

Modern Family — Season 7 Episode 12
Words & meanings
606 words
CEFR level
yanında
In scenebir şeyin yanında
Sit beside me
Yanımda otur
hatırlamak
In scenebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
geçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
Vay canına
Şaşkınlık veya eğlence belirten bir ses
Oh ho ho what a surprise
Vay canına ne sürpriz
Oh ho ho
Gülmeyi ifade eden bir ses
He laughed oh ho ho
O oh ho ho diye güldü
ho ho ho
eğlence veya şaşkınlığı belirtmek için çıkarılan ses
He laughed with an oh ho ho sound
O bir oh ho ho sesiyle güldü
öpmek
In scenesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
öpmek
In scenesevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
hurda
In scenedüşük kaliteli veya değersiz şeyler
Throw away all this junk
Tüm bu hurdaları çöpe at
hurdaya çevirmek
bir şeyi kullanılamayacak duruma getirmek
He junked his bike in the accident
Bisikletini kazada hurdaya çevirdi
atmak
bir şeyi elden çıkarmak
She decided to junk her old clothes
Eski kıyafetlerini atmaya karar verdi
uyuşturucu
özellikle eroin gibi yasa dışı maddeler
He bought some junk on the street
Sokakta biraz uyuşturucu satın aldı
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
teslim etmek
In scenebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yapmak
resmi bir konuşma yapmak
The president will deliver a speech
Başkan bir konuşma yapacak
kurtarmak
birini tehlikeden çekip çıkarmak
The hero delivered them from danger
Kahraman onları tehlikeden kurtardı
can atmak
In scenebir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
ölmek üzere
In sceneölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
kendini tutmak
In scenebir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
kol
In sceneomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
otopilot
In scenearacın insan müdahalesi olmadan gitmesini sağlayan düzen
The plane switched to autopilot
Uçak otopilota geçti
otomatik pilot
In scenebir aracın kendi kendini yönetmesini sağlayan sistem
The car uses a sophisticated autopilot
Araba gelişmiş bir otomatik pilot kullanıyor
otomatik yönetim sistemi
In scenearacı insan olmadan yönlendiren mekanizma
The drone uses an autopilot system
İHA bir otomatik yönetim sistemi kullanıyor
sallanmak
In scenebir uçtan diğerine kavisli şekilde hareket etmek
The pendulum swings
Sarkaç sallanıyor
savurmak
In scenebir şeye vurmak amacıyla kolu hızla hareket ettirmek
He tried to swing the bat at the ball
Sopayı topa doğru savurmaya çalıştı
halletmek
bir şeyi yapmayı başarmak
I can swing it
Bunu halledebilirim
swing müzik
güçlü ritimli bir caz müzik tarzı
He likes swing music
O swing müziğini sever
pilot
In sceneBir hava aracını uçuran kişi
My father is a pilot
Babam bir pilottur
pilot bölüm
Bir TV dizisinin ilk bölümü
The pilot was very successful
Pilot bölüm çok başarılıydı
uçurmak
Bir hava aracını yönetmek
He knows how to pilot a plane
Bir uçağı nasıl uçuracağını bilir
pilot alev
bir ısıtıcı veya ocaktaki ana yakıcıyı ateşleyen küçük alev
The stove pilot light is off
Ocağın pilot alevi sönmüş
önemli
In scenebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
en sevilen
In scenediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
asla ama asla
hiçbir zaman
I will never ever do that again
Bunu bir daha asla yapmayacağım
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
çit
In sceneinsanların veya hayvanların bir yere girmesini engelleyen yapı
The garden has a white fence
Bahçenin beyaz bir çiti var
eskrim yapmak
spor olarak ince uzun kılıçlarla dövüşmek
He likes to fence
Eskrim yapmayı sever
çalıntı mal satıcısı
çalıntı malları alıp satan kimse
The police finally caught the fence
Polis sonunda çalıntı mal satıcısını yakaladı
küre
In scenedünya şeklindeki yuvarlak nesne veya küresel biçim
The crystal globe is beautiful
Kristal küre çok güzel
dünya
üzerinde yaşadığımız gezegen
We must protect the globe
Dünyamızı korumalıyız
ödül
film veya televizyondaki başarı için verilen ödül
She won a globe for her role
Rolü için bir ödül kazandı
gazete
güncel haberleri içeren süreli yayın
The story was in the globe today
Haber bugün gazetede yer aldı
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
endişe
In scenesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
ilgili olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
kızgın
In sceneöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
yolculuk
In scenebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
saçmalamak
aptalca veya mantıksızca davranmak
Stop tripping and listen to me
Saçmalamayı bırak ve beni dinle
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
kapüşonlu
In scenekapüşonu olan rahat, uzun kollu üst
I love wearing my blue hoodie
Mavi kapüşonlumu giymeyi seviyorum
Kapüşonlu sweatshirt
kapüşonu olan bir üst giysi
I wear a hoodie when it is cold
Hava soğukken kapüşonlu sweatshirt giyerim
ağırlık
In scenebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var
ikinci
In scenebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
dakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
uzaktan kumanda
bir şeyi uzaktan kontrol etmeye yarayan cihaz
Where is the remote control
Uzaktan kumanda nerede
kızlar
In scenekız çocukları veya genç kadınlar
Those girls are students
O kızlar öğrencidir
kızlar
kadın olan kişiler
The girls are talking
Kızlar konuşuyor
kızlara özgü
kızlara has özellikler taşıyan
These toys are designed for girls
Bu oyuncaklar kızlara özgü
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
teknik olarak
In scenekesin kurallara veya gerçeklere uygun olarak
Technically, this is not allowed
Teknik olarak, buna izin verilmiyor
teknik olarak
tam olarak kurallara veya gerçeklere göre
Technically you are not allowed to park here
Teknik olarak buraya park etmenize izin verilmiyor
kural gereği
tam olarak mevcut kurallara göre
Technically we are closed now
Kural gereği şu an kapalıyız
teknik olarak
tam bir doğrulukla veya gerçekler temelinde
Technically this is a mammal
Teknik olarak bu bir memelidir
perişan
In sceneçok mutsuz veya kederli
She felt miserable all day
Tüm gün boyunca perişan hissetti
kurtulmak
bir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
yanak
In sceneyüzün yan tarafındaki yumuşak kısım
She kissed him on the cheek
Onu yanağından öptü
kalça yanağı
kalçanın yan tarafındaki etli bölüm
He fell on his right cheek
Sağ kalçasının üzerine düştü
seviye
In scenekalite veya miktar ölçeğindeki konum
The water level is high
Su seviyesi yüksek
düz
In sceneyüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
kat
bir binanın bir seviyesi veya dairesi
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
sıkışmış
In scenezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
yapışık
bir şeye tutunmuş durumda olan
The note is stuck to the door
Not kapıya yapışık
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
utanmış
In sceneutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
oynamak
bir nesneyi eğlence amacıyla kullanmak
The child is playing with the blocks
Çocuk bloklarla oynuyor
oynamak
bir canlıyla eğlenceli vakit geçirmek
I like to play with my dog
Köpeğimle oynamayı severim
kapı
In sceneaçılıp kapanan hareketli bariyer
Close the garden gate
Bahçe kapısını kapat
kapı
bir girişi kapatan hareketli bariyer
Go to gate 10
10 numaralı kapıya git
gişe hasılatı
bilet satışlarından elde edilen toplam gelir
The stadium gate was high
Stadyum gişe hasılatı yüksekti
kapı
havaalanında uçağa binmek için gidilen yer
Our flight leaves from gate B5
Uçağımız B5 kapısından kalkıyor
herhangi bir yer
In sceneherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
sinirlendirmek
In scenehafifçe kızdırmak veya rahatsız etmek
Stop making that noise, it annoys me
Şu gürültüyü yapmayı bırak, beni sinirlendiriyor
rahatsız etmek
birini hafifçe sinirlendirmek veya huzursuz etmek
He keeps annoying his sister
Kız kardeşini sürekli rahatsız ediyor
rahatsız etmek
birini hafifçe kızdırmak veya üzmek
His loud music annoyed the neighbors
Yüksek sesli müziği komşuları rahatsız etti
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
bir kez
Sadece bir kez gerçekleşen
I saw him one time
Onu bir kez gördüm
bir defalık
Tek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
sonsuz
In scenesonsuza kadar süren
Their love is undying
Onların aşkı sonsuzdur
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
sızdırmak
In scenebir delikten sıvı veya gazın dışarı çıkması
The pipe is leaking
Boru sızdırıyor
sızdırmak
gizli bilgiyi açığa çıkarmak
He leaked the secret report
Gizli raporu sızdırdı
idrar kaçırmak
vücuttan istemsiz bir şekilde sıvı atılması
He was embarrassed because he started to leak
İdrar kaçırmaya başladığı için utandı
meraklı
In scenebelirli bir konuya çok ilgi duyan kişi
He is a computer geek
O bir bilgisayar meraklısı
tutkun
belirli bir konuya büyük ilgi duyan kişi
She is a movie geek
O bir film tutkunu
inek
belirli bir konuya aşırı ilgi duyan kişi
He is a science geek
O bir bilim ineği
kocaman
In sceneboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
çöp kutusu
In sceneeşyaları saklamak için kullanılan büyük kutu veya kap
Put the trash in the bin
Çöpleri çöp kutusuna at
vergi
In scenegelir veya mallar üzerinden hükümete ödenen para
I have to pay my taxes
Vergilerimi ödemem gerekiyor
pas geçmek
bir şeye katılmamaya karar vermek
I will pass on the offer
Teklifi pas geçeceğim
vefat etmek
hayatını kaybetmek
He passed on last night
Dün gece vefat etti
uzatmak
bir şeyi birine vermek
Please pass on the water
Lütfen suyu uzatın
iletmek
bir şeyi başkasına aktarmak
I will pass on the message
Mesajı ileteceğim
kolay
In scenezor olmayan
The test was easy
Sınav kolaydı
üzgün
In sceneüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
cüzdan
In scenepara ve kişisel eşyaları taşımak için kullanılan küçük çanta
She put the money in her purse
Parayı cüzdanına koydu
büzmek
dudakları sıkıca birbirine bastırmak
She pursed her lips in anger
Öfkeden dudaklarını büktü
giydirmek
In scenebirine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
dövüş
In sceneşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
gizlice yaklaşmak
birine fark edilmeden sessizce yaklaşmak
He tried to sneak up on her
Ona gizlice yaklaşmaya çalıştı
su
In sceneyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
kelime
In sceneanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
evren
In sceneuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
de
In sceneolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
tavşan
In sceneuzun kulaklı küçük bir hayvan
The bunny is cute
Tavşan çok sevimli
kulüp
In sceneortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
kız arkadaş
In sceneromantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
erimek
In sceneısı nedeniyle katı halden sıvı hale geçmek
The ice is melting
Buz eriyor
yumuşatmak
birinin duygularını etkileyerek onu hassaslaştırmak
Her smile melted my heart
Gülümsemesi kalbimi yumuşattı
tür
In scenebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
takım elbise
In scenebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
yakışmak
birine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor
kıskanç
In scenebaşkasının sahip olduğu bir şeye özenen
He is jealous of her new car
Onun yeni arabasını kıskanıyor
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
çizim
In scenekalemle yapılmış resim
This drawing is beautiful
Bu çizim çok güzel
çizim yapmak
kalemle resim yapmak
She is drawing a flower
O bir çiçek çiziyor
çekiliş
kazananların seçildiği etkinlik
I won the drawing
Çekilişi ben kazandım
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
moda
modaya uygun olan
These shoes are back in style
Bu ayakkabılar tekrar moda oldu
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
yetinmek
umutlandığından daha az iyi olan bir şeye razı olmak
Don't settle for less than you deserve
Hak ettiğinden daha azıyla yetinme
golf
In scenetopun deliklere sokulduğu bir spor
He plays golf on weekends
O hafta sonları golf oynar