

Modern Family — Season 6 Episode 23
Words & meanings
603 words
CEFR level
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
yetersizlik
In scenebir şeyi yapamama durumu
His inability to speak French made travel difficult
Fransızca konuşamaması seyahat etmeyi zorlaştırdı
vay
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
hap
In sceneküçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
hesap
In scenekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
karşı
In scenebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
teselli
In scenekişinin endişesinin veya üzüntüsünün azalması durumu
His words gave me comfort
Sözleri bana teselli verdi
teselli etmek
birini daha az üzgün veya endişeli hissettirmek
I tried to comfort my friend
Arkadaşımı teselli etmeye çalıştım
rahatlık
fiziksel gevşeme veya huzur durumu
I love the comfort of my bed
Yatağımın rahatlığını seviyorum
aklında
bir şeyi yapmayı planlamak
I have a plan in mind
Aklımda bir plan var
hatırda
bir bilgiyi unutmamak için zihinde tutmak
Please keep it in mind
Lütfen bunu hatırda tut
tutunmak
bir şeyi elle kavramak veya tutmak
Hold on to the rail
Korkuluğa tutun
elinde tutmak
sahip olmaya devam etmek
You should hold on to your ticket
Biletini elinde tutmalısın
muhafaza etmek
elden çıkarmamak
She needs to hold on to her position
Pozisyonunu muhafaza etmesi gerekiyor
beklemek
kısa bir süre durup beklemek
Please hold on to the line for a moment
Lütfen hatta bir an bekle
hey
In scenedikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
seçmek
bir grup arasından seçmek
Pick out a dress for the party
Parti için bir elbise seç
ayırt etmek
bir gruptaki birini tanımak veya bulmak
I could pick out my friend in the crowd
Kalabalığın içinde arkadaşımı ayırt edebildim
canını yakmak
In scenebirine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
ötesinde
In scenebir şeyin sınırlarının veya anlayışının dışında
This is beyond my understanding
Bu benim anlayışımın ötesinde
ötesinde
bir yerin veya şeyin daha uzak tarafında
The village is beyond those hills
Köy şu tepelerin ötesinde
tavşan
In sceneuzun kulaklı küçük bir hayvan
The bunny is cute
Tavşan çok sevimli
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
gelişmek
In scenedaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
geliştirmek
bir şeye sahip olmaya başlamak
He developed a bad habit
Kötü bir alışkanlık edindi
tab etmek
fotoğrafları çıkarmak için filmi işlemek
I need to develop this film
Bu filmi tab ettirmem gerekiyor
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
yol
In scenehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
şaka
In sceneciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
fıkra
sonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
ayrılık
In sceneromantik bir ilişkinin sona ermesi
Their breakup was very sad
Ayrılıkları çok üzücüydü
tek
In scenesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
kısmak
bir şeyin sesini veya gücünü azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
reddetmek
bir teklife veya isteğe hayır demek
He turned down the job offer
İş teklifini reddetti
geri çevirmek
birini veya bir şeyi kabul etmemek
The bank turned down my loan
Banka kredimi geri çevirdi
kısmak
sesin şiddetini azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
mesaj atmak
In scenetelefondan yazılı mesaj göndermek
I will text you
Sana mesaj atacağım
kısa mesaj
In scenetelefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
metin
yazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
son zamanlarda
In sceneyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
öğrenmek
In sceneçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
tavsiye
In scenekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
labrador
In scenedost canlısı, büyük bir köpek cinsi
I have a yellow labrador
Sarı bir labradorum var
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
daha yüksek
In scenedaha fazla seviyede veya miktarda olan
The price is higher now
Fiyat şimdi daha yüksek
daha yüksek
tabandan tepeye daha fazla mesafeye sahip olan
The bird flew higher
Kuş daha yükseğe uçtu
daha yüksek
normalden daha fazla
Prices are higher this year
Bu yıl fiyatlar daha yüksek
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
In scenegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
vakit geçirmek
In scenebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
zaman harcamak
bir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
kırpmak
In scenebir şeyden küçük miktarlarda kesip çıkarmak
I need to trim the hedge
Çiti budamam gerekiyor
kenar süsü
bir şeye eklenen dekoratif kısımlar
The dress has a gold trim
Elbisenin altın rengi bir kenar süsü var
formda
çekici bir şekilde ince ve zinde
She has a trim figure
O formda bir vücuda sahip
birlikte çalışmak
bir şeyi başkalarıyla beraber yapmak
We need to work together
Birlikte çalışmamız gerekiyor
boş vermek
In scenebir şeyi önemsiz görüp reddetmek
Screw the rules
Kuralları boş ver
kazıklamak
birini adaletsizce kandırmak
He screwed me
Beni kazıkladı
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They screwed
Seviştiler
batırmak
bir şeyi yanlış veya kötü yapmak
I screwed up the job
İşi batırdım
alışveriş merkezi
In sceneiçinde çok sayıda mağaza bulunan büyük bina
I am going to the mall
Alışveriş merkezine gidiyorum
gözden geçirmek
bir şeyi dikkatlice incelemek
Please look over the report
Lütfen raporu gözden geçir
incelemek
bir şeyi dikkatle kontrol etmek
The lawyer will look over the contract
Avukat sözleşmeyi inceleyecek
göz gezdirmek
bir şeye hızlıca bakmak
I will look over the notes
Notlara göz gezdireceğim
çocuklar
In scenebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
daha önce
In scenegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
başkan yardımcısı
bir kuruluşta başkandan sonra gelen yetkili kişi
She is the vice president of the company
O, şirketin başkan yardımcısıdır
başkan yardımcısı
başkanın bir altındaki üst düzey yönetici
The vice president signed the document
Başkan yardımcısı belgeyi imzaladı
başkan yardımcısı
başkanın altındaki en üst düzey yetkili
The vice president runs the meeting today
Bugün toplantıyı başkan yardımcısı yönetiyor
önemsemek
In scenebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
kaçık
In scenetuhaf veya akılcı olmayan bir şekilde davranan
He is acting a bit loopy today
Bugün biraz kaçık davranıyor
ayak
In scenebacağın uç kısmındaki vücut bölümü
My left foot hurts
Sol ayağım ağrıyor
alt kısım
bir şeyin en alt veya son kısmı
He sat at the foot of the bed
Yatağın ayakucunda oturdu
fut
12 inç'e eşit olan ölçü birimi
The ceiling is ten feet high
Tavan on fut yüksekliğinde
iyi başlangıç
bir işe olumlu bir şekilde başlamak
They got off on the right foot
İşe iyi bir başlangıç yaptılar
-e gelince
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to sports, he is an expert
Spor konusuna gelince, o bir uzmandır
söz konusu olduğunda
bir konu hakkında veya bir şeyle ilgili
When it comes to cars he knows everything
Arabalar söz konusu olduğunda her şeyi biliyor
varmak
belirli bir duruma veya sonuca ulaşmak
The story comes to a sad end
Hikaye hüzünlü bir sonuca varıyor
metanetli
In sceneduygularını belli etmeyen
He remained stoic during the difficult interview
Zorlu mülakat sırasında metanetini korudu
keski
In scenesert maddeleri kesmek veya şekillendirmek için kullanılan keskin kenarlı alet
He used a chisel to carve the wood
Tahtayı oymak için bir keski kullandı
dolandırmak
birinden bir şey almak için onu kandırmak
He chiseled me out of fifty dollars
Beni elli dolar dolandırdı
yolmak
In sceneparmaklarla hızla çekip çıkarmak
She plucked her eyebrows
Kaşlarını yoldu
koparmak
bir şeyi hızla çekerek yerinden çıkarmak
He plucked a flower from the garden
Bahçeden bir çiçek kopardı
cesaret
bir şeyi yapacak yüreklilik veya kararlılık
She had the pluck to stand up to them
Onlara karşı duracak cesareti vardı
yolmak
bir şeyi aniden çekerek yerinden çıkarmak
She plucked a gray hair from her head
Başından bir gri saç telini yoldu
inek
In scenederslere veya teknik konulara aşırı odaklanan kişi
He is a math nerd
O bir matematik ineği
tutkun
belli bir konuya çok ilgi duyan kişi
He is a movie nerd
O bir film tutkunu
inek
bir konuyla aşırı ilgilenen kimse
He is a computer nerd
O bir bilgisayar ineği
ineklik yapmak
sosyal açıdan garip görülecek kadar çok ders çalışmak
He is nerding out on his science project
Bilim projesi üzerinde ineklik yapıyor
fotoğraf
In scenekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
başa çıkmak
In scenebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
sap
In scenebir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
senkronize etmek
In sceneşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
ağlamak
In scenegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
aşırmak
In scenebirine ait olanı yasadışı yollarla ele geçirmek
He tried to poach the company's best clients
Şirketin en iyi müşterilerini aşırmaya çalıştı
poşe yapmak
yiyecekleri az miktarda sıvıda yavaşça pişirmek
I like poached eggs for breakfast
Kahvaltıda poşe yumurta severim
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
aptal
In scenezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
saçma
akılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
telefon
In scenearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
avantaj
In scenebir durumun iyi olan tarafı
The upside is the pay
İyi tarafı maaşıdır
üst taraf
bir şeyin üst kısmı
The upside of the box is open
Kutunun üst tarafı açık
bütçe
In sceneparanın nasıl harcanacağına dair plan
We have a tight budget
Dar bir bütçemiz var
bütçelemek
bir şeyin nasıl kullanılacağını dikkatlice planlamak
I need to budget my time
Zamanımı planlamam gerekiyor
sarılmak
In scenekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
erken
In scenebeklenen zamandan önce
I woke up early
Erken uyandım
erken
başlangıca yakın olan
In the early morning it is cold
Sabahın erken saatlerinde hava soğuktur
erken
beklenen zamandan önce
I arrived early for the meeting
Toplantıya erken vardım
hata
In sceneyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
numara
In scenegerçek olmayan bir durumun sergilendiği oyun
The whole meeting was just a charade
Tüm toplantı sadece bir numaraydı
en iyi
In sceneen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
birlikte yaşamak
biriyle aynı evde yaşamak
They live together in a small apartment
Küçük bir dairede birlikte yaşıyorlar
parça
In scenebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
derin
In sceneyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
hiç kimse
In scenehiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu