bir etkinliğe dahil olmamak
I will sit out the dance
Dansa katılmayacağım
yer almamak
bir oyunda veya faaliyette yer almamak
He will sit out the next game
Bir sonraki oyunda yer almayacak
kenarda beklemek
bir şeyin bitmesini beklerken dahil olmamak
We had to sit out the rain
Yağmurun dinmesini kenarda bekledik
spor
In sceneeğlence veya yarışma için yapılan fiziksel aktivite veya oyun
Football is a popular sport
Futbol popüler bir spordur
giymek
bir şeyi halka açık bir yerde giymek
He is sporting a new suit
Yeni bir takım elbise giyiyor
taşımak
bir şeyi gururla sergilemek veya üzerinde taşımak
She is sporting a new haircut
Yeni bir saç kesimi var
sürtük
In sceneçok sayıda cinsel partneri olan kadınlar için kullanılan saldırgan bir argo terim
She was called a ho bag
Ona sürtük dendi
hakaret sözü
bir kişi için kullanılan kaba bir söz
Stop calling her a ho bag
Ona hakaret etmeyi bırak
itici kişi
çok sevimsiz biri
I can't stand that ho bag
Şu itici kişiye katlanamıyorum
tavuk
In sceneetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
tavuk eti
tavuktan elde edilen et
I ate roasted chicken for dinner
Akşam yemeğinde fırında tavuk yedim
tavuk
eti ve yumurtası için yetiştirilen bir kuş
The chicken eats corn
Tavuk mısır yiyor
izlenim
In scenebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
bonfile
In scenegenellikle sığır etinden yapılan kalın et dilimi
I would like a steak
Bir bonfile istiyorum
haber yapmak
In scenebir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
örtmek
bir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
yerine bakmak
birinin işini geçici olarak yapmak
Can you cover for me tomorrow
Yarın benim yerime bakabilir misin
korumak
birini tehlikelere karşı güvende tutmak
The soldier covered his comrade from the attack
Asker yoldaşını saldırıdan korudu
başarısız olmak
In scenebir konuda başarısız olmak
He tried to get the job, but he struck out
İşi almaya çalıştı ama başarısız oldu
kendi yolunu çizmek
kendi işlerini tek başına yapmaya başlamak
He decided to strike out on his own
Kendi yolunu çizmeye karar verdi
üç hakla elenme
beyzbolda vurucunun üç vuruş hakkını kullanamayıp oyun dışı kalması
The batter got a strike-out
Vurucu üç hakla elendi
kendi yolunu çizmek
başkasına bağlı olmadan kendi başına bir iş yapmaya başlamak
He decided to strike out on his own
Kendi yolunu çizmeye karar verdi
adamlar
In sceneyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
hemen şimdi
In scenetam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
şu anda
tam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
tam bu anda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hemen şimdi
bu anda
Come home right now
Hemen şimdi eve gel
belki
In scenebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
belki
muhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
süpermodel
In scenekıyafetleri tanıtan çok ünlü model
She is a famous supermodel
O ünlü bir süpermodel
vurmak
In scenebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
kapıyı çalmak
birinin dikkatini çekmek veya içeri girmek için kapıya vurmak
Please knock before you come in
İçeri girmeden önce lütfen kapıyı çalın
katletmek
In sceneçok sayıda insanı şiddetle öldürmek
The army slaughtered the civilians
Ordu sivilleri katletti
kesmek
hayvanları besin için öldürmek
They slaughter cattle for food
Besin için sığır kesiyorlar
katletmek
şiddetli bir şekilde çok sayıda insanı öldürmek
The army slaughtered the enemy troops
Ordu düşman birliklerini katletti
katletmek
çok sayıda insanı zalimce öldürmek
The army slaughtered the innocent villagers
Ordu masum köylüleri katletti
daha eski
In scenezaman açısından daha önceye ait olan
This house is older than mine
Bu ev benimkinden daha eski
daha yaşlı
yaşı daha büyük olan
She is older than me
O benden daha yaşlı
kıdemli
bir grupta daha uzun süredir bulunan
He is an older member
O daha kıdemli bir üye
daha yaşlı
yaşı diğerlerinden daha ileride olan
He is older than his brother
O kardeşinden daha yaşlı
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
tam burada
In scenetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
soğuk
In scenenezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk
In scenedüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
soğuk
sıcaklığı düşük olan
The weather is very cold today
Bugün hava çok soğuk
peynirli hamburger
In sceneüzerinde peynir olan bir hamburger
I want a cheeseburger
Bir peynirli hamburger istiyorum
çizburger
peynir dilimi içeren hamburger
I ordered a cheeseburger for lunch
Öğle yemeği için bir çizburger sipariş ettim
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
sormak
bir şeyi öğrenmek için soru sormak
Please ask him about the time
Lütfen ona zamanı sor
bilgi istemek
bir konuda bilgi talep etmek
I ask for the latest report
Son rapor hakkında bilgi istiyorum
hafif
In sceneçok sayıda cinsel partneri olan
He called her slutty
Ona hafif dedi
tabii ki
In sceneonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
işemek
In scenevücuttaki sıvı atıkları dışarı atmak
I need to pee
İşemem gerekiyor
çiş
vücudun ürettiği sıvı atık
I need to pee right now
Şu an çişim var
bir yerde
In scenebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
nişanlı
In sceneevlenmek üzere sözleşmiş olan
They are engaged
Onlar nişanlı
nişanlı
biriyle evlenmek için anlaşmış olan
She is engaged to Mark
O, Mark ile nişanlı
savaşa girmek
bir çatışmada veya savaşta yer almak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla savaşa girdi
nişanlı
evlenmek için söz vermiş olan
They are engaged
Onlar nişanlı
özür dilemek
In scenebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
beyin
In scenedüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
anında
In scenehemen gerçekleşen
I need an instant response
Anında bir cevaba ihtiyacım var
an
çok kısa bir zaman dilimi
It happened in an instant
Bir anda oldu
sevimli
In sceneşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirin
hoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
hipotermi
In scenevücut sıcaklığının tehlikeli şekilde düşmesi
He suffered from hypothermia
Hipotermiye yakalandı
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
tahmin etmek
In scenekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
emin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
vay
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
müzik
In scenedinlemek veya dans etmek için düzenlenen sesler
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
müzik
enstrümanlar veya sesler tarafından çıkarılan sesler
The music was very loud
Müzik çok yüksek sesliydi
müzik
kulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı