

Modern Family — Season 4 Episode 8
Words & meanings
559 words
CEFR level
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
minimum
In sceneolabilecek en düşük miktar
The minimum age is 18
Minimum yaş 18'dir
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
sicil
In sceneisimlerin veya bilgilerin tutulduğu resmi kayıt
The birth registry is kept at the city hall
Doğum sicili belediyede tutulur
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
biraz
In scenekısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
parça
bir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
huysuz
In scenekötü ruh hali içinde olan ve kolayca sinirlenen
He is grumpy in the morning
O sabahları huysuzdur
üstü açık spor araba
In scenegenellikle iki kapılı üstü açılabilen spor otomobil
He bought a red roadster
Kırmızı bir üstü açık spor araba satın aldı
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
gizlice hareket etmek
In scenegörünmemek için sessizce hareket etmek
He tried to sneak out of the house
Evden gizlice çıkmaya çalıştı
süzülmek
fark edilmemek için sessizce ve gizlice ilerlemek
The cat sneaked up on the bird
Kedi kuşa sessizce yaklaştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gelmek
varmak veya görünmek
A new opportunity will come along soon
Yakında yeni bir fırsat çıkacak
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
Do you want to come along
Beraber gelmek ister misin
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
soğuk
In scenedüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
öde izle
belirli bir programı veya etkinliği izlemek için ücret ödediğiniz bir yayın sistemi
They ordered the big fight on pay per view
Büyük maçı öde izle sisteminden sipariş ettiler
his
In scenebir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
duygu
duygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
-den çıkmak
bir şeyin içinden gelmek
The cat came out of the box
Kedi kutudan çıktı
sonuçlanmak
bir durumun veya girişimin belli bir şekilde neticelenmesi
Nothing good came out of the meeting
Toplantıdan iyi bir sonuç çıkmadı
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dış kısmına hareket etmek
He came out of the room
O odadan dışarı çıktı
sallanmak
In scenebir uçtan diğerine kavisli şekilde hareket etmek
The pendulum swings
Sarkaç sallanıyor
savurmak
In scenebir şeye vurmak amacıyla kolu hızla hareket ettirmek
He tried to swing the bat at the ball
Sopayı topa doğru savurmaya çalıştı
halletmek
bir şeyi yapmayı başarmak
I can swing it
Bunu halledebilirim
swing müzik
güçlü ritimli bir caz müzik tarzı
He likes swing music
O swing müziğini sever
son şampiyon
bir önceki yarışmayı kazanan kişi
The returning champion defended his title
Son şampiyon unvanını korudu
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
gece gündüz
günün herhangi bir saatinde
He works day or night
O gece gündüz çalışıyor
konser
In scenecanlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
konser
izleyiciler önünde yapılan müzik gösterisi
I bought tickets for the concert
Konser için bilet aldım
futbol topu
In scenefutbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
futbol
In sceneiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
kazak
In sceneüst vücut için giyilen sıcak tutan kıyafet
I wear a sweater in winter
Kışın kazak giyerim
beyin
In scenedüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
birisi
In scenebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
prosecco
In sceneİtalyan kökenli köpüklü beyaz şarap
We ordered a bottle of prosecco
Bir şişe prosecco sipariş ettik
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
kankan
In sceneyüksek tekme atılan hareketli bir sahne dansı
The dancers performed the cancan
Dansçılar kankan dansını sergilediler
güzel
In scenebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
de
In sceneolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
In sceneiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
alan
In sceneboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
uzay
Dünya atmosferinin dışındaki bölge
He wants to go to space
Uzaya gitmek istiyor
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
üçüncü
In scenebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
şeyler
In scenebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
kalkış
roketin yerden yükselmeye başladığı an
The rocket is ready for lift off
Roket kalkışa hazır
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
özellikle
In sceneaçık ve kesin bir şekilde
I specifically told you not to go
Gitmemeni özellikle söylemiştim
yola çıkmak
bir yerden ayrılmak
I think it's time to head out
Sanırım yola çıkma vakti geldi
tuhaf
In scenealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
buldog
In scenekısa ve basık yüzlü güçlü bir köpek cinsi
My brother wants to buy a bulldog
Kardeşim bir buldog almak istiyor
umut etmek
In scenebir şeyin olmasını istemek
I am hoping for the best
En iyisini umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
She is hoping to pass the exam
Sınavı geçmeyi ümit ediyor
sırılsıklam etmek
In scenebirini veya bir şeyi tamamen ıslatmak
The heavy rain drenched my clothes
Şiddetli yağmur kıyafetlerimi sırılsıklam etti
ne kadar
In scenebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
In scenebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
tekerlek
In scenearaçların hareket etmesini sağlayan yuvarlak nesne
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
iterek götürmek
tekerlekli bir nesneyi iterek hareket ettirmek
He wheeled the suitcase
Valizi iterek götürdü
tekerlek
bir şeyin hareket etmesini sağlayan dönen yuvarlak parça
The car has four wheels
Arabanın dört tekerleği var
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
yol açmak
bir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
kabloyla bağlamak
In sceneelektrik telleri kullanarak bağlamak
He wired the lamp
Lambayı kabloyla bağladı
tel
ince metal parçası
The wire is thin
Tel incedir
kodlamak
birini belirli bir yetenek veya eğilimle hazırlamak
Humans are wired to seek patterns
İnsanlar kalıpları aramak üzere kodlanmıştır
dinleme cihazı
gizli kayıt için kullanılan küçük mikrofon
The detective was wearing a wire
Dedektif bir dinleme cihazı taşıyordu
aslında
bir durumun gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
As a matter of fact, I like it
Aslında bunu seviyorum
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
konuşma
In scenebir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
konuşma
bir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
uzun vadeli
uzun süre etkisini koruyan veya devam eden
This is a long term goal
Bu uzun vadeli bir hedef
uzun süreli
uzun bir zaman dilimine yayılan
They have a long term agreement
Uzun süreli bir anlaşmaları var
uzun vadeli
uzun bir süre devam eden
They have a long term plan
Uzun vadeli bir planları var
uzun dönemli
uzun bir zaman dilimine yayılan
We need a long term solution
Uzun dönemli bir çözüme ihtiyacımız var
alt
In scenebir şeyin en alt kısmı
The coin is at the bottom of the glass
Bozuk para bardağın dibinde
popo
üzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his bottom
Poposunun üzerine düştü
dip
bir şeyin en alt kısmı
She found a coin at the bottom of the pool
Havuzun dibinde bir madeni para buldu
alt
bir şeyin en alt kısmı
Write your name at the bottom of the page
Adınızı sayfanın altına yazın
kaçınılmaz
In sceneolması çok muhtemel olan
It is bound to happen
Bunun olması kaçınılmaz
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
bağlı
iple veya benzeri bir şeyle bağlanmış
His hands were bound
Elleri bağlıydı
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
harika
In sceneçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
dayanıklı
In sceneçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
zor
yapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
birine karşı talepkar veya katı olan
My teacher is very tough
Öğretmenim çok serttir
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
vazgeçme
bir şeyi yapmayı bırakmak veya ondan vazgeçmek
He is giving up smoking
O sigarayı bırakıyor
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
ara sıra
zaman zaman
I visit my grandparents every so often
Büyükbabamı ve büyükannemi ara sıra ziyaret ederim
mesane
In sceneidrarın toplandığı organ
The bladder stores urine
Mesane idrarı depolar
çıkmak
In scenebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
oyun
In scenebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
gülümsemek
In sceneağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
açıklamak
In scenebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
altı
In scene6 sayısı
I have six apples
Altı elmam var
sürükleyici
In scenedikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
merak uyandırıcı
öğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
paniklemek
In sceneaşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
ucube
çok garip veya alışılmadık kişi
He is a total freak
O tam bir ucube
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
ölmek
In sceneyaşamayı bırakmak
He kicked the bucket
Öldü
tekmelemek
In sceneayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out
Onu kovdular
çok
In scenebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
nabız yoklamak
birinin ne düşündüğünü veya planladığını öğrenmeye çalışmak
I will feel out my boss about a raise
Patronumun nabzını yoklayacağım
tartmak
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için incelemek
Let me feel out the situation first
Önce durumu bir tartayım
ağzını aramak
birinin düşüncelerini veya fikirlerini keşfetmeye çalışmak
She tried to feel out her friend's opinion
Arkadaşının ağzını aramaya çalıştı
yoklamak
birinin düşüncesini veya niyetini anlamaya çalışmak
I will feel him out about the new job
Yeni iş hakkında onu yoklayacağım
bastırmak
In scenebir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
basın
haber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
suçlamada bulunmak
birini resmen yasal olarak suçlamak
They decided to press charges against him
Ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdiler
acil
hemen ilgilenilmesi gereken
This is a press deadline
Bu acil bir son teslim tarihi
trityum
In scenehidrojenin radyoaktif bir izotopu
Tritium is used in nuclear fusion
Trityum nükleer füzyonda kullanılır
kayınbirader veya enişte
eşin erkek kardeşi veya kız kardeşin kocası
He is my brother in law
O benim kayınbiraderim
kayınbirader
eşin erkek kardeşi
My brother in law is coming to dinner
Kayınbiraderim akşam yemeğine geliyor
enişte
kız kardeşin eşi
Her brother in law took the kids to school
Eniştesi çocukları okula götürdü