

Modern Family — Season 7 Episode 4
Words & meanings
611 words
CEFR level
erkek öğrenci birliği
In sceneABD'deki üniversitelerde erkek öğrencilerin kurduğu sosyal kulüp
He joined a frat in college
Üniversitede bir erkek öğrenci birliğine katıldı
sempatik
In scenekolayca sevilebilen
He is a very likable person
O çok sempatik bir insan
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
anne
In scenebir kişinin kadın ebeveyni
My mam is making dinner
Annem akşam yemeği hazırlıyor
istemek
In scenebir şeyi arzulamak
He wants a new car
O yeni bir araba istiyor
gagalamak
In scenegaga ile vurmak veya ısırmak
The bird pecked at the seed
Kuş tohumu gagaladı
küçük bir öpücük
kısa ve küçük bir öpücük
She gave him a peck on the cheek
Yanağına küçük bir öpücük kondurdu
bira
In scenetahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
bira
In scenetahıllardan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira isterim
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
duymak
bir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
karar
In scenedüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
ışık
In scenegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
yüksek sesli
In sceneçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
güzel
In scenebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
satın almak
In scenepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
haz almak
cinsel haz almak
He gets off on power
Güçten haz alır
inmek
bir taşıttan veya yerden ayrılmak
Get off the bus
Otobüsten in
çıkarmak
bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
Get the mud off your shoes
Ayakkabılarındaki çamuru temizle
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
inmek
bir araçtan dışarı çıkmak
You should get off at the next stop
Bir sonraki durakta inmelisin
yola çıkmak
bir yolculuğa veya işe başlamak
We should get off early tomorrow
Yarın erken yola çıkmalıyız
inmek
bir taşıttan veya bir yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
işi bırakmak
bir çalışmayı veya faaliyeti sona erdirmek
I get off work at five
Saat beşte işten çıkıyorum
sinir bozucu
In sceneöfke veya rahatsızlık veren
That noise is very irritating
Bu gürültü çok sinir bozucu
koşucu
In scenekoşan kişi
He is a fast runner
O hızlı bir koşucudur
yolluk
uzun ve dar koridor halısı
We put a new runner in the hall
Koridora yeni bir yolluk koyduk
uzun örtü
masanın üzerine serilen uzun ve dar kumaş
She put a runner on the table
Masanın üzerine uzun bir örtü serdi
önemli
In scenebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
çocuksu
In sceneküçük bir çocuk gibi
He has a childlike curiosity
Çocuksu bir merakı var
patolojik
In scenehastalıkla ilgili olan veya hastalık sonucu oluşan
The test showed pathological changes
Test patolojik değişiklikler gösterdi
hastalıklı
In sceneaşırı derecede olan ve mantıksız görünen
He is a pathological liar
O hastalıklı bir yalancı
cümle
In scenetam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
mahkum etmek
bir suç için ceza belirlemek
The judge sentenced him to prison
Hakim onu hapse mahkum etti
hüküm
bir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
beyan
In scenebirinin söylediği söz
His wording was very clear to everyone
Beyanı herkes için çok netti
terim
In scenedilin tek bir birimi
This is a technical wording
Bu teknik bir terimdir
ifade
kelimelerin seçilme biçimi
The wording of the letter is formal
Mektubun ifadesi resmidir
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
seçmek
bir şeyi yapmaya karar vermek
I will go with the red shirt
Kırmızı tişörtü seçeceğim
liste
In scenebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
girmek
bir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
eklenmek
bir belgeye veya metne konulmak
This information will go in the report
Bu bilgi rapora eklenecek
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
en güzel
In scenegörünüşü en hoş olan
She is the prettiest girl in the class
Sınıftaki en güzel kız o
fotoğraf çekmek
bir kamera ile fotoğraf çekmek
I want to take a picture
Bir fotoğraf çekmek istiyorum
senkronize
In sceneaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
senkronize etmek
In sceneşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
yıl
In scene12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
dolap
In sceneeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
seni tanımak
birini tanımak ve onunla yakınlaşmak
I want to get to know you better
Seni daha iyi tanımak istiyorum
aptal
In scenezekası düşük olan
That was a dumb mistake
Bu aptalca bir hataydı
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
aptal
zeki olmayan veya iyi düşünemeyen
It was a dumb mistake to make
Yapılması aptalca bir hataydı
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
şüpheci
In scenebir şeye kolayca inanmayan kişi
He is a natural doubter who questions everything
O her şeyi sorgulayan doğal bir şüphecidir
kahve
In scenekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
dolu
bir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
cehennem
In sceneöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
göz atmak
hızlıca bir bakış veya inceleme
Let's have a quick look-see
Hızlıca bir göz atalım
göz atma
bir şeye kısaca bakma
I will take a look see to check if the door is locked
Kapının kilitli olup olmadığını kontrol etmek için bir bakayım
kısa inceleme
bir nesneyi veya durumu hızlıca kontrol etme
The mechanic gave the engine a quick look see
Tamirci motora kısa bir inceleme yaptı
kankalar
In sceneyakın erkek arkadaşlar
He is hanging out with his bros
Kankalarıyla takılıyor
kardeşler
erkek kardeşler
He has two bros
Onun iki erkek kardeşi var
dostlar
yakın erkek arkadaş veya kardeş
We are bros
Biz kardeş gibiyiz
beyler
erkekler için kullanılan gayriresmi hitap
What's up bros
Naber beyler
sevimli
In sceneşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
barista
In scenekahve hazırlayıp sunan kişi
The barista made me a delicious latte
Barista bana lezzetli bir latte hazırladı
ilgili
In sceneele alınan konuyla bağlantılı olan
Please provide all relevant information
Lütfen tüm ilgili bilgileri sağlayın
hikaye
In sceneolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
davranış
In scenebir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
uğruna
In scenebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
bir yere koşmak
bir yere hızlıca gitmek
He runs to the door
Kapıya koşar
işler
In scenedüzgün bir şekilde faal olan
The machine is working well
Makine düzgün bir şekilde çalışıyor
çalışan
bir işi olan
She is a working mother
O çalışan bir anne
çalışmak
bir iş veya aktivite yapmak
I am working now
Şu an çalışıyorum
parçalara ayrılmak
parçalara bölünerek dağılmak
The old book is falling apart
Eski kitap parçalara ayrılıyor
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
tamamlamak
In scenebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
gözü korkmuş
In scenebirinden veya bir şeyden çekinip korkmuş olma durumu
She felt intimidated by the big crowd
Kalabalıktan gözü korkmuştu
gözü korkmuş
korkutulmuş veya tedirgin edilmiş
She felt intimidated by the large crowd.
Kalabalıktan dolayı gözü korkmuştu.
kurumsal
In scenebüyük bir şirketle ilgili olan
He works in a corporate office
Kurumsal bir ofiste çalışıyor
kalmak
In scenediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
buharı tüten
dumanı çıkacak kadar çok sıcak
He drank a cup of steaming hot coffee
Bir fincan buharı tüten kahve içti
ufuk
In scenebir kişinin bilgi veya deneyim sınırı
Travel broadens your horizon
Seyahat etmek ufkunuzu genişletir
ufuk
yerin ve göğün birleşiyor gibi göründüğü çizgi
We watched the sunset on the horizon
Gün batımını ufukta izledik
var olmak
In scenebir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
yukarı
daha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
yulaf
In scenegıda olarak kullanılan bir tahıl türü
I eat oats for breakfast
Kahvaltıda yulaf yerim
yapmacık
In scenekendini olduğundan daha önemli veya bilgili göstermeye çalışan
His style of writing is very pretentious
Yazım tarzı çok yapmacık
gülümseme
In sceneyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a mighty warrior
O güçlü bir savaşçıdır
çok
büyük ölçüde
That is a mighty fine car
Bu çok güzel bir araba
yorulmak
In scenedinlenmeye veya uykuya ihtiyaç duymak
I tire easily these days
Bugünlerde çabuk yoruluyorum
yormak
birini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
bıkmak
bir şeyden usanmak veya ilgisini kaybetmek
I never tire of this song
Bu şarkıdan asla bıkmam
lastik
araç tekerleğinin etrafındaki kauçuk kaplama
I need to change the tire
Lastiği değiştirmem gerekiyor
araştırmak
bir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
oynamak
bir nesneyi eğlence amacıyla kullanmak
The child is playing with the blocks
Çocuk bloklarla oynuyor
oynamak
bir canlıyla eğlenceli vakit geçirmek
I like to play with my dog
Köpeğimle oynamayı severim
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
bütün
In scenebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
içeri girmek
yürüyerek bir yere girmek
He walked into the room
Odaya girdi
girilebilir
içine yürüyerek girilebilecek büyüklükte olan
The pantry is walk in
Kiler içine yürüyerek girilebilir büyüklükte
randevusuz gelen
önceden randevu almadan gelen kişi
We accept walk in patients
Randevusuz gelen hastaları kabul ediyoruz
içine girilebilir dolap
içine yürüyerek girilebilen geniş saklama alanı
She has a walk in closet
Onun içine girilebilir bir dolabı var
güreş
In sceneiki kişinin birbirini yere sermeye çalıştığı bir spor
He loves wrestling
O güreşi sever
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar