

Modern Family — Season 9 Episode 5
Words & meanings
690 words
CEFR level
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
In scenebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
görünmek
In scenebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
vay
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
neredeyse
In scenetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
plan
In scenebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
şaka
birine yapılan komik veya eğlenceli bir oyun
He played a practical joke on me
Bana bir şaka yaptı
ev halkı
In scenebir evde yaşayan tüm kişiler
The household consists of five people
Ev halkı beş kişiden oluşuyor
iyi yolculuklar
iyi yolculuklar dilemek için kullanılan ifade
Bon voyage! Have a safe trip
İyi yolculuklar! Güvenli bir yolculuk geçir
rekor
In sceneşimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kayıt
In scenegerçeklerin yazılı veya resmi tutanağı
The school keeps a record of grades
Okul notların bir kaydını tutar
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
toplantı
In sceneplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
kitap
In sceneyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kural kitabı
kuralların veya prosedürlerin bulunduğu resmi döküman
They followed the book exactly
Tam olarak kural kitabına uydular
görüş
bir kişinin kendine has bakış açısı veya değerlendirmesi
In my book this is a mistake
Benim görüşüme göre bu bir hata
takılı kalmak
In scenebir şeye aşırı derecede odaklanmak
Don't fixate on the small details
Küçük detaylara takılı kalma
takılıp kalmak
bir şeye aşırı derecede odaklanmak
He tends to fixate on minor details
Önemsiz detaylara takılıp kalıyor
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
kürsü
In scenekonuşmacıların veya onur konuklarının çıktığı yüksek platform
The speaker stepped up onto the dais
Konuşmacı kürsüye çıktı
erteleme tuşu
alarmı kısa süreliğine durduran düğme
I hit the snooze button five times
Erteleme tuşuna beş kez bastım
sarmaşık
In sceneuzun gövdeli, tırmanıcı bir bitki
The vine grew up the wall
Sarmaşık duvarda yükseldi
parçalanmak
In sceneçok sayıda küçük parçaya ayrılmak
The glass shattered on the floor
Cam yerde parçalandı
tanışma cümlesi
biriyle tanışmak için kullanılan etkileyici söz
He used a funny pick up line
Komik bir tanışma cümlesi kullandı
tavlama cümlesi
romantik bir konuşma başlatmak için kullanılan zekice söz
He used a cheesy pick up line
Saçma bir tavlama cümlesi kullandı
flört cümlesi
birini etkilemek ve muhabbet açmak için söylenen zekice veya komik ifade
That is a classic pick up line
Bu klasik bir flört cümlesi
üzerinden adım atmak
ayağını kaldırarak bir şeyin üzerinden geçmek
Please step over the puddle
Lütfen su birikintisinin üzerinden adım atarak geç
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yabancı
In scenetanımadığınız biri
Don't talk to strangers
Yabancılarla konuşma
tuhaf
alışılmamış ya da şaşırtıcı
The stranger the better
Ne kadar tuhaf o kadar iyi
yabancı
tanımadığınız kimse
Don't talk to a stranger
Yabancılarla konuşma
tanımadık kişi
kim olduğunu bilmediğiniz insan
A stranger asked me for directions
Tanımadık bir kişi bana yol sordu
proje
In scenebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
aksine
In scenebirine veya bir şeye benzemeyen
Unlike her sister, she is shy
Kız kardeşinin aksine, o utangaçtır
iletişim kurmak
In scenebilgi veya düşünceleri başkalarıyla paylaşmak
They communicate by email
E-posta yoluyla iletişim kuruyorlar
iletmek
birine bilgi aktarmak
Please communicate your plans clearly
Lütfen planlarınızı açıkça iletin
iletişim kurmak
başkalarıyla fikir veya bilgi alışverişinde bulunmak
People communicate using language
İnsanlar dil kullanarak iletişim kurar
takvim
In scenebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
ücretsiz
In scenebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
kıskanç
In scenebaşkasının sahip olduğu bir şeye özenen
He is jealous of her new car
Onun yeni arabasını kıskanıyor
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
için
In scenebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
irtibatta kalmak
biriyle haberleşmeye devam etmek
We will be in touch soon
Yakında irtibatta olacağız
yemin etmek
ciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
şikayet etmek
In scenebir durumdan memnuniyetsizliğini dile getirmek
I want to complain about the service
Servis hakkında şikayet etmek istiyorum
çözmek
In scenebir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
bir saniyeliğine
çok kısa bir süre
Wait for one second
Bir saniyeliğine bekle
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
yönetmek
In scenebir şeyi yönetmekten sorumlu olmak
She directs the movie
Filmi yönetiyor
doğrudan
arada hiçbir şey olmadan
This is a direct flight
Bu doğrudan bir uçuş
doğrudan
bir şeyin yapılması için verilen komut
He gave a direct order
Doğrudan bir emir verdi
açık sözlü
nazik olmaya çalışmadan tam olarak düşündüğünü söyleyen
She is very direct with her feedback
Geri bildirimlerinde çok açık sözlüdür
müthiş
In sceneçok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
mantıklı
In scenemakul veya anlaşılabilir olmak
It makes sense
Bu mantıklı
hissetmek
zihin veya duygularla bir şeyi fark etmek
I can sense the danger
Tehlikeyi hissedebiliyorum
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissiyat
güçlü bir duygu
He had a sense of relief
Bir rahatlama hissi vardı
binmek
bir araca binmek
Hop in the car!
Arabaya bin!
şeyler
In scenebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
krem
In scenecilt bakımı için kullanılan yumuşak madde
I use hand cream
El kremi kullanırım
krema
sütten elde edilen koyu beyaz sıvı
I put cream in my coffee
Kahveme krema koyarım
seçkinler
bir grubun en iyi veya en önemli üyeleri
He is the cream of the team
O takımın en iyisidir
kendinden geçmek
aşırı derecede heyecanlanmak veya heveslenmek
I almost creamed when I heard the news
Haberi duyduğumda neredeyse kendimden geçtim
sona erdirmek
bir ilişkiyi veya etkinliği sonlandırmak
They broke up the session
Oturumu sona erdirdiler
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi bitirmek
They broke up last week
Geçen hafta ayrıldılar
parçalamak
bir şeyi çatlatmak veya bölmek
The ice began to break up
Buz parçalanmaya başladı
ayırmak
bir grubu veya kişileri birbirinden ayırmak
The police broke up the fight
Polis kavgayı ayırdı
kesilmek
telefon veya görüntülü görüşmede bağlantının bozulması
Your voice is breaking up
Sesin kesiliyor
sarsılmak
çok üzgün veya duygusal hissetmek
He broke up when he heard the news
Haberi duyduğunda sarsıldı
civarında
In scenebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
mutfak
In sceneyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
aldatmak
romantik bir ilişkide sadakatsiz davranmak
He cheated on his wife
Karısını aldattı
kovmak
In scenebirini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
yola çıkmak
bir yere gitmek üzere hareket halinde olmak
I am on my way to the office
Ofise doğru yola çıktım
deprem
In sceneyer kabuğunun ani sarsıntısı
The earthquake damaged the building
Deprem binaya zarar verdi
terk etmek
birini veya bir şeyi aniden terk etmek
He walked out on his family
Ailesini terk etti
dışarı çıkmak
bir yerden yürüyerek ayrılmak
She decided to walk out of the room
Odadan çıkıp gitmeye karar verdi
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
kutu
In scenedüz kenarları olan bir kap
Put the books in the box
Kitapları kutuya koy
sınıflandırmak
birini belirli bir kategoriye koymak
They try to box people into categories
İnsanları kategorilere ayırmaya çalışıyorlar
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
They like to box on weekends
Hafta sonları boks yapmayı severler
paketlemek
bir şeyi kutunun içine koymak
Please box the items carefully
Lütfen eşyaları dikkatlice paketleyin
hava
In scenebir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
duygu
In sceneduygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
neşeli
hayattan keyif alan ve mutlu
He has a fun loving personality
Neşeli bir kişiliği var
eğlenceyi seven
eğlenceli aktivitelerden ve arkadaşlıktan hoşlanan
They are a fun loving group of friends
Onlar eğlenceyi seven bir arkadaş grubu
eğlenceyi seven
eğlenceli ve mutlu aktivitelerden keyif alan
She is a fun loving person
O eğlenceyi seven bir insan
oh
In scenerahatlama veya bitkinlik ifade etmek için kullanılır
Whew, that was a close call!
Oh, ucuz atlattık!
karaoke
In scenekaydedilmiş müzik eşliğinde şarkı söyleme eğlencesi
We went to a karaoke bar last night
Dün gece bir karaoke bara gittik
karaoke
kayıtlı müzik eşliğinde insanların şarkı söylediği bir eğlence biçimi
We went to a bar for karaoke
Karaoke için bir bara gittik
saç
In scenekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
yer
In scenebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
az miktar
bir şeyin az miktarı
I would like a spot of tea
Biraz çay alabilir miyim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
tatlım
In sceneözellikle bir çocuğa hitap ederken kullanılan sevgi sözcüğü
Come here my little punkin
Buraya gel benim küçük tatlım
yürümek
In sceneDüzenli adımlarla veya kararlı bir şekilde yürümek
The soldiers march together
Askerler birlikte yürürler
Mart
Yılın on ikinci ayından biri
My birthday is in March
Doğum günüm Mart'ta
ilerlemek
düzenli adımlarla ileriye doğru gitmek
The troops march across the field
Birlikler tarladan geçerek ilerliyor
protesto yürüyüşü
bir amaç için düzenlenen toplu gösteri
They participated in a protest march
Protesto yürüyüşüne katıldılar
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
çok istemek
In scenebir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
sevmek
birine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
gördü
In scenegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
rekor kıran
daha önce elde edilenden daha iyi sonuç elde eden kişi veya şey
She is a record breaker in this sport
O, bu sporda bir rekor kırandır
rekortmen
yeni bir en iyi performansa imza atan kişi
She is a world record breaker
O bir dünya rekortmeni
yönetmek
In scenebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
koşmak
yürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
ayna
In scenegörüntüyü yansıtan cam yüzey
I look in the mirror
Aynaya bakıyorum
yansıtmak
bir şeyin görüntüsünü yansıtmak
The lake mirrors the mountains
Göl dağları yansıtıyor
meydan okuma
In scenecesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
bir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
ağlamaklı
In sceneağlayan veya ağlamak üzere olan
She felt weepy after the movie
Filmden sonra ağlamaklı hissetti
net
In sceneanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
engelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
sonunda
In sceneuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
dikkat
In scenebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et