

Modern Family — Season 8 Episode 14
Words & meanings
657 words
CEFR level
kapatmak
In scenebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
kapalı
açık olmayan durum
The window is shut
Pencere kapalı
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
gömmek
In scenebir şeyi toprağın altına koymak
The dog buried its bone
Köpek kemiğini gömdü
gömmek
bir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
In scenebirine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
dünya
In sceneüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
In sceneinsanlarla birlikte yeryüzü
Peace in the world is important
Dünyada barış önemlidir
dünya
In scenecanlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
araba
In scenedört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
ayak basmak
bir yere girmek
I will never step foot in that place again
O yere bir daha asla ayak basmayacağım
nefes almak
In scenehavayı akciğerlere alıp vermek
It is hard to breathe
Nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
veya benzeri
veya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
boyunca
In scenebir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
yanında
biriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
değil mi
In scenekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
In scenekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
minnettar olmak
In scenebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
In scenebir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
fahişe
In scenepara karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi
She called her a whore
Ona fahişe dedi
fahişe
para karşılığı cinsel ilişki kuran kişi
She is a whore
O bir fahişe
fahişe
para karşılığında cinsel ilişkiye giren kimse
She worked as a whore
O fahişe olarak çalışıyordu
çalışan
In scenebir işveren için çalışan kişi
He is a new employee
O, yeni bir çalışan
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
ertelemek
In scenebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
emlak
In scenebirine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
mülk
birine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
özellik
bir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
kampüs
In scenebir üniversite veya kolejle ilgili binaların ve arazinin bulunduğu alan
The campus is very large
Kampüs çok büyük
hapsetmek
birini kilitli bir yere koymak
The police locked him up
Polis onu hapsetti
kilitlemek
bir yeri güvenli hale getirmek için kapı ve pencereleri kilitlemek
Please lock up the house
Lütfen evi kilitle
nezarethane
insanların tutulduğu küçük hapishane
The police took him to the lock up
Polis onu nezarethaneye götürdü
hapsetmek
birini bir yere kilitli tutmak
He locked up the prisoner in the room
Mahkumu odaya hapsetti
nezarethane
insanların veya eşyaların tutulduğu kilitli yer
He was kept in the lock up overnight
Geceyi nezarethanede geçirdi
hapsetmek
birini çıkamayacağı bir yere kapatmak
The police locked up the criminal
Polis suçluyu hapsetti
yetki vermek
In scenebirine resmi bir güç veya hak tanımak
The power is vested in the president
Yetki başkana verilmiştir
yelek
gömlek üzerine giyilen kolsuz giysi
He wore a black vest
Siyah bir yelek giydi
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
meyillendirmek
In scenebirini bir şeyi yapmaya meyilli hale getirmek
His kindness inclined me to help him
Onun nezaketi beni ona yardım etmeye meyillendirdi
eğmek
bir şeyi düz veya yatay durmayacak şekilde hareket ettirmek
Please incline the board slightly
Lütfen tahtayı hafifçe eğin
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
yemeğe çıkarmak
birini romantik bir buluşmaya götürmek
He decided to take out his girlfriend
Kız arkadaşını yemeğe çıkarmaya karar verdi
hıncını çıkarmak
güçlü bir duyguyu veya öfkeyi birine yöneltmek
Please do not take out your anger on him
Lütfen öfkeni ondan çıkarma
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
sürmek
In scenebir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
koşmak
yürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
havyar
In scenelüks bir yiyecek olarak tüketilen tuzlanmış balık yumurtaları
Caviar is very expensive
Havyar çok pahalıdır
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
hiçbir şey
In scenehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
fotoğraf
In scenefotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
atış
silahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
kafa karıştırmak
In scenebirinin bir şeyi anlamasını zorlaştırmak
The instructions confuse me
Talimatlar kafamı karıştırıyor
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
girmek
bir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
eklenmek
bir belgeye veya metne konulmak
This information will go in the report
Bu bilgi rapora eklenecek
kâr
In scenemaliyetler ödendikten sonra elde edilen para
The company made a profit
Şirket kâr elde etti
kâr
masraflar ödendikten sonra kazanılan para
The company made a big profit this year
Şirket bu yıl büyük bir kâr elde etti
şeyler
In scenegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
katılmak
In scenebir etkinlikte veya yerde hazır bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
delik
In scenekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
pogo çubuğuyla zıplamak
In sceneyaylı bir çubuk üzerinde aşağı yukarı zıplamak
He likes to pogo in the park
Parkta pogo çubuğuyla zıplamayı sever
kulaklık
In scenesesi duymak için kulaklara takılan cihaz
I bought new headphones
Yeni bir kulaklık aldım
harika
In sceneçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
hasta
In scenetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sabırlı
beklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
açık fikirli
In sceneyeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
salsa dansı
Latin Amerika müzikleriyle yapılan dans
They enjoy salsa dancing
Salsa dansından keyif alıyorlar
salsa
Latin Amerika kökenli hareketli dans tarzı
She is learning salsa dancing
Salsa dansı öğreniyor
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
bir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
renk
In scenekırmızı veya mavi gibi renklerin adı
Red is my favorite color
Kırmızı benim en sevdiğim renktir
boyamak
bir şeye renk vermek
She colors the picture
Resmi boyuyor
renk
ışığın nesnelerden yansımasıyla oluşan görüntü
Her favorite color is blue
En sevdiği renk mavidir
izin vermek
In scenebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
her yerde
In sceneher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar dönmek
I need to get back to work
İşe geri dönmem gerekiyor
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
In scenezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
omuz
In scenekolu vücuda bağlayan eklem
My shoulder hurts
Omzum ağrıyor
yük
kişinin üstlenmesi gereken ağır görev
He bears a heavy shoulder for the team
Takım için ağır bir yük taşıyor
banket
yolun kenarında bulunan emniyet şeridi
He pulled the car onto the shoulder
Arabayı bankete çekti
bırakmak
In scenebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
başlamak
In scenebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
tuvalet
In sceneinsan atıklarını boşaltmak için kullanılan tesisat
Please clean the toilet
Lütfen tuvaleti temizle
felaket
çok kötü veya başarısız bir durum
The project is a total toilet
Proje tam bir felaket
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
duyarlı
In scenetoplumsal ve siyasi sorunların farkında olan
The company tries to appear woke to attract younger customers
Şirket genç müşterileri çekmek için duyarlı görünmeye çalışıyor
bilinçli
In sceneırkçılık ve adaletsizlik gibi toplumsal konuların farkında olan
People are more woke about social justice these days
İnsanlar bugünlerde sosyal adalet konusunda daha bilinçli
uyandırdı
birini uykudan uyandırmak
He woke his brother early in the morning
Sabah erkenden erkek kardeşini uyandırdı
uyandı
uykunun sona ermesi
I woke up at seven
Saat yedide uyandım
kafe
kahve ve yiyecek satılan dükkan
I met my friend at the coffee shop
Arkadaşımla kafede buluştum
telaşlı
In sceneçok hareketli ve yoğun
It was a hectic day
Telaşlı bir gündü
zor
In scenekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
bahşiş
In scenehizmet karşılığında verilen ekstra para
He left a big tip
Büyük bir bahşiş bıraktı
ipucu
faydalı bir bilgi veya öneri
Here is a useful tip
İşte faydalı bir ipucu
uç
bir şeyin sivri uç kısmı
The tip of the pencil is broken
Kalemin ucu kırık
eğmek
bir şeyi bir yana eğmek
Don't tip the glass
Bardağı eğme
itfaiyeci
In sceneyangınları söndüren kişi
The fireman put out the fire
İtfaiyeci yangını söndürdü
buradan gitmek
bir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
forklift
In sceneağır yükleri kaldırmaya yarayan küçük araç
The driver parked the forklift
Sürücü forklifti park etti
forkliftle taşımak
bir şeyi forklift kullanarak hareket ettirmek
He forklifted the heavy boxes
Ağır kutuları forkliftle taşıdı
düz
In sceneeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
doğrudan
durmadan veya yön değiştirmeden
Go straight to the office
Doğrudan ofise git
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
yanında
In scenebir şeyin yanında
Sit beside me
Yanımda otur
teknik becerisi düşük
makineleri kullanma veya tamir etme konusunda yeteneksiz
I am mechanically challenged and cannot fix the printer
Teknik konularda beceriksizim ve yazıcıyı tamir edemiyorum
huzurlu
In scenegürültüden ve karışıklıktan uzak, sakin
The garden is very peaceful
Bahçe çok huzurlu
çekici
In scenefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
cinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
hayatta kalmak
In scenetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
yanlışlıkla
In sceneistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
ele almak
In scenebir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
adres
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
nefret etmek
In scenebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
resmen
In sceneresmi bir şekilde
They are officially married
Onlar resmen evli
resmen
resmi kurallara veya prosedürlere uygun bir şekilde
The building was officially opened yesterday
Bina dün resmen açıldı
haber
In scenebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
hak etmek
In scenebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
bilim
In scenedoğal dünyayı inceleyen bilim dalı
I love science
Bilimi seviyorum
hata
In sceneyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır