

Modern Family — Season 4 Episode 4
Words & meanings
610 words
CEFR level
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
iltifat edici
In scenebirini öven veya yücelten
She gave me a very flattering compliment
Bana çok iltifat edici bir söz söyledi
yakışan
kişiyi daha çekici gösteren
That dress is very flattering
Bu elbise çok yakışıyor
kaygı
In sceneendişe veya huzursuzluk hissi
He suffers from anxiety
Kaygı problemi yaşıyor
endişe
gerginlik veya korku hissi
I felt a lot of anxiety before the test
Sınavdan önce çok endişe duydum
karbon fiber
karbon ipliklerinden yapılmış güçlü ve hafif malzeme
This bicycle is made of carbon fiber
Bu bisiklet karbon fiberden yapılmıştır
ileride
In sceneşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
beraber
In sceneaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
mükemmelleştirmek
In scenebir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
kusursuz
hiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
başarısızlık
In sceneistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
içeri girmek
yürüyerek bir yere girmek
He walked into the room
Odaya girdi
girilebilir
içine yürüyerek girilebilecek büyüklükte olan
The pantry is walk in
Kiler içine yürüyerek girilebilir büyüklükte
randevusuz gelen
önceden randevu almadan gelen kişi
We accept walk in patients
Randevusuz gelen hastaları kabul ediyoruz
içine girilebilir dolap
içine yürüyerek girilebilen geniş saklama alanı
She has a walk in closet
Onun içine girilebilir bir dolabı var
biraz
In scenebir dereceye kadar
I'm kinda tired
Biraz yorgunum
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
planlamak
In scenebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
reddetmek
In scenebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
daha loş
In scenedaha az aydınlık olan
The room feels dimmer now
Oda şimdi daha loş görünüyor
kısıcı
In sceneışık ayar düğmesi
He installed a dimmer for the lamp
Lamba için bir kısıcı taktı
dimmer
ışığın parlaklığını ayarlayan cihaz
Use the dimmer to lower the lights
Işıkları kısmak için dimmerı kullan
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
kurtulmak
In scenekötü bir durumdan uzaklaşmak
He tried to escape the noise
Gürültüden kurtulmaya çalıştı
firar etmek
In scenehapsedildiği bir yerden çıkmak
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden firar etti
kaçmak
tehlikeli bir yerden uzaklaşmak
They had to escape the fire
Yangından kaçmak zorunda kaldılar
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
her gün
her bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
saçma
In sceneinandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
yetersiz
ikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
In scenebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
herkes
In scenebütün insanlar
Everyone is here
Herkes burada
herkes
her bir kişi
Everyone likes music
Herkes müziği sever
herkes
tüm kişiler
Everyone is happy
Herkes mutlu
hediye
In scenebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
protokol
In sceneresmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
protokol
resmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
çeneni kapat
konuşmayı kesmek anlamına gelen kaba bir ifade
Just zip it and listen to me
Sadece çeneni kapat ve beni dinle
bırakmak
bir şeyi bir yere götürüp orada bırakmak
I will drop off the package
Paketi bırakacağım
düşüş
miktar veya seviyede ani azalma
There was a sharp drop off in sales
Satışlarda keskin bir düşüş oldu
gözden kaybolmak
görünür veya duyulur olmayı bırakmak
They began to drop off one by one
Birer birer gözden kaybolmaya başladılar
bırakmak
birini bir yere götürüp orada bırakmak
I will drop you off at school
Seni okulda bırakacağım
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
This is the drop off point for students
Burası öğrenciler için bırakma noktasıdır
gebe kalmak
In scenevücutta bir bebeğin oluşmaya başlaması
She wanted to conceive a child
Bir çocuk sahibi olmak istedi
meydana getirmek
yeni bir yaşamın başlamasını sağlamak
Nature conceives life in diverse ways
Doğa yaşamı çeşitli yollarla meydana getirir
tasarlamak
zihinde bir fikir oluşturmak
I cannot conceive of such a world
Böyle bir dünya hayal edemiyorum
binmek
In scenebir ata veya araca binip gitmek
I ride a horse
Ata binerim
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
baskı yapmak
birini eleştirmek veya rahatsız etmek
My boss likes to ride me about my speed
Patronum hızım konusunda bana baskı yapmayı sever
yolculuk
bir araçla yapılan seyahat
I enjoyed the car ride
Araba yolculuğundan keyif aldım
ara sıra
bazen ama sık değil
I visit my grandparents every now and then
Büyükbabamı ve büyükannemi ara sıra ziyaret ederim
kesinlikle
In sceneşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
sabah
In scenegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
yapmak
In scenebir işi yerine getirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
yapma
bir şeyi gerçekleştirme eylemi
Success comes from doing
Başarı yapmaktan gelir
yapma
bir eylemi gerçekleştirme
I am doing my homework
Ödevimi yapıyorum
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
She is doing her homework
O ödevini yapıyor
içermek
In scenebir şeyin içinde başka bir şeyin bulunması
The box contains books
Kutu kitap içeriyor
kontrol altına almak
bir şeyi belirli bir alan içinde tutmak
The firemen tried to contain the fire
İtfaiyeciler yangını kontrol altına almaya çalıştı
bolca
In sceneyeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
yeterli
ihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
numara
In scenesihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
hile
birini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
In scenebir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
granola
In sceneyulaf ve kuruyemişlerden yapılan bir kahvaltılık gıda
I eat granola for breakfast
Kahvaltıda granola yerim
granola
yulaf ve kuruyemişlerden yapılan bir kahvaltılık
I eat granola for breakfast
Kahvaltıda granola yiyorum
doğal yaşam tarzı
çok doğal ve sağlıklı olan ve genellikle liberal değerlerle ilişkilendirilen yaşam biçimi
They prefer a granola way of life
Onlar doğal bir yaşam tarzını tercih ediyorlar
tamamlamak
In scenebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
makarna
In scenebuğday unundan yapılan hamurlu bir yemek
I love eating pasta
Makarna yemeyi severim
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
çorba
In scenesebzelerin veya etin pişirilmesiyle yapılan sıcak sıvı yiyecek
The soup is hot
Çorba sıcak
çorba
et, balık veya sebzelerin suda kaynatılmasıyla yapılan sıcak sıvı yiyecek
I like chicken soup
Tavuk çorbasını severim
çorba
sebzelerin veya etin suda pişirilmesiyle hazırlanan sıvı yiyecek
This soup is tasty
Bu çorba lezzetli
eski manken
daha önce modellik yapmış kişi
She is an ex model
O eski bir manken
profesyonel
In scenebir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
mesleki
In sceneözel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
profesyonel
bir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
dengesiz
kararlı veya eşit durumda olmayan
The scales are out of balance
Terazinin dengesi bozuk
anlık görmek
In scenebir şeyi çok kısa bir süre için görmek
I caught a glimpse of the bird
Kuşu anlık olarak gördüm
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
sırt çantası
In scenesırtta taşınan çanta
I have a blue backpack
Mavi bir sırt çantam var
sırt çantasıyla gezmek
sırt çantasıyla seyahat etmek
They like to backpack in Europe
Avrupa'da sırt çantasıyla gezmeyi severler
sırt
In sceneinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
paylaşmak
In scenebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
affetmek
In scenebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
seri konuşma
In sceneeğlendirmek veya ikna etmek için yapılan hızlı ve akıcı konuşma
The salesperson used a smooth patter to sell the product
Satış elemanı ürünü satmak için ikna edici bir konuşma kullandı
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
ağız
In sceneyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
şaşırtmak
In scenebirini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
In scenebeklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
feda etmek
In scenebir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
He sacrificed his time for the team
Takım için zamanını feda etti
fedakarlık
daha büyük bir amaç için vazgeçilen şey
It was a huge sacrifice
Bu büyük bir fedakarlıktı
kurban etmek
bir tanrıya sunu olarak bir canlıyı öldürmek
People used to sacrifice animals
İnsanlar eskiden hayvan kurban ederlerdi
feda etmek
bir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
She sacrificed her career for her family
Kariyerini ailesi için feda etti
akşam yemeği
In scenegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
evli
In scenebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
başlatmak
In scenebir şeye başlangıç yapmak
They will launch the new product tomorrow
Yeni ürünü yarın piyasaya sürecekler
fırlatmak
bir şeyi güç kullanarak bir yere göndermek
They will launch the rocket today
Bugün roketi fırlatacaklar
atmak
bir şeyi havaya doğru şiddetle göndermek
He tried to launch the javelin
Cirit atmayı denedi
fırlatmak
bir uzay aracını veya roketi uzaya göndermek
They will launch the rocket tomorrow
Roketi yarın fırlatacaklar
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
görsel
In scenegörme ile ilgili
He is a visual learner
O, görsel bir öğrencidir
bitmek
In scenesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
son
bir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
artmak
In scenemiktar veya değerce çoğalmak
Prices rise every year
Fiyatlar her yıl artar
yükselmek
yukarı doğru hareket etmek
The sun rises in the east
Güneş doğudan yükselir
tepki
birinin verdiği öfkeli veya duygusal yanıt
He tried to get a rise out of me
Benden tepki almaya çalıştı
ayaklanmak
bir yönetime veya hükümdara karşı savaşmaya başlamak
The people decided to rise against the king
Halk krala karşı ayaklanmaya karar verdi
mwah
In sceneöpücük sesi
Mwah! I love you
Mwah! Seni seviyorum