

Modern Family — Season 2 Episode 10
Words & meanings
474 words
CEFR level
sonunda
In sceneuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
melek
In scenebazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
memeler
In scenekadın göğsü için çocukların kullandığı sözcük
The baby wants boobies
Bebek memeleri istiyor
dahil
bir şeye dahil olmak
He is too up in this
Buna çok fazla dahil oldu
yukarısında
bir mekanın üst kısımlarında veya yüksek bir noktasında bulunma durumu
The cat is up in the tree
Kedi ağacın tepesinde
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
dans etmek
In scenemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
insanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
yarışma
In sceneinsanların bir şeyi kazanmaya çalıştığı etkinlik
He won the photography competition
Fotoğrafçılık yarışmasını kazandı
rekabet
In scenekazanmaya veya daha iyi olmaya çalışma eylemi
There is a lot of competition between the two companies
İki şirket arasında büyük bir rekabet var
düğme
In scenebir makineyi çalıştırmak için basılan küçük parça
Press the button
Düğmeye bas
düğme
giysileri tutturmaya yarayan küçük nesne
My shirt lost a button
Gömleğimin bir düğmesi koptu
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
iletmek
In scenebir şeyi başka bir kişiye veya yere göndermek
Please forward the email
Lütfen e-postayı iletin
ileri
ön tarafa veya geleceğe doğru
Step forward
İleri adım at
girişken
kaba görünebilecek kadar kendinden emin
He was too forward
Fazla girişkendi
forvet
sporlarda hücum oyuncusu pozisyonu
He plays as a forward
Forvet olarak oynuyor
açıkça
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
önermek
In scenebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
bahse girmek
In scenebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
karıştırmak
In scenefarklı şeyleri bir araya getirmek
Mix the flour and eggs
Unu ve yumurtaları karıştır
karışım
farklı şeylerin veya şarkıların bir arada olduğu grup
I like this mix of songs
Bu şarkı karışımını seviyorum
karışım
farklı maddelerin birleşimi
This cake mix is easy to use
Bu kek karışımının kullanımı kolay
çalmak
In scenebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
oyun
In scenebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
istemek
In scenebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
bolca
In sceneyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
paspaslamak
In scenepaspas kullanarak bir yüzeyi temizlemek
I mop the floor every day
Her gün yerleri paspaslarım
paspas
yerleri temizlemek için kullanılan saplı ve bezli araç
Where is the mop?
Paspas nerede?
gülen yüz
In scenemutlu bir yüz çizimi
She sent me a smiley
Bana bir gülen yüz gönderdi
güler yüzlü
yüzünde gülümseme olan
She is a very smiley person
O çok güler yüzlü bir insan
manken
In scenekıyafet sergilemek için kullanılan insan boyutundaki model
The mannequin is wearing a red dress
Manken kırmızı bir elbise giyiyor
unutmak
In scenebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
sürme
In scenebir taşıtı kontrol etmek ve hareket ettirmek
I am driving a car
Araba sürüyorum
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya veya belli bir şekilde hissetmeye itmek
He is driving me crazy
Beni deli ediyor
kazandırmak
bir işletmenin para kazanmasını sağlamak
This strategy is driving profit
Bu strateji kâr sağlıyor
askıya almak
bir konuyu şimdilik erteleyip daha sonra ele almaya karar vermek
Let us put a pin in this topic for now
Bu konuyu şimdilik askıya alalım
ruj
In scenedudaklar için kullanılan renkli kozmetik ürün
She is wearing red lipstick
Kırmızı ruj sürüyor
ruj
dudaklara sürülen renkli madde
Put some lipstick on
Biraz ruj sür
üzgün
In sceneüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
sırt
In sceneinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
önceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
lider
In scenebir grubu veya organizasyonu yöneten kişi
The chief spoke to the group
Lider grupla konuştu
başlıca
en önemli veya birincil olan
Her chief concern is health
Onun başlıca endişesi sağlık
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
düzenli
In scenemantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
In scenealınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
gönüllü
In sceneücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
gönüllü olmak
In scenebir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
dönüm noktası
In scenebir şeyin gelişimindeki önemli olay
The invention of the internet was a major milestone
İnternetin icadı büyük bir dönüm noktasıydı
üzücü durum
In scenehayal kırıklığı yaratan durum
That is such a bummer
Bu gerçekten çok üzücü
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
ışık
In scenegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
tuhaf
In scenealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
kurmak
bir şeyi belirli bir konuma yerleştirmek
I will set up the table
Masayı kuracağım
kurmak
bir işletme veya sistemi başlatmak
She set up a new company
Yeni bir şirket kurdu
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
lüks
In scenepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
baharat
In sceneyemeğe tat vermek için kullanılan madde
The seasoning makes the food taste better
Baharat yemeğin tadını güzelleştirir
püskürtmek
In scenebir sıvıyı küçük damlalar halinde dışarı göndermek
He sprayed water on the flowers
Çiçeklerin üzerine su püskürttü
sprey
kutudan küçük damlalar halinde çıkan sıvı madde
She used some hair spray
Biraz saç spreyi kullandı
saçmak
bir sıvıyı havaya küçük damlalar halinde yaymak
The waves spray water on the rocks
Dalgalar kayaların üzerine su saçar
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
parçalara ayrılmak
parçalara bölünerek dağılmak
The old book is falling apart
Eski kitap parçalara ayrılıyor
evli
In scenebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
dışarıdan
In scenebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
değerlendirme
In scenebir şey üzerine dikkatlice düşünme
This project requires careful consideration
Bu proje dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor
büyütmek
In scenebir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
artırmak
bir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
kusursuz
In scenehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
umarım
In scenebir şeyin olmasını dileyerek
Hopefully, the weather will be nice
Umarım hava güzel olur
uyum sağlamak
bir gruba veya ortama ait olmak ya da uygun olmak
She wants to fit into the group
Gruba uyum sağlamak istiyor
sığmak
bir yerin içine boyut olarak uygun olmak
This box fits into the closet
Bu kutu dolabın içine sığdı
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
ip atlama
In sceneipin altınızdan geçtiği bir oyunu oynamak
She is skipping in the garden
Bahçede ip atlıyor
sekme
hafif ve zıplayarak ilerlemek
The child is skipping along the path
Çocuk yolda seke seke gidiyor
atlama
yapılması gereken bir şeyi yapmamak
I am skipping lunch today
Bugün öğle yemeğini atlıyorum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
pense
In scenetutmak veya kesmek için kullanılan bir alet
He used pliers to cut the wire
Teli kesmek için pense kullandı
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
utandırıcı
In scenerahatsızlık veya utanç veren
It was an awkward moment
Utandırıcı bir andı
huzursuz
bir durumda kendini gergin veya tuhaf hissetme
I felt awkward at the party
Partide kendimi huzursuz hissettim
daire
In scenedaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
artan
bir şeyin kullanımından sonra geriye kalan kısım
There is some pizza left over
Biraz pizza artmış
park yeri
araçların park edilebileceği alan
I cannot find a parking space here
Burada bir park yeri bulamıyorum
yine de
In scenebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
önce söylenenden farklı bir durumu belirtmek için kullanılır
I am tired though
yine de yorgunum
sorumlu
kontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
lezzetli
In scenetadı çok güzel olan
This cake is yummy.
Bu kek lezzetli.
lezzetli
tadı çok güzel olan yiyecek
The cake is very yummy
Kek çok lezzetli
üniforma
In scenebelirli bir grubun üyeleri tarafından giyilen özel kıyafet
He wears a school uniform
Okul üniforması giyer
tekdüze
her zaman veya her yerde aynı olan
The temperature is uniform in the room
Odadaki sıcaklık her yerde aynı
gibi gelmek
bir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
ilgi çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
He stole my thunder by telling the news first
Haberi ilk o vererek ilgiyi kendi üzerine çekti
üstesinden gelmek
zorluklara rağmen başarılı olmak
She managed to rise above the criticism
Eleştirilerin üstesinden gelmeyi başardı