

Modern Family — Season 9 Episode 2
Words & meanings
682 words
CEFR level
şampanya
In sceneFransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
çabuk ol
bir şeyi hızlıca yapması için söylenir
Chop chop, we are late
Çabuk ol, geç kaldık
çabuk ol
birinden bir işi hemen yapmasını istemek için kullanılan ifade
Chop chop we need to leave now
Çabuk ol şimdi çıkmamız gerekiyor
berbat olmak
In sceneçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
hata
In sceneyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
sızlanmak
In sceneyüksek sesle şikayet etmek
Stop whining about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
sızlanmak
şikayet ederken tiz ve rahatsız edici bir ses çıkarmak
Stop whining about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
yumuşak
In scenesert veya pürüzlü olmayan
The pillow is soft
Yastık yumuşak
formsuz
In scenefiziksel olarak güçlü olmayan
He has become soft
Formdan düştü
yumuşak
dokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
akıllı
In sceneöğrenme ve anlama kapasitesi yüksek olan
Dogs are intelligent animals
Köpekler akıllı hayvanlardır
zeki
hızlı kavrama ve anlama yeteneğine sahip olan
He is very intelligent
O çok zeki
battaniye
In sceneısınmak için kullanılan büyük kumaş parçası
I need a blanket
Bir battaniyeye ihtiyacım var
iş başında
çalışma esnasında veya bir görev sırasında
He had an accident on the job
O iş başında bir kaza geçirdi
iş yerinde
çalışma alanında veya ofis ortamında
We received training on the job
İş yerinde eğitim aldık
vay be
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
gözlerini kısmak
In scenedaha iyi görmek için gözleri hafifçe kapatmak
She squinted in the bright sun
Parlak güneşte gözlerini kıstı
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
partiler
In sceneinsanların eğlenmek veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlikler
I love going to parties
Partilere gitmeyi severim
grup
birlikte bir şeyler yapan insan topluluğu
We are meeting with the other parties today
Bugün diğer gruplarla buluşuyoruz
mezbahane
In scenehayvanların etleri için kesildiği yer
The cows were taken to the slaughterhouse
İnekler mezbahaneye götürüldü
yenilemek
bir şeyin daha iyi veya taze görünmesini sağlamak
We decided to spruce up the living room
Oturma odasını yenilemeye karar verdik
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
itiraf etmek
In scenebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
her yerde
In sceneher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
merhum
In sceneartık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
yanıp kül olmak
bir binanın veya yapının ateşle tamamen yok olması
The old house burned down
Eski ev yanıp kül oldu
ebeveynlik
In sceneçocuk yetiştirme eylemi
Parenting can be difficult
Ebeveynlik zor olabilir
kapılmak
güçlü bir duygu veya durumdan etkilenmek
She was swept up in the excitement
Heyecana kapıldı
süpürmek
bir yeri süpürerek temizlemek
Please sweep up the glass
Lütfen cam kırıklarını süpür
dürüst
In scenedoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
anlamak
In scenebir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
temizleme
In scenekirleri giderme işlemi
Cleaning the floor takes time
Yerleri temizlemek zaman alır
kuru temizleme
yıkanması veya temizlenmesi gereken giysiler
I take my coat for cleaning
Paltomu kuru temizlemeye götürüyorum
temizlik
bir yerin temizlenmesi süreci
The room needs a cleaning
Odanın temizliğe ihtiyacı var
temizlik
bir yeri kir veya dağınıklıktan arındırma eylemi
Cleaning the kitchen takes a lot of time
Mutfağı temizlemek çok zaman alıyor
atış
In scenesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
genellikle
In sceneçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
sivil
In scenesilahlı kuvvetlere mensup olmayan kişi
He is a civilian
O bir sivil
bilinçsizce
In scenebilinçli bir düşünce olmadan gerçekleşen şekilde
I subconsciously avoid that street
Bilinçsizce o caddeden kaçınıyorum
sus
konuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yenilgi
In scenebir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
yenmek
bir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
keyif almak
In scenebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
utandırıcı
In scenerahatsızlık veya utanç veren
It was an awkward moment
Utandırıcı bir andı
huzursuz
bir durumda kendini gergin veya tuhaf hissetme
I felt awkward at the party
Partide kendimi huzursuz hissettim
restoran
In sceneyemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
otel
In sceneseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
otel
In scenegezginlerin kalabileceği ve uyuyabileceği yer
We stayed at a small hotel
Küçük bir otelde kaldık
otel
seyahat edenlerin kaldığı yer
The hotel is near the beach
Otel plajın yakınında
kışkırtmak
birinin güçlü bir duygu hissetmesini sağlamak
Don't work yourself up
Kendini boşuna heyecanlandırma
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya planlamak
He worked up a new plan
Yeni bir plan hazırladı
tetkik
bir durumun veya hastanın ayrıntılı incelenmesi
The doctor ordered a full workup
Doktor tam bir tetkik istedi
kullanmak
In scenebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
yurt
In sceneöğrencilerin kaldığı bina
I live in a dorm
Bir yurtta kalıyorum
oturmak
In scenekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tık tık şakası
kısa ve komik bir hikaye veya oyun
Do you know a knock knock joke?
Bir tık tık şakası biliyor musun?
tık tık
bir tık tık şakasını başlatmak için kullanılan ifade
He started with knock knock
Tık tık diyerek başladı
tık tık şaka türü
tekrarlanan tık tık ifadeleriyle başlayan bir şaka türü
I love this knock knock joke type
Bu tık tık şaka türünü seviyorum
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
konsol
In sceneeşyaların saklanması için kullanılan alçak dolap
I placed the files on the credenza
Dosyaları konsolun üzerine koydum
göz alıcı
In scenegörünüşüyle etkileyici ve heyecan verici olan
She wore a glamorous dress to the party
Partiye göz alıcı bir elbise giydi
basit
In scenezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
terk etmek
In scenearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
blender
In sceneyiyecek veya içecekleri karıştırmaya yarayan makine
I use a blender to make a smoothie
Smoothie yapmak için blender kullanıyorum
dişi geyik
In scenegeyik türünün dişisi
A doe was grazing
Bir dişi geyik otluyordu
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
I will do my homework
Ödevimi yapacağım
belirtmek
bir şeyi yazıyla ifade etmek
The sign does not indicate the name
Tabela ismi belirtmiyor
gibi görünmek
bir şeyin izlenimini vermek
You doe to be ready
Hazır gibi görünüyorsun
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
brie peyniri
In sceneyumuşak ve hafif aromalı bir Fransız peyniri
I love eating brie with crackers
Brie peynirini krakerlerle yemeyi severim
ders
In scenebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
sınıf
In scenebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
şıklaştırmak
bir şeyi daha iyi veya zarif bir hale getirmek
We need to class up this living room
Bu oturma odasını şıklaştırmamız gerekiyor
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
mahvetmek
In scenebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
dayanmak
zor bir durumda pes etmemek
She held up well during the long interview
Uzun görüşme sırasında iyi dayandı
mısır gevreği
In scenetahıllardan yapılan ve genellikle sütle yenen kahvaltılık yiyecek
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda mısır gevreği yerim
kahvaltılık gevrek
tahıllardan yapılan bir kahvaltı yiyeceği
I eat cereal for breakfast
Kahvaltıda gevrek yerim
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
ponpon kız
In scenespor etkinliklerinde tezahüratı yöneten kişi
She is a cheerleader at her school
O, okulunun ponpon kızlarından biri
-de/-da çalışmak
bir yerde işe sahip olmak
I work at a hospital
Bir hastanede çalışıyorum
üzerinde çalışmak
bir şeyi geliştirmek için çaba sarf etmek
You need to work at your tennis skills
Tenis becerilerin üzerinde çalışman gerekiyor
para avcısı
başkalarıyla sadece paraları için ilişki kuran kişi
She is just a gold digger
O sadece bir para avcısı
susamış
In scenesu içme ihtiyacı duymak
I am very thirsty
Çok susadım
susamış
bir şeye karşı büyük bir arzu duyan
He is thirsty for knowledge
O bilgiye susamış
yumruk tokuşturma
iki kişinin kapalı yumruklarını birbirine hafifçe vurarak selamlaşması
We gave each other a fist bump
Birbirimize yumruk tokuşturduk
yol
In scenebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
patika
yürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
kullanışlı
In scenekullanımı kolay ve yararlı
This app is very convenient
Bu uygulama çok kullanışlı
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
ile geçinmek
bir şeyi kullanarak hayatta kalmak
They live on bread and water
Ekmek ve su ile geçiniyorlar
yaşamaya devam etmek
bir durumun veya kişinin hayatta kalmaya ya da varlığını sürdürmeye devam etmesi
His legacy will live on
Onun mirası yaşamaya devam edecek
üzerinde yaşamak
bir yerin üzerinde ikamet etmek
They live on an island
Onlar bir adada yaşıyorlar
boyun
In scenebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
kahraman
In scenecesareti nedeniyle hayranlık duyulan kişi
He is a real hero
O gerçek bir kahraman
yenilmez
In scenemağlup edilmesi imkansız olan
The team is unbeatable this season
Takım bu sezon yenilmez
kağıt havlu
temizlik için kullanılan tek kullanımlık kağıt
Use a paper towel to clean the spill
Dökülenleri silmek için kağıt havlu kullan
kağıt havlu
kurulanmak amacıyla kullanılan kağıt parça
Dry your hands with a paper towel
Ellerini kağıt havluyla kurula
güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
kasten
In scenekasıtlı bir şekilde
He willfully ignored the warning
Uyarıyı kasten görmezden geldi
önce
In sceneşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
ipucu
In scenebir şeyi tahmin etmeye yardımcı olan küçük bir bilgi
Can you give me a hint?
Bana bir ipucu verebilir misin?
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeyip dolaylı yoldan belirtmek
She hinted that she might quit her job
İşinden ayrılabileceğini ima etti
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There is a hint of lemon in the tea
Çayda bir eser miktarda limon var