

Modern Family — Season 8 Episode 21
Words & meanings
587 words
CEFR level
kapmak
In scenebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
farklı
In sceneaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
çok çirkin
In scenebakılması rahatsız edici derecede çirkin
That dress is hideous
O elbise çok çirkin
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
duman
In sceneyanan maddelerin oluşturduğu görünür gaz
There is a lot of smoke
Çok fazla duman var
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
sigara içmek
yanan bir şeyin dumanını solumak
He does not smoke
O sigara içmez
çok çekici
çok çekici veya güzel görünen kimse (argo)
She is a total smoke
O çok çekici biri
daha uzun süre
In scenedaha fazla zaman boyunca
I will stay longer
Daha uzun süre kalacağım
daha uzun
daha fazla zaman süren
This takes longer to cook
Bu daha uzun sürede pişiyor
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
yıl
In scene12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
yarım saat
otuz dakikalık süre
I will be there in a half hour
Yarım saate orada olurum
yarım saat
otuz dakikalık zaman dilimi
The break is a half hour
Ara yarım saat
yarım saat
otuz dakikadan oluşan süre
I waited for a half hour
Yarım saat bekledim
resmî
In sceneönemli veya ciddi etkinlikler için uygun
He wore a formal suit to the wedding
Düğüne resmî bir takım elbise giydi
biftek ve patates kızartması
biftek ve patates kızartmasından oluşan bir yemek
I ordered steak frites for dinner
Akşam yemeği için biftek ve patates kızartması sipariş ettim
alay etmek
In scenebirini dalga geçerek kışkırtmak
He taunted his opponent
Rakibiyle alay etti
su kütlesi
göl deniz veya nehir gibi büyük su alanı
The lake is a large body of water
Göl büyük bir su kütlesidir
muktedir
In scenebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
isim
In scenebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
pis kokulu
In scenekötü kokan
These socks are smelly
Bu çoraplar pis kokulu
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
uzanmak
bir şeye ulaşmak için kolunu uzatmak
He reached for the phone
Telefona uzandı
burun
In sceneyüzün koku alan ve nefes alan kısmı
Touch your nose
Burnuna dokun
burun
koku almak için kullanılan yüz bölümü
Her nose is small
Onun burnu küçük
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
biliyor musun
konuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
evren
In sceneuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
yüzme havuzu
In sceneyüzmek için yapılmış yapay su alanı
The hotel has a big pool
Otelin büyük bir havuzu var
bilardo
masada toplar ve ıstkalarla oynanan bir oyun
Let's play a game of pool
Hadi bir el bilardo oynayalım
havuz
bir şeylerin toplandığı ortak kaynak veya rezerv
We have a pool of talented candidates
Yetenekli adaylardan oluşan bir havuzumuz var
yola çıkmak
uzun bir yolculuğa başlamak
We hit the open road early in the morning
Sabah erkenden yola çıktık
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
In scenebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
In sceneşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
adamlar
In sceneyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
uyuyakalmak
uyumaya başlamak
I fall asleep quickly
Hızlıca uyuyakalırım
uykuya dalmak
uykuya geçmek
He fell asleep on the sofa
Kanepede uyuyakaldı
uykuya dalmak
uyku durumuna geçmek
It is hard to fall asleep
Uykuya dalmak zordur
uykuya dalmak
uyumaya başlamak
I often fall asleep while reading
Okurken sık sık uykuya dalarım
uykuda
uyku halindeyken
The baby appears to fall asleep
Bebek uykuda görünüyor
çalmak
In scenebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
taşınmak
yaşanılan yerden ayrılmak
I will move out next week
Gelecek hafta taşınacağım
evi boşaltmak
bir yerde yaşamayı bırakmak
He moved out of the apartment
Apartman dairesinden taşındı
ne
öfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
tel
In sceneözellikle müzik aletlerinde bulunan ince malzeme
The guitar string broke
Gitar teli koptu
oyalamak
birini boş umutlarla kandırmak
Stop stringing her along
Onu oyalamayı bırak
asmak
birini iple asarak öldürmek
They threatened to string him up
Onu asmakla tehdit ettiler
bağlamak
bir ip veya iplikle sabitlemek
I will string the parcels together
Paketleri birbirine bağlayacağım
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
bez
In scenetemizlik için kullanılan eski kumaş parçası
She wiped the table with a rag
Masayı bir bezle sildi
kalitesiz gazete
düşük kaliteli gazete veya dergi
He never reads that rag
O o kalitesiz gazeteyi asla okumaz
yatak
In sceneuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
akrep
In scenesekiz bacağı ve iğneli bir kuyruğu olan küçük bir hayvan
The scorpion is dangerous
Akrep tehlikelidir
akrep
ok fırlatmak için kullanılan eski bir kuşatma silahı
Soldiers used the scorpion to defend the walls
Askerler surları savunmak için akrebi kullandı
bin
In scene1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
planlamak
bir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
kâğıtta pişirme
yiyeceği pişirme kâğıdı içinde pişirme yöntemi
I decided to cook the fish en papillote for dinner
Akşam yemeği için balığı kâğıtta pişirmeye karar verdim
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
havya
In scenemetal parçalarını lehimlemek için kullanılan bir araç
He used the iron to fix the circuit
Devreyi tamir etmek için havya kullandı
demir
güçlü ve sert bir metal
This gate is made of iron
Bu kapı demirden yapılmıştır
ütülemek
kumaşı ısı yardımıyla düzeltmek
I need to iron my shirt
Gömleğimi ütülemem gerekiyor
demir
vücut için gerekli olan bir mineral
I need to eat more iron
Daha fazla demir tüketmem gerekiyor
ev sahibi
In scenebinayı veya araziyi sahip olup başkalarına kiralayan kişi
My landlord is very kind
Ev sahibim çok nazik
düzeltmek
In scenebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
sorular
In scenebilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
Do you have any questions?
Sorularınız var mı?
sorular
bilgi almak için yöneltilen cümleler
I have a few questions for you
Sana birkaç sorum var
sorular
bilgi almak için sorulan cümleler
I have a few questions
Birkaç sorum var
kendini hırpalamak
bir hata yüzünden kendini sürekli suçlu hissetmek
Don't beat yourself up about the mistake
Hata yaptığın için kendini hırpalama
bonfile
In scenegenellikle sığır etinden yapılan kalın et dilimi
I would like a steak
Bir bonfile istiyorum
duruşma
In scenebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
deneme
bir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
yargılama
birinin suçlu olup olmadığına karar verilen resmi mahkeme
The trial lasted for two weeks
Yargılama iki hafta sürdü
ilgi isteyen
In sceneçok fazla ilgi veya bakım gerektiren
He is a very needy person
O çok ilgi isteyen biridir
yoksul
çok az parası olan
He gives clothes to needy families
Yoksul ailelere kıyafet veriyor
ağ
In scenedelikli ve birbirine bağlı iplerden yapılan malzeme
He caught a fish in the net
Ağla bir balık yakaladı
net
tüm kesintiler yapıldıktan sonra kalan miktar
My net salary is three thousand dollars
Net maaşım üç bin dolardır
net
kolayca anlaşılan veya görülen
The instructions are net
Talimatlar çok net
takım
birlikte spor yapan grup
The net played well today
Takım bugün iyi oynadı
kaçmak
birinden veya bir şeyden hızla uzaklaşmak
The cat ran away from the dog
Kedi köpekten kaçtı
çarşaf
In sceneyatak üzerine serilen ince kumaş
I need a clean sheet for the bed
Yatak için temiz bir çarşafa ihtiyacım var
çarşaf
yatağı örtmek için kullanılan büyük kumaş parçası
I put a clean sheet on the bed
Yatağa temiz bir çarşaf serdim
kağıt
ince ve düz kağıt parçası
Please write your name on a sheet of paper
Lütfen adınızı bir kağıda yazın
mantıklı olmak
makul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
yalnızca
In scenebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
In sceneeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
rahatsız olmak
In scenebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
şaka
In sceneeğlence amaçlı yapılan küçük oyun
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka
birine yapılan oyun veya şaka
He played a prank on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
kan
In scenevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
çöl
In sceneaz yağış alan sıcak ve kuru bölge
The desert is very hot
Çöl çok sıcaktır
terk etmek
zor bir durumda birini yalnız bırakmak
He deserted his family
Ailesini terk etti
hak edilen
birinin layık olduğu şey veya ceza
He finally got his just deserts
Sonunda hak ettiğini buldu
çöl
kurak ve genellikle kumlu geniş arazi
It is very hot in the desert
Çölde hava çok sıcaktır
temel
In scenebir sistemin veya konunun başlangıç seviyesi olan
I need to learn the basic principles
Temel ilkeleri öğrenmem gerekiyor
temel
karmaşık veya ileri düzeyde olmayan
It is a basic idea
Bu temel bir fikir
esas
bir şeyin en önemli kısmı olan
He has a basic knowledge of the topic
Konu hakkında esas bir bilgiye sahip
gaga
In scenekuşların sert ağız kısmı
The bird has a long beak
Kuşun uzun bir gagası var
sevmek
In scenebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
şarap
In sceneüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
resim
In scenegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
sürme
In scenebir taşıtı kontrol etmek ve hareket ettirmek
I am driving a car
Araba sürüyorum
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya veya belli bir şekilde hissetmeye itmek
He is driving me crazy
Beni deli ediyor
kazandırmak
bir işletmenin para kazanmasını sağlamak
This strategy is driving profit
Bu strateji kâr sağlıyor
aman
In scenebıkkınlık veya yalvarma durumunda kullanılır
Oh, please stop it
Ah, lütfen dur artık
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
danışmak
birine fikrini sormak
I will run it by my boss first
Önce patronuma danışacağım
araba
In scenedört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
harika
In sceneçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
zeki
In scenehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
çay kaşığı
In sceneiçecekleri karıştırmak veya az miktarda yiyeceği ölçmek için kullanılan küçük kaşık
Put one teaspoon of sugar in your tea
Çayına bir çay kaşığı şeker at
doğmuş
In scenedünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
çılgınlık
In scenekontrol edilemeyen aşırı heyecan durumu
The crowd was in a frenzy
Kalabalık çılgına dönmüştü
levrek
okyanuslarda yaşayan büyük bir balık türü
I like eating sea bass
Levrek yemeyi severim
mış gibi yapmak
In scenebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak