

Modern Family — Season 7 Episode 14
Words & meanings
578 words
CEFR level
almak
In scenebir şeyi elde etmek
I have gotten a letter
Bir mektup aldım
olmak
farklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
varmış
bir yere ulaşmış olma durumu
I have gotten to the station
İstasyona varmış durumdayım
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
ayırt etmek
In scenebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
söylemek
birine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
hızlı
In scenekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
gerekli
In sceneçok önemli veya gerekli olan
Water is essential for life
Su yaşam için gereklidir
çok eskiden
geçmişte çok eski bir zamanda
I met him way back in 2010
Onunla çok eskiden, 2010 yılında tanıştım
dönüş yolu
geldiğiniz yere yapılan yolculuk
We bought some snacks on the way back
Dönüş yolunda biraz atıştırmalık aldık
süzmek
In scenebir şeyin içindeki sıvının akıp gitmesini sağlamak
Drain the pasta
Makarnayı süz
gider
suyun veya atıkların akıp gitmesini sağlayan boru
The drain is blocked
Gider tıkalı
tüketmek
bir şeyin tamamını kullanıp bitirmek
The long meeting drained my energy
Uzun toplantı enerjimi tüketti
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
dikte etmek
In sceneotorite kullanarak bir şeyi emretmek
You cannot dictate my life
Hayatıma dikte edemezsin
dayatmak
otorite kullanarak bir şeyi zorla kabul ettirmek
He tried to dictate the terms of the agreement
Anlaşmanın şartlarını dayatmaya çalıştı
dikte etmek
birinin yazması için kelimeleri yüksek sesle söylemek
The boss asked me to dictate a letter to his secretary
Patron sekreterine bir mektup dikte etmemi istedi
dikte etmek
birinin yazması için kelimeleri sesli olarak söylemek
The manager dictated the report to her secretary
Müdür raporu sekreterine dikte etti
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
sağ
In scenesolun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
otobüs
In scenebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
saçma
In scenemantıksız veya aptalca
That is a crazy idea
Bu saçma bir fikir
çok düşkün
bir şeye veya birine çok ilgi duyan
I am crazy about this song
Bu şarkıya bayılıyorum
deli
zihinsel olarak rahatsız
He is acting crazy
Deli gibi davranıyor
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim
seçim
In scenebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
yakın
In scenekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
yarı çıplak
çok az kıyafet giymiş
He was half naked in the sun
Güneş altında yarı çıplaktı
yarı çıplak
çok az giysi giymiş olma
The man was half naked
Adam yarı çıplaktı
yarı çıplak
üzerinde çok az giysi olan
He was half naked
O yarı çıplaktı
İrlandalı
In sceneİrlanda ülkesi ile ilgili olan
He is Irish
O, İrlandalıdır
İrlandaca
İrlanda'da konuşulan dil
He speaks Irish fluently
O akıcı bir şekilde İrlandaca konuşuyor
kolay
In scenezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
öpüşmek
romantik bir şekilde öpüşmek
They started to make out
Öpüşmeye başladılar
yapmak
bir şeyi bir maddeden üretmek veya oluşturmak
The desk is made out of oak
Masa meşe ağacından yapılmış
göstermek
birini olduğundan farklı veya belirli bir şekilde yansıtmak
They made him out to be a hero
Onu bir kahraman olarak gösterdiler
çözmek
bir şeyin ne olduğunu veya ne anlama geldiğini anlamak
I cannot make out the sign
Tabelayı çözemiyorum
düzenlemek
bir belgeyi veya çeki alacaklı adına göre doldurmak
Please make out the check to the landlord
Lütfen çeki ev sahibine düzenleyin
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
korkutmak
In scenebirini korkuya sevk etmek
Loud noises frighten the baby
Yüksek sesler bebeği korkutur
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
zeki
In scenehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
sandviç
In sceneiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
harika
In sceneçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
geri bakmak
geçmişteki olayları düşünmek
I look back at my childhood
Çocukluğuma geri bakıyorum
arkasına bakmak
başını çevirip arkasını görmek
She looked back to see who was there
Kimin orada olduğunu görmek için arkasına baktı
ilgili
In scenebir şeyi daha fazla bilmek isteyen
I am interested in history
Tarihe ilgi duyuyorum
ilgili
bir konuyu öğrenmeye veya bilmeye istek duyma
He is interested in art
O sanatla ilgili
ilgili
bir konuya karşı merak duyan
I am interested in astronomy
Astronomiye ilgi duyuyorum
vay canına
In sceneşaşkınlığı ifade etmek için kullanılır
Gosh, it is cold outside
Vay canına, dışarısı çok soğuk
pislik
kötü veya nahoş bir kişi için kullanılan kaba bir tabir
He is such a son of a bitch
O tam bir pislik
orospu çocuğu
bir kişiye yönelik hakaret içeren söz
You son of a bitch
Seni orospu çocuğu
pislik
kaba ve rahatsız edici bir kişi için kullanılan küfürlü bir söz
Stop acting like a son of a bitch
Pislik gibi davranmayı bırak
adi herif
sevmediğiniz birine yönelik çok kaba bir hakaret
That son of a bitch lied to me
O adi herif bana yalan söyledi
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
In scenealınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
yüzmek
In scenevücudu kullanarak suda ilerlemek
She is swimming in the pool
O, havuzda yüzüyor
yüzme
suda yüzme eylemi
I love swimming
Yüzmeyi severim
yüzme
suda hareket etme sporu veya etkinliği
Swimming is good for health
Yüzme sağlık için faydalıdır
yüzme
vücudu kullanarak suda hareket etme eylemi
Swimming is a great exercise
Yüzme harika bir egzersizdir
iltifat etmek
In scenebirine övgüde bulunmak
He complimented her on her dress
Onun elbisesine iltifat etti
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yetişkin
tam olarak gelişmiş veya olgunlaşmış kişi
Talk to a grown up
Bir yetişkinle konuş
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
sıkışmış
In scenezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
yapışık
bir şeye tutunmuş durumda olan
The note is stuck to the door
Not kapıya yapışık
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
üniforma
In scenebelirli bir grubun üyeleri tarafından giyilen özel kıyafet
He wears a school uniform
Okul üniforması giyer
tekdüze
her zaman veya her yerde aynı olan
The temperature is uniform in the room
Odadaki sıcaklık her yerde aynı
oynamak
bir nesneyi eğlence amacıyla kullanmak
The child is playing with the blocks
Çocuk bloklarla oynuyor
oynamak
bir canlıyla eğlenceli vakit geçirmek
I like to play with my dog
Köpeğimle oynamayı severim
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
su
In sceneyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
cehennem
In sceneöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
zorluk
In sceneyapılması çaba gerektiren zor iş
Learning a language is a challenge
Dil öğrenmek bir zorluktur
meydan okumak
birini yarışmaya veya mücadeleye davet etmek
I challenge you to a race
Sana meydan okuyorum
şehitler
In scenesavaşta ölen kişiler
We remember the fallen
Şehitleri anıyoruz
düşmüş
yüksek bir yerden aşağı inmiş
The leaves have fallen from the tree
Yapraklar ağaçtan düşmüş
hastalanmış
sağlığı bozulmuş
My friend has fallen ill
Arkadaşım hastalanmış
duvar
In scenetaş veya tuğladan yapılmış güçlü yapı
The wall is made of brick
Duvar tuğladan yapılmıştır
bölme
bir alanı bölen veya kapatan dikey yapı
They put a wall in the room
Odaya bir bölme yaptılar
duvar
bir alanı bölen veya çevreleyen dikey yapı
The wall is very high
Duvar çok yüksek
duvarla çevirmek
bir alanı duvarla çevrelemek
They walled off the area
Alanı duvarla çevirdiler
yakalamak
In scenebirinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakalanmak
bir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
yoğun
In sceneçok güçlü veya aşırı
The competition was intense
Rekabet yoğundu
çözmek
bir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
serbest
In scenebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
bulut
In scenegökyüzünde su damlacıklarından oluşan beyaz veya gri kütle
There is a big cloud in the sky
Gökyüzünde büyük bir bulut var
bulandırmak
bir şeyi daha az net veya anlaşılması zor hale getirmek
Fear clouded his judgment
Korku muhakemesini bulandırdı
bulut
internet üzerinde veri depolama sistemi
I save my files to the cloud
Dosyalarımı buluta kaydediyorum
tanımak
In scenedaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
denklem
In sceneiki matematiksel ifadenin eşit olduğunu belirten ifade
Solve the equation
Denklemi çöz
saçma
In scenemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
güneş şemsiyesi
In scenegüneşten korunmak için kullanılan şemsiye
She carried a parasol to protect her skin from the sun
Cildini güneşten korumak için bir güneş şemsiyesi taşıyordu
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
jüri
In scenebir davanın sonucuna karar veren grup
The jury reached a verdict
Jüri bir karara vardı
tüm gün
günün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
günün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
geri kalan
In scenegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
santimetre
In scenebir metrenin yüzde birine eşit olan uzunluk birimi
This line is five centimeters long
Bu çizgi beş santimetre uzunluğunda
ara ürün
In sceneiki şey arasında kalan şey
This device is a tweener between two models
Bu cihaz iki model arasında bir ara üründür
beceri
pratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
In scenebir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
bastırmak
In scenebir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
basın
haber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
suçlamada bulunmak
birini resmen yasal olarak suçlamak
They decided to press charges against him
Ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdiler
acil
hemen ilgilenilmesi gereken
This is a press deadline
Bu acil bir son teslim tarihi
ilişki
In sceneiki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
-ile bitmek
sonu belli bir şeyle tamamlanmak
The word "book" ends in "k"
"book" kelimesi "k" ile biter
yolculuk
In scenebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
saçmalamak
aptalca veya mantıksızca davranmak
Stop tripping and listen to me
Saçmalamayı bırak ve beni dinle
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
gıdıklamak
In scenebirini gülmesi için hafifçe dokunmak
Don't tickle me
Beni gıdıklama
eğlendirmek
birini keyiflendirmek veya memnun etmek
The joke tickled her
Şaka onu eğlendirdi
takılmak
biriyle oyunbaz bir şekilde şakalaşmak
She was only tickling him
Sadece ona takılıyordu