

Modern Family — Season 5 Episode 7
Words & meanings
543 words
CEFR level
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
hareket etmek
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
dağıtmak
In scenebir şeyi paylaştırmak veya sunmak
The machine dispenses coffee
Makine kahve dağıtıyor
havuç
In sceneyenebilen uzun turuncu bir kök sebze
I like carrots
Havuçları severim
sınıf
In scenebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
ders
bir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
rahat
In sceneendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
oturmak
bir yüzeyin üzerinde, ağırlığını vererek durmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
misafir
In scenebir etkinliğe davet edilen veya bir evde konaklayan kişi
We have a guest for dinner
Akşam yemeği için bir misafirimiz var
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
platonik aşk
In scenebirine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
üzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
ezip geçmek
birini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
dikmek
In sceneiplikle birleştirmek
I can sew a button
Bir düğme dikebilirim
serseri
In scenekaba veya saldırgan kişi
The punk shouted at the driver
Serseri şoföre bağırdı
punk
bir müzik türü
They love listening to punk
Punk dinlemeyi seviyorlar
kandırmak
birine şaka yapmak
He decided to punk his friend
Arkadaşını kandırmaya karar verdi
alay etmek
birisiyle kötü niyetle dalga geçmek
He loves to punk his classmates
Sınıf arkadaşlarıyla dalga geçmeye bayılır
bulmak
In scenebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
kazanmak
In sceneçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
In scenebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
hanımefendi
In scenebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
bayan
In scenekadın için kullanılan nazik bir sözcük
A lady came to the door
Kapıya bir bayan geldi
söylemek
In scenebirine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
ipek
In sceneipekböceklerinden üretilen yumuşak ve parlak bir kumaş
This scarf is made of silk
Bu atkı ipekten yapılmıştır
birisi
In scenebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
sporcu
In scenespor yapan kişi
He is a professional athlete
O profesyonel bir sporcudur
dikkatli
In scenetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
formda
fiziksel olarak güçlü ve sağlıklı
I exercise to stay in shape
Formda kalmak için egzersiz yapıyorum
şekil
bir şeyin dış hatları veya biçimi
The cloud is in the shape of a heart
Bulut kalp şeklindedir
alın
In scenegözlerin üzerindeki yüz bölümü
He has a high forehead
Onun geniş bir alnı var
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
kayıp
In scenebulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
eksik
orada olmayan veya mevcut olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
ortadan kaybolan ve bulunamayan kişi
The police are searching for the missing person
Polis kayıp kişiyi arıyor
yetişmek
In scenebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
In scenebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
In scenebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
hay aksi
In sceneŞaşkınlık veya hafif bir rahatsızlık ifade etmek için kullanılan ünlem
What the heck was that
Hay aksi o da neydi öyle
cehennem
çok kötü veya can sıkıcı bir durum
Go to heck
Cehenneme git
yahu
şaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
What the heck happened
Ne oldu yahu
saygı
In scenebirine veya bir şeye karşı duyulan yüksek takdir duygusu
I have great respect for her
Ona büyük saygı duyuyorum
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
görüş
bir mesele hakkındaki fikir veya bakış açısı
He has a different respect on this issue
Bu konu hakkında farklı bir görüşü var
gelenek
bir grup veya yerde bir şeyi yapmanın alışılagelmiş yolu
It is a local respect to shake hands
El sıkışmak yerel bir gelenektir
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
başı dönen
In scenekişinin kendisinin veya çevresinin döndüğünü hissetmesi
I feel dizzy
Başım dönüyor
sonunda
In sceneuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
In sceneuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
elektrikli
In sceneelektrikle çalışan
He has an electric car
Onun elektrikli bir arabası var
heyecan verici
çok heyecanlı veya enerji dolu
The atmosphere in the room was electric
Odadaki atmosfer heyecan vericiydi
elektrikli
elektrikle çalışan
The house has an electric stove
Evde elektrikli bir ocak var
korumak
In scenebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
kalça
In scenevücudun üzerine oturulan kısmı
She shook her booty
Kalçasını salladı
ganimet
zorla ele geçirilen değerli eşyalar
The pirates found the booty
Korsanlar ganimeti buldu
tam
In scenetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
dolu
içi boş olmayan veya alabileceği kadar çok şeyi barındıran
The glass is full of water
Bardak su ile dolu
fırıncı
In sceneekmek ve pasta yapan kişi
The baker makes fresh bread
Fırıncı taze ekmek yapar
fırıncı
ekmek ve pasta pişiren kişi
The baker makes fresh bread every morning
Fırıncı her sabah taze ekmek yapar
Baker
bir soyadı
His name is John Baker
Onun adı John Baker
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
dün gece
bugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
kazanmak
In scenebir yarışmada birinci olmak
We want to win the game
Oyunu kazanmak istiyoruz
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini elde etmek
She tried to win his trust
Onun güvenini kazanmaya çalıştı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
gönüllü olmak
In scenebir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
gönüllü
ücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
rozet
In scenekim olduğunuzu göstermek için taktığınız küçük bir işaret
He wears a name badge
O, bir isim rozeti takıyor
birisi
In scenebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
turşu
In scenesirke veya tuzlu suda bekletilerek korunan salatalık
I love eating pickles
Turşu yemeyi severim
zor durum
zor veya karışık bir durum
I am in a pickle
Zor bir durumdayım
turşu
sirkeli veya tuzlu suda saklanan sebze
I eat pickles with my burger
Burgerimin yanında turşu yerim
turşu kurmak
yiyeceği sirke veya tuzlu suda saklamak
I like to pickle vegetables
Sebzelerin turşusunu kurmayı severim
güzel
In scenebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby threw up his milk
Bebek sütünü kustu
inşa etmek
bir yapıyı hızlıca meydana getirmek
They threw up a wall in one day
Bir günde bir duvar inşa ettiler
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı çıkarmak
He felt sick and started to throw up
Kendini kötü hissetti ve kusmaya başladı
kan
In scenevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
şüphe duymak
In scenebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
geleneksel
In scenegeleneklere dayanan
They wore traditional clothes
Geleneksel kıyafetler giydiler
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
korkutmak
In scenebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
yaşamak
In scenebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
partner
In scenebir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
sırt
In sceneçalışırken insanın sırtı veya omuzları
He put the heavy load on his hump
Ağır yükü sırtına yükledi
tümsek
bir yüzeyde veya vücutta oluşan yuvarlak kabarıklık
There is a hump in the road
Yolda bir tümsek var
cinsel ilişkiye girmek
biriyle cinsel birliktelik kurmak
They were caught humping
Cinsel ilişkiye girerken yakalandılar
hafta ortası
çalışma haftasının tam ortası
We have finally reached the hump
Nihayet hafta ortasına ulaştık
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
yürümek
In sceneadımlarla ilerlemek
I am walking to school
Okula yürüyorum
yürüyüş
düzenli bir hızda ayak ile ilerleme
I enjoy walking in the park
Parkta yürüyüş yapmaktan keyif alırım
okumak
In sceneyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
elini yüzünü yıkamak
ellerini veya yüzünü yıkamak
He washed up before dinner
Akşam yemeğinden önce elini yüzünü yıkadı
bitmiş
artık başarılı veya popüler olmayan
The singer is washed up
Şarkıcının devri kapandı
kıyıya vurmak
su tarafından bir yere taşınmak
Many shells washed up on the beach
Birçok deniz kabuğu sahile vurdu
bitmiş
artık başarılı veya yararlı olmayan
He feels like a washed up actor
Kendini bitmiş bir oyuncu gibi hissediyor
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
hapishane
In sceneyasa dışı işler yapan kişilerin tutulduğu yer
He is in jail
O hapiste
gizem
In scenebilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
gizem
anlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
gizem
açıklanması veya anlaşılması zor olan olay
The cause of the accident remains a mystery
Kazanın sebebi bir gizem olarak kalmaya devam ediyor
sır
kimsenin bilmediği veya gizli tutulan şey
He keeps his past a total mystery
Geçmişini tamamen bir sır olarak saklıyor
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
eldiven
In sceneeli örten bir giysi
I wear gloves in winter
Kışın eldiven takarım
sapık
In scenecinsel açıdan uygunsuz davranan kimse
He acts like a total perv
Tam bir sapık gibi davranıyor
sapık
garip cinsel davranışları olan kişi için kullanılan argo bir sözcük
He is such a perv
O tam bir sapık
tabak
In sceneyemek koymak için kullanılan düz kap
Put the food on the plate
Yemeği tabağa koy
plaka
araçların üzerinde bulunan harf ve rakamlı metal levha
He checked the license plate
Plakayı kontrol etti
tabağa koymak
yemeği servis etmek için tabağa yerleştirmek
She plated the dessert carefully
Tatlıyı dikkatlice tabağa yerleştirdi
sorumluluk
birinin halletmesi gereken işler veya görevler
I have a lot on my plate today
Bugün yapacak çok işim var
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
korkmuş
In scenekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
yüzme havuzu
In sceneyüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
bilardo
masada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
havuz
bir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir