

Modern Family — Season 7 Episode 11
Words & meanings
660 words
CEFR level
fark etmek
In scenebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
yürümek
In sceneDüzenli adımlarla veya kararlı bir şekilde yürümek
The soldiers march together
Askerler birlikte yürürler
Mart
Yılın on ikinci ayından biri
My birthday is in March
Doğum günüm Mart'ta
ilerlemek
düzenli adımlarla ileriye doğru gitmek
The troops march across the field
Birlikler tarladan geçerek ilerliyor
protesto yürüyüşü
bir amaç için düzenlenen toplu gösteri
They participated in a protest march
Protesto yürüyüşüne katıldılar
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
asla
In scenehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
maaş
In sceneiş karşılığında alınan düzenli ücret
He has a high salary
Maaşı yüksek
maaş
bir iş karşılığında kazanılan para
She earns a high salary
O yüksek bir maaş alıyor
aylık
düzenli aralıklarla ödenen para
The salary is paid on time
Maaş zamanında ödeniyor
mutfak
In sceneyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
vuruş
In scenemüzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
önünde
konum veya zaman açısından daha önde
He is ahead of me in the race
Yarışta benim önümde
mümkün
In sceneyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You should take advantage of the library
Kütüphaneden yararlanmalısın
suistimal etmek
birini kendi çıkarı için haksızca kullanmak
Don't let them take advantage of you
Onların seni suistimal etmesine izin verme
değerlendirmek
bir durumu kendi lehine kullanmak
He took advantage of the opportunity
Fırsatı değerlendirdi
yararlanmak
bir durumdan kendi çıkarına faydalanmak
You should take advantage of the sunny weather
Güneşli havadan yararlanmalısın
yararlanmak
bir durumdan veya fırsattan fayda sağlamak
You should take advantage of this chance
Bu şanstan yararlanmalısın
sodyum
In scenegümüş beyazı renginde yumuşak bir metal olan kimyasal element
Sodium is a chemical element found in salt.
Sodyum tuzda bulunan bir kimyasal elementtir
dönem
In sceneokul veya üniversitede derslerin yapıldığı yılın bölümlerinden biri
My university semester starts in September.
Üniversite dönemim eylül ayında başlıyor.
dönem
okul yılının iki ana döneminden her biri
The first semester starts in September
İlk dönem Eylül'de başlar
yarıyıl
bir öğretim yılının yarısı
We have exams at the end of the semester.
Dönem sonunda sınavlarımız var.
ağızla kontrol edilen
ağız kullanılarak yönetilen
The electric wheelchair is mouth controlled
Elektrikli tekerlekli sandalye ağızla kontrol ediliyor
parlamak
aniden çok sinirlenmek
He blew up at me
Bana çok sinirlendi
patlamak
gürültüyle parçalara ayrılmak
The bomb blew up
Bomba patladı
büyütmek
daha büyük hale getirmek
Blow up the photo
Fotoğrafı büyüt
patlama yapmak
bir durumun aniden çok hareketli hale gelmesi
Her social media accounts blew up overnight
Sosyal medya hesapları bir gecede patlama yaptı
büyütmek
bir şeyin boyutunu daha büyük hale getirmek
I want to blow up this photo
Bu fotoğrafı büyütmek istiyorum
patlamak
aniden çok ünlü veya başarılı hale gelmek
His career blew up after that song
Onun kariyeri o şarkıdan sonra patladı
eldiven
In sceneeli örten bir giysi
I wear gloves in winter
Kışın eldiven takarım
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
bitkisel
In scenebitkilerle ve onların bilimsel çalışmalarıyla ilgili
This garden has many botanical species
Bu bahçede birçok bitkisel tür var
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
sıkmak
In scenebir şeyi daha sıkı hale getirmek
Tighten the screw
Vidayı sık
buzları eritmek
insanların daha rahat hissetmesini sağlayıp konuşmayı başlatmak
He told a joke to break the ice
Buzları eritmek için bir şaka yaptı
kontrol etmek
Doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
otelden ayrılmak
Faturayı ödeyip otelden çıkış yapmak
We checked out at noon
Öğlen otelden ayrıldık
göz atmak
Bir şeye veya birine bakmak
Check out this new car
Şu yeni arabaya bir bak
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
doğru çıkmak
bir şeyin gerçek veya doğru olduğunun anlaşılması
His story checks out
Onun hikayesi doğru çıktı
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
komünist
In scenemülkiyetin topluluğa ait olduğu bir sistemi destekleyen kişi
He is a communist
O bir komünisttir
sav veya argüman
In scenebir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
tartışma
insanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
nükleer
In sceneatomun enerjisiyle veya gücüyle ilgili olan
Nuclear energy is powerful
Nükleer enerji güçlüdür
beher
In scenebilimde kullanılan cam kap
Pour the liquid into the beaker
Sıvıyı behere dökün
ağlamaklı
In sceneağlayan veya ağlamak üzere olan
She felt weepy after the movie
Filmden sonra ağlamaklı hissetti
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
şampuan
In scenesaç yıkamak için kullanılan sıvı sabun
I need to buy some shampoo
Biraz şampuan almam gerekiyor
şampuan
saçları temizlemek için kullanılan sıvı
This shampoo smells like coconut
Bu şampuan hindistan cevizi gibi kokuyor
şampuanlamak
özel bir sabunla bir şeyi yıkamak
I need to shampoo my hair
Saçlarımı şampuanlamam gerekiyor
tür
In scenekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
bomba
In scenepatlayan bir silah
The bomb exploded
Bomba patladı
harika
çok iyi veya etkileyici
This new song is the bomb
Bu yeni şarkı harika
bomba haber
şaşırtıcı bir bilgi
She dropped a bomb
Bomba bir haber verdi
harika
çok iyi veya etkileyici olan
The party was bomb
Parti harikaydı
yenilmek
In scenebir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
kalça kası
In scenekalça bölgesindeki büyük kas grubu
You should train your glutes for strength
Güçlenmek için kalça kaslarını çalıştırmalısın
gelişmek
In scenedaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
geliştirmek
bir şeye sahip olmaya başlamak
He developed a bad habit
Kötü bir alışkanlık edindi
tab etmek
fotoğrafları çıkarmak için filmi işlemek
I need to develop this film
Bu filmi tab ettirmem gerekiyor
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
uyluk
In scenekalça ile diz arasındaki bacak bölümü
My thigh hurts
Uyluğum ağrıyor
korkutucu
In scenekorku veya gerginlik hissettiren
The interview was intimidating
Mülakat korkutucuydu
düzeltmek
In scenebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
karıştırmak
In scenebir sıvıyı veya maddeyi kaşıkla karıştırmak
Stir the soup
Çorbayı karıştır
kıpırdamak
hafifçe hareket etmek
He did not stir
Kıpırdamadı
uyandırmak
bir duygu veya hatırayı akla getirmek
The song stirred old memories
Şarkı eski anıları uyandırdı
ortalığı karıştırmak
sorun veya huzursuzluğa yol açmak
He likes to stir up trouble
Ortalığı karıştırmayı sever
bornoz
In sceneuzun ve bol bir giysi
He put on his robe after the shower
Duştan sonra bornozunu giydi
kaba saba budala
In sceneanlayışı kıt veya kaba kişi
He is a total meathead
O tam bir kaba saba budala
aptal
akılsız kişi
Don't be such a meathead
Bu kadar aptal olma
seçmek
In scenebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
bir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanmak veya yemek veya içmek
We go through a lot of milk
Çok fazla süt tüketiyoruz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
içinden geçmek
bir şeyin bir tarafından girip diğerinden çıkmak
The train goes through the tunnel
Tren tünelin içinden geçer
karıştırmak
bir şeyin içindekileri incelemek veya aramak
I went through my pockets to find money
Para bulmak için ceplerimi karıştırdım
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
ortaklık
In sceneiki kişi veya grup arasında birlikte çalışma ilişkisi
The two companies formed a partnership
İki şirket bir ortaklık kurdu
parmak
In sceneelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
birini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
bayıltmak
birini vurarak bilincini kaybettirmek
The punch knocked him out
Yumruk onu bayılttı
çok yormak
birini aşırı derecede yorgun düşürmek
The long race knocked him out
Uzun yarış onu çok yordu
çabucak hazırlamak
bir şeyi hızla ve kolayca ortaya çıkarmak
She knocked out the report in an hour
Raporu bir saatte çabucak hazırladı
vurarak çıkarmak
sertçe vurarak bir şeyi bulunduğu yerden dışarı atmak
The accident knocked out his tooth
Kaza onun dişini yerinden çıkardı
harikalar yaratmak
bir şeyi son derece iyi yapmak
She knocked out that performance
O performansı harika bir şekilde sergiledi
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
futbol
In sceneiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
yatılı misafirlik
In scenekonukların birinin evinde geceyi geçirdiği sosyal buluşma
She went to a sleepover at her friend's house
Arkadaşının evine yatılı misafirliğe gitti
göre
birinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir kurala veya plana uygun şekilde
We acted according to the rules
Kurallar uyarınca hareket ettik
göre
birinin söylediğine veya bildirdiğine dayanarak
According to the news it will rain
Habere göre yağmur yağacak
-e göre
bir şeye uygun olarak
We acted according to the rules
Kurallara göre hareket ettik
saksofon
In scenekıvrık metal borusu ve tuşları olan bir müzik aleti
He plays the saxophone in a jazz band
O bir caz grubunda saksofon çalıyor
canlandırmak
In scenebirine enerji veya coşku vermek
This music energized the crowd
Bu müzik kalabalığı canlandırdı
enerji vermek
bir şeye enerji veya güç vermek
This drink will energize you
Bu içecek size enerji verecektir
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
In scenebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
yapması gerekmek
bir şeyi yapmasının beklenmesi veya zorunlu olması
You are supposed to be here at 8
Saat 8'de burada olman gerekiyor
yapması beklenmek
birinden bir şey yapması beklenmesi
You are supposed to be here at nine
Dokuzda burada olman bekleniyor
yapması gerekmesi
bir şeyi yapma zorunluluğu olması
Students are supposed to wear uniforms
Öğrencilerin üniforma giymesi gerekiyor
beklenmek
belirli bir amaç için planlanmış veya hedeflenmiş olmak
The train is supposed to arrive on time
Trenin zamanında gelmesi bekleniyor
tatlım
In scenesevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
hoş
mutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
inhaler
In scenesolunum yoluyla ilaç almaya yarayan cihaz
I use an inhaler for my asthma
Astımım için bir inhaler kullanıyorum
artırmak
In scenebir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
Please add sugar to the tea
Çaya şeker ekle
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin yanına veya içine koymak
Please add some sugar to the tea
Lütfen çaya biraz şeker ekle
yetiştirmek
In scenebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
büyümek
boyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
aptal
In scenezekası az olan kimse
Don't act like such a dope
Öyle aptal gibi davranma
uyuşturucu
zihni etkileyen yasa dışı madde
He was arrested for selling dope
Uyuşturucu sattığı için tutuklandı
harika
çok iyi veya havalı
That new song is dope
Bu yeni şarkı harika
tüyo
gizli veya içeriden alınan özel bilgi
I got the inside dope on the meeting
Toplantıyla ilgili tüyoyu aldım
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
atış
In scenesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
yerleştirmek
In sceneeşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
sürü
bir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyin içinde bulunduğu küçük kap
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
uranyum
In scenenükleer enerjide kullanılan ağır bir kimyasal element
Uranium is used to produce nuclear power
Uranyum nükleer enerji üretmek için kullanılır
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
In scenebelirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
karın kasları
In scenekarnın ön kısmındaki kaslar
He has strong abs
Onun güçlü karın kasları var
karın kasları
karın ön kısmındaki kas grubu
He has strong abs
Güçlü karın kasları var
mide kasları
karın bölgesindeki kaslar
Everyone wants toned abs
Herkes sıkı mide kasları ister
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
ömür
In scenebir insanın yaşadığı tüm süre
He traveled a lot in his lifetime
Ömrü boyunca çok seyahat etti
itiraf etmek
In scenebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
uslu çocuk
sürekli kurallara uyan ve çok iyi görünmeye çalışan kimse
Stop acting like a goody two shoes
Uslu çocuk gibi davranmayı bırak
örnek tip
her zaman kurallara uyan ve çok iyi olmaya çalışan biri
She is a goody two shoes at school
O okulda tam bir örnek tip
eğlendirmek
In scenebirini mutlu veya ilgili tutmak
The clown entertained the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
değerlendirmek
bir fikri veya olasılığı dikkate almak
He did not entertain the idea of leaving
Ayrılma fikrini değerlendirmedi
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
elde
kullanıma hazır veya halledilmekte olan
We have enough cash in hand
Elimizde yeterli nakit var
mademki
bir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
etiket
In sceneürün hakkında bilgi veren küçük parça
Check the label
Etiketi kontrol et
etiketlemek
bir şeyin üzerine isim veya bilgi yazmak veya yapıştırmak
Please label all your boxes
Lütfen tüm kutularınızı etiketleyin
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum